11 Nisan 2015 Cumartesi

Edebiyat Terimleri Sözlüğü


ABDAL:Hem şiir hem de düzyazıda “derviş” anlamına gelen bu sözcük, halk ozanlarının adının başına ya da sonuna gelerek onların mahlası olarak da kullanılmıştır (Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal gibi).
ABSOLUTİZM:Mutlakçılık. Herhangi bir eserde ya da ilkede bir edebînin varlığına ve değişmezliğine inanmak, eseri ya da ilkeyi bu değişmezliğe göre incelemek. 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır.
ABSÜRT:Anlamsal öğeleri birbiriyle bağdaşmayan… Mantık açısından mantık kurallarına aykırı olanı dile getirir. Öğeleri birbirini tutmayan, birbiriyle bağdaşmayan saçma düşüncedir.
ACEM KOŞMASI:Âşıkların, özellikle Anadolu’nun kimi yörelerinde Azerbaycan’a özgü bir ezgiyle okudukları koşma türü.
AÇIKLAMA:Edebî bir eseri geniş okuyucu kitleleri için anlaşılabilir hale getirmek için yapılan yazılı çalışmalar.
AÇIKLIK:Bir metinde belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay, anlaşılır, herhangi bir ek yoruma, açıklamaya gerek kalmadan kavranabilir olmasıdır.
ADAPTASYON:Bir eseri çevrildiği dilin, konuşulduğu toplumun yaşayışına, inançlarına uyarlama demektir. Ayrıca farklı türde bir eserin (roman, öykü, anı gibi), sahne veya sinemaya uyarlanması ya da bu eserlerden (roman, destan, öykü gibi) farklı bir edebi eserin (örneğin oyun) meydana getirilmesidir.
AFROZİM:Çeşitli konularda mutlak bilinmesi gereken ana özellikleri kısa, açık ve anlaşılır bir biçimde anlatma sanatı. Yazarların derin anlam yüklü vecizelerine de afrozim denir.
AĞIZ:Bir anadilin herhangi bir şivesi içinde var olan söyleyiş farkıdır. Ağız, bir dilin aynı ülke içindeki konuşma farklılıklarıdır. Ağızlarda dilbilgisi ve sözcükler farklı değildir, ancak bazı sesler değişik söylenir. Erzurum ağzı, Karadeniz ağzı, Kayseri ağzı, Çorum ağzı gibi
AKICILIK:Sözcük ve cümlelerin dile takılmadan kolayca okunabilmesi için anlatılmak istenen düşüncenin rahatlıkla anlaşılır şekilde ifade edilmesi.
AKLEKTİZM:Felsefede uyuşabilir tezleri toplayıp uyuşmayanları bir yana bırakma eğilimi, edebiyatta ise birbirine aykırı çeşitleri bağdaştıran geniş sınırlı zevki ifade eder.
AKROSTİŞ:Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru sıralanmasıyla anlamlı bir sözcük meydana getirilmesidir. Divan edebiyatında akrostişe “muvasşah” ya da “istihrac” denir. Eski Yunan ve Latin edebiyatında ise akrostiş “üç dize” anlamına gelir.
AKS (AKİS):Bir cümlede bir dizede iki sözcüğün ya da sözcük topluluklarının yerleri değiştirilerek yapılan söz sanatı. Cümle ya da dizede bir sözcük diğerinin önüne ya da arkasına getirilerek cümle ya da dize tekrarlanır.
AKSAN:Bir ülkenin insanlarına veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğidir. Ayrıca vurgu demektir.
AKSİYON:Bir edebi eserde olguların akışıdır. Örneğin bir romandaki aksiyon; tanımlama, düşünce ve moral bölümlerinin çıkarılmasından sonra kalan, eserin temasını geliştiren başlıca olay.
ALAFRANGA:Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili, alaturka karşıtı; Avrupa kültürüne özgü olan; Avrupa uygarlığını benimsemiş, Avrupa eğitimiyle yetişmiş.                                                                                   
ALEGORİ:Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde simgelerle canlandırıp dile getirme.Bir düşüncenin canlı bir varlık olarak anlatılması. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek gibi. Örneğin; Harname, Hüsn ü Aşk, Mantıku’t-Tayr alegorik eserlerdir.
ALINTI:Öne sürülen bir savı ya da düşünceyi açmak, geliştirmek için o sav ya da düşüncenin ilgili olduğu alanda tanınmış bir kimsenin söylediği bir sözle pekiştirme.
ALIŞILMIŞ BAĞDAŞTIRMA: Bir söz grubundaki kelimelerin mantıksal olarak doğrudan ilgi kurabilecek veya doğal dilde alışılmış şekilde bir araya gelmesidir.
ALİTERASYON: Şiir veya nesirde ahenk sağlamak için, söz başlarında veya ortalarında aynı ünsüzlerin veya aynı hecelerin tekrarlanması.
ANA DUYGU:Bir düşünceden çok bir duyguyu dile getirmek, okuyucuya ya da dinleyiciye hissettirmek, onların benliğinde yaşatmak amaçlı yazı ya da konuşmaların öne çıkarmak istediği asıl duyguyu anlatır.
ANA FİKİR:Belirli bir konuda yazılmış eserlerin temelini oluşturan ve okuyucuya verilmek istenen asıl düşünce. Bir metindeki en kapsamlı yargı.
ANAGRAM:Bir sözcükteki harfleri kullanarak başka bir sözcük kurmak.
ANAKİKLİK:Tersinden okununca yine aynı anlamı veren söz ya da cümle. Örneğin; Anastas mum satsana!
ANAKRONİZM:Tarihi olay ya da olguların içerisinde geçtiği zaman ile olay ya da olguda yer alan nesne ya da özelliklerin birbiriyle uyumsuzluğudur
ANALİZ: Birbütünü parçalarına ayırarak detaylı inceleme. Bir edebi esrin analizi, olayların, kişilerin ve üslupların ayrı ayrı incelenmesi yöntemleriyle yapılır. Analizden çıkarılan sonuç bir tartışma konusu olursa bu duruma eleştiri denir.
ANEKDOT:Bir edebi eserde anlatılan bir olayın başlı başına ayrı bir bütünlük gösteren parçasıdır. Kısa hikâye fıkra, menkıbe anlamlarını da taşır.
ANIŞTIRMA:Söz arası ya da sözün gelişine göre ünlü bir olayı bir özdeyişi bir atasözünü anımsatma ve düşündürme sanatı, telmih.
ANLATI:Roman, öykü, oyun, masal gibi türlerde bir olay dizisini yazınsal biçimde anlatma eylemi.
ANLATIM:Duygu ve düşüncelerin sözlü ya da yazılı ifadesi. Edebiyatta daha çok yazılı anlatım için kullanılır. Anlatım genel olarak iki türde yapılır. Biri nesir (düz yazı) diğeri nazım (şiir).
ANTOLOJİ:Gerçek sanat eseri değerindeki örneklerin bir araya getirildiği derleme yapıtlar. Şiir antolojisi, hikâye antolojisi gibi… Yunanca anthos ve legein sözcüklerinden türemiştir. Batı’da ilk örneklerini Yunanlılar vermiştir. Gadarlı Meleagros ile Makedonyalı Filippos’un Stephanos ismiyle derlemeleri antolojidir. Türkçe’deki ilk antoloji ise Ömer bin Mezid’in 1436’da yazdığı Mecmu’atü’n-Nezâir adlı eseridir. Bu şiir antolojisini Prof. Dr. Mustafa Canpolat 1978’de Latin harfleriyle yayımlamıştır. Tanzimat Döneminde Ziya Paşa’nın yazdığı Harabat adlı eser divan şiirlerinden oluşmuş bir antolojidir.
ANTONİMTers anlamlı sözcükler. Sıcak-soğuk, iyi-kötü, acı-tatlı, kısa-uzun, gibi.
ARGO: Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların kullandığı özel dil veya söz dağarcığı, jargon.
ARTIKLAMA:Sözü ya da yazıyı gereksiz yere uzat durumu.
ARUZ: Hecelerin uzunluk ve kısalık, kapalılık veya açıklık değerlerine göre, türlü ses kalıplarından oluşan divan şiiri nazım ölçüsü.
ASALET:Edebi eserlerde terbiye dışı, çirkin, bayağı, müstehcen ve kaba sayılan sözcüklerden kaçınmak.
ASKI:Halk edebiyatında saz şairleri aralarındaki şiir yarışmalarında kazananlara verilmek üzere duvara tüfek, kılıç, heybe, saz gibi şeyler asardı. Bunlara askı, askıyı kazanmaya da “askı indirmek” denir.
ASONAS:Şiirde aynı ünlü harflerin tekrarlanmasıyla sağlanan uyumdur. Aynı aksanı veren ünlüyü ondan sonra veya önce gelen ünsüzü dikkate almadan her dizenin sonunda tekrarlama biçiminde yapılan uyak.
ÂŞIK:Halk ozanı yada saz şairi.
AYAK:Halk şiirinde kafiye yerine kullanılan terim.
ÂYÎNE:Sözcük anlamı “aynı” demektir. Herhangi bir şeyi veya hâli yansıtan, göz önünde canlandıran anlamında kullanılır. (Âyînesi iştir kişinin lafa bakılmaz, Ziya Paşa)

--B –

BAB:Bir edebi eserin düzenlenmesinde, konuların ele alınıp işlenmesine göre ayrıldığı bölümlerden her biri.
BAĞLAM: Bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen,
onun anlamını, değerini belirleyen birim veya birimin tümü; kontekstBALAD: Eski Fransız şiiri nazım biçimlerinden biri.
BASİTNAME:Divan edebiyatında yalın Türkçe ile yazılmış gazeller. Bunlara “Türkî-i basit gazel” de denir.
BELÂGAT:Düzgün ve yerinde söz söyleme sanatı. Sözün düzgün, açık, anlaşılır, güzel olmasını, söyleme nedeniyle, söylenene göre düzenlenmesini öğreten bir bilim dalıdır.
BELGESEL ROMAN:Gerçek olaylara, belgelere, araştırma ve incelemeye dayanarak oluşturulan roman türü.
BEND: Bir manzumeyi oluşturan, ikiden çok dizeli parçalardan her birinin adı.
BERCESTE:Öz, güzel, lâtif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize ya da beyit. Dize için daha çok “mısra-ı berceste” , beyit için de “beyt-i berceste” tanımlamaları kullanılır. Genel anlamda bir şiirdeki en güzel dize ya da beyit de denebilir.
BETİMLEME:Bir varlığı, bir olayı, bir durumu ya da kavramı zihninde canlanacak biçimde anlatma.
BEYİT: Aynı ölçü ile yazılan ve anlamca birbirine bağlı olan iki dizelik şiir bölümü.
BEZM:Sohbet, muhabbet, içki meclisi. Daha çok divan edebiyatında kullanılan mecazi bir kavramdır.
BİÇEM:Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, üslup, tarz, stil.
BİÇİM:Edebiyatta var olan öğelerin birbirine bağlanarak oluşturdukları düzen, şekil.
BİLİMKURGU:Düş ya da kurgu yoluyla oluşturulan; çoğu kez gelecek zamanlarda yer alan günümüzdekinden farklı bilimler ve teknikler kullanan toplum ve insan yaratan yazının türü.
BİLİNÇ AKIMI TEKNİĞİ:Roman, öykü, anlatı gibi kurmaca türlerde insanı, düşüncelerinin dümdüz akışı içinde değil; düşleri, izlemleri, iç dünyası ve bilinçaltıyla yansıtmak için başvurulan yol.
BİYOGRAFİ: Bir kişinin yaşamını ve eserlerini, nesnel bir bakışla anlatan eser.
BOVARİZM:Gustave Flaubert’in 1857 yılında yayımlandığı Madame Bovary adlı romanın kahramanlarına özgü tutum ve davranışlara verilen ad.
BOZLAK:Halk edebiyatında özel bir besteyle söylenen bir ezgi türü, türkü. Konusunu aşiret kavgalarından, kan davalarından, aşk maceralarından alır. Çoklukla Güney ve Orta Anadolu bölgelerinde söylenir. Afşar bozlağı, Urum bozlağı gibi türleri vardır.                             
BAROKÖzellikle 17. yüzyılda Batı edebiyatlarında dengeden çok harekete, düşünceden çok duyuma, biçimlerin serbestçe yaratılmasından duyulan coşkuya önem veren, abartmalı, etkileyici, çelişkiden çekinmeyen edebiyat akımı
                                                                                             .-C-
CİNAS: Anlamları ayrı, ama söylenişleri yazılışları ya da hem söylenişlerini hem de yazılışları benzer olan sözcüklerin bir arada kullanılması sanatı.
CÖNK:Halk edebiyatının seçkin ürünlerinin yazıldığı defterler, yazma kitaplar. Bir tür antoloji sayılılar ve yazarlarının kim olduğu çoğu zaman bilinmez.
- Ç-
ÇAĞRIŞIM: Sözcüklerin, düşüncelerin, hayallerin aralarında bulunan benzerlik, birlik, yakınlık ya da karşıtlık gibi bağlantılarla birbirlerini anımsatması.

-D –

DADAİZM: T. tzara ve arkadaşlarınca 20. yy başlarında Fransa’da geliştirilen edebiyat akımı.
DAĞINIKLIKSöylenenlerin birbirini tutmayıp bütünlükten yoksun olma durumu.
DANDİZM:Yapmacık üslup.Bu üslup sanatçıların taklit edilmemek amacıyla kullandıkları üslup.
DARAYAK:Âşık edebiyatında kafiye olma olasılığı düşük sözcükler. Âşıkın karşılaşma ya da atışma sırasında en azından dört ayak kafiye bulması gerekir. Diğer âşık da aynı ayakta dört sözcük söylemek zorundadır. Darayak bu durumda işe yarar. “Darkapı” olarak adlandırılır.
DARB-I MESEL:Meydana gelen bir durumu, olayı bir örnekle anlatmakta kullanılan kalıplaşmış, anlamlı sözler. “Durûb-ı emsâl” diye de adlandırılır.
DEKADAN:Fransa’da, 19. yüzyılda natüralizime kaşı çıkan simgecilik akımına öncülük eden sanatçılara verilen ad.
DENEME: Bir yazarın, herhangi bir konu üzerinde, özel görüş ve düşünüşlerini iddiasız, kesin hükümlere varmaksızın anlattığı eser. Herhangi bir konuda yeni ve kişisel görüşlerle bezenmiş bir anlatım içinde sunulan düz yazı türü.
DESTAN: Toplumların vicdanında derin izler bırakmış bir olayı, özellikle de kahramanlık olaylarını manzum olarak anlatan, en eski edebiyat türü.
DEVR ya da DEVİR: Tasavvufa göre yaratılış ve sona eriş arasındaki safhaları anlatan sistem. Tasavvufçular bu sistemi bi daireye benzettikleri için bu isim verilmiştir.
DEVRİKLEME:Sözcüklerdin cümle içinde olağan sıralanış biçimlerine uymayan kullanımı.
DEVRİYE:İnsanın ve evrenin Tanrı’dan gelip tekrar Tanrı’ya dönmesi görüşünü temel alan devir kuramını anlatan şiirlere verilen isim.
DEYİŞ: Türk halk edebiyatında hece vezniyle söylenen şiirler. Türkü, destan, koçaklama, güzelleme, taşlama, nefes, koşma, tekerleme türlerinin hepsine deyiş adı verilir. “Deme” sözcüğü de kullanılır. “Deme” daha çok Alevî şairlerin tarikatlarıyla ilgili konuları işleyen şiirlerine kendilerince verilen ad.
DEYİŞME:Halk edebiyatında âşıkların karşılıklı şiir söylemesi. “Atışma” da denir. En az iki âşık kendi kendilerine ya da bilirkişiler ve dinleyiciler karşısında belli kurallar çerçevesinde şiir yarışı yaparlar. Birbirlerini denerler, ustalıklarıyla öne çıkmaya çalışırlar.
DİBÂCE:Çoklukla mensur, bazen de manzum eserlerin başında yer alan, eserlerin yazılış nedenini açıklayan başlangıç kısmı. “Önsöz, mukaddime, medhal, sözbaşı, başlarken, birkaç söz” gibi sözcükler de dibâce karşılığıdır.
DİDAKTİKŞİİR: Öğretici,bilgi verici şiir türü.                           
DİDAKTİK:Amacı bir şey öğretmek olan eser.
DİPNOT:Yazarın yararlandığı kaynakları ve alıntıları metnin geçtiği yerlerde belirtmesi.
DİVAN:Divan edebiyatında şairlerin belli bir düzene göre şiirlerinin toplandıkları yapıt.
DİYALOG:İki kişinin karşılıklı konuşmasını tanımlayan Yunanca sözcük. Roman, hikâye, tiyatro gibi türlerde kahramanların karşılıklı konuşmalarının olduğu gibiyazılmasını ifadeeder. En çok dram türünde görülür ve üsluba canlılık katar. Devrik cümleler kullanmaya elverişlidir. Eflatun’un diyalogları ünlüdür.
DİZİN:Genellikle öğretici içerikli yapıtların ve kitapların sonuna koyulan kimi terimleri alfabetik bir düzenle veren ya da gösteren dizelge.
DOĞALCILIK (NATÜRALİZM):19. yy sonu ve 20. yy başında etkili olmuştur. Edebiyatta gerçeklik geleneğini daha da ileri götüren doğalcılar, gerçekleri ahlâksal yargılardan, seçici bir bakıştan uzak bir anlatımla ve tam bir bağımlılıkla anlatmayı amaçlar. Doğalcılık, bilimsel belirlenimciliği benimsemesiyle gerçeklikten ayrılır. Doğalcı yazarlar, insanı ahlâksal ve akılsal nitelikleriyle değil, fizyolojik özellikleriyle ele alır. Doğalcı yaklaşıma göre, çevrenin ve kalıtımın ürünü olan bireyler, dıştan gelen toplumsal ve ekonomik baskılar altında ezilir, içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar. Yazgılarını belirleyebilme gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu değildirler.
DOLAYLI ANLATIM:Roman, öykü gibi edebiyat türlerinde olayların yazar tarafından anlatılması.
DOLAYSIZ ANLATIM:Söylenenlerin biçimsel değişikliğe uğratılmadan, sözün söylendiği biçimde aktarılması
DRAM: Hem acıklı hem de gülünç olayları bir arada veren tiyatro türü.
DRAMA:Sahnelenmek için yazılan, olayları oluş hâlinde ve karşıt oluşların çatışmalarıyla geliştirip gösteren yapıt.
DRAMATİK ÖRGÜ:Tiyatro eserlerindeki olay örgüsü.
DRAMATİK ŞİİR:Korkunç bir olayı tiyatro şeklinde anlatan şiir.
DRAMATİK: Dram ile ilgili; çok acıklı, heyecan verici olan. Tiyatroda temsil edilmek üzere yazılan eser.
DURAK:Heceyle yazılan şiirlerde, dizelerin belli yerlerinde durulan kısım.                    
DÜBEYT:“İki beyit” anlamındadır. Divan edebiyatındaki rubai türünü belirtmek için kullanılır.
DÜZ DEĞİŞMECE:Mecaz-ı Mürsel denilen söz sanatı, ad aktarması. Benzetme amacı güdülmeden bir sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır.            
DÜZ YAZI ŞİİR (MENSUR ŞİİR):Ölçü, uyak gibi kurallara uymadan, konuşma dilinin havası içinde yazılan bu şiir edebiyatımızda ilk kez 20. yy. başında Halit Ziya Uşaklıgil tarafından denenmiştir.
                                                              --E –

EDA:Söz ve yazıdaki ifade şekli, üslup tarzı, anlatış yolu.
EDEB-İ KELÂM:Acı, hoş olmayan, ayıp, çirkin, kaba veya uğursuz sayılan şeyleri kendi adlarını söylemeden başka sözle ifade etmek. Buna “asalet” ve “mümtaziyet” adları da verilir. Edeb-i kelâm bir düşünceyi, bir olayı incelik, asalet ve nezaketle ifade etmek için anlam, kendine ait olmayan kelimeyle karşılanır.
EDEBİYAT-I CEDİDE: Servetifünun dergisi çevresinde oluşan edebî topluluk
EDİSYON KRİTİK:Eleştirel basım. Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin aralarındaki ayrılıklar tespit edilerek aslına en uygun şeklinin oluşturularak yayımlanmasıdır. Farklar dip notlar halinde gösterildiği gibi açıklayıcı bilgiler de verilebilir.
EFSANE: Tarihsel olayları, akıldışı açıklamalarla anlatan masallar, halk hikayeleri.         
EGLOG:Çoban şiiri. Birkaç çobanın aşk, kır hayatının güzellikleri üzerine karşılıklı konuşmaları biçiminde yazılır. Latin edebiyatında gelişen bu şiir türü genellikle Batı edebiyatında görülür. Bir olaya dayandığı ve karşılıklı kişileri konu aldığı için küçük bir piyesi andırır. Eglog, Türk edebiyatında kullanılmayan bir türdür.
EGZOTİK YAPIT: Uzak ve yabancı ülkelerin geleneklerini, yaşama biçimlerini anlatan yapıt.            
EGZOTİZM: Yabancı ülkelerin gelenek ve yaşama biçimlerini yansıtan, o ülkelere özgü manzaralarla donatılmış yapıtlar için kullanılan bir tanımlamadır.
EĞRETİLEME (İSTİARE): Bir benzetmede benzeyen veya benzetilenden biriyle yapılan söz sanatı.
EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK): Empresyonizme tepki olarak doğan edebiyat akımı.
ELEŞTİREL GERÇEKLİKToplumsal gerçekleri eleştirel bir yaklaşımla ele alan, insanı toplumsal ilişkileriyle yansıtmaya amaçlayan edebiyat yönelmesi.
ELEŞTİRİ: Bir sanat eserinin gerçek değerini belirtmek amacıyla yapılan inceleme. İncelemek suretiyle o eser hakkında değer yargısına varılan yahut sanat ve edebiyat alanında yol gösterici yazı.                  
ELGAZ:Bilmece anlamına gelen “lügaz” kelimesinin çoğulu.
ELİFNÂME:Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilk harflerinin alt alta elif’ten ye’ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiir. Divan ve halk edebiyatımızın ortak mahsulleri arasında yer alır. Dini-tasavvufi ve din dışı konularda örneklerine de rastlanır.
EMOSYANALİZM:Sanat ve edebiyat eserlerinde duyguya önem veren estetik anlayış.
EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK): 19. yüzyılın sonlarında doğan, dış dünyanın bıraktığı etkileri, izlenimleri olduğu gibi yansıtmayı amaçlayan edebiyat akımı.             
ENELHAK:“Ben Tanrı’yım” anlamına gelen Enelhak, evrendeki tüm varlıkların bir ve bütün olduğuna inananların, Tanrı’yı gönüllerinde, kendi benliklerini de duyumsayanların, özellikle tasavvuf uluların kullandığı bir sözcüktür.
ENTİZM (İÇTENLİK):İnsan ruhunun gizli sırların içtenlikle anlatma eğilimi. Bu sanat anlayışına sahip edebiyatçılara “entimist” denir.
ENTONASYON: Cümlede heceler, kelimeler ve daha büyük anlamlı gruplar üzerindeki seslerin alçalıp yükselmesi. Konuşmacının anlatmak istediği anlama yardımcı olur. Dinleyiciyi duygulandıran, heyecanlandıran, coşturan özellikler taşır. Cümlenin yapısına göre değişiklikler gösterir. Bazen cümlelerin anlamını da belirler.
EPİFONEM:Bir sözlü ya da yazılı esrelerde anlatılan hikmetin bir sözle son bulması.
EPİGRAF:Bir yapının özelliklerini belirten ve genellikle bir plaka üzerine binanın ön yüzüne iliştirilen yazıya bir kitabın, bir kitabı meydana getiren bölümlerin başına konan, o kitapta veya bölümdeki yazıları özetler mahiyette sözler, şiir parçaları, atasözleri, vecizeler.
EPİGRAFİ:Yazıtları inceleyen bilim.
EPİGRAM:Eski Yunan’da mezar taşlarına yazılan kısa ve epik nazım şekli. Romalılarda çok kısa hiciv manzumesi.
EPİK : Kahramanlık ve yiğitlik konularıyla ilgili olan.
EPİK ŞİİR:Yiğitlik, kahramanlık savaş temalarını işleyen şiir türü.                                 
EPİK TİYATRO:Seyirciye toplumsal bilinç kazandırmak, onu uyarmak, çevresindeki yolsuzlukları göstermek amacında olan, öncülüğünü alman tiyatro yazarı Bertold Brecht’in yaptığı tiyatro türü.                                                                         
EPİLOGSon deyiş.
EPİZOT:Hikâye, roman veya şiirde ana konuya bağlı ikinci derecede olay; müzikte temaları birbirinden ayıran serbest yazılmış bölümler; tiyatroda bir aksiyona katılmış ikinci derecede bir aksiyon; Yunan trajedisinin unsurlarını meydana getiren diyaloglu bölümlerin her biri. Bu bölümler modern tiyatroda perde adıyla bilinir.
EPOPE:Kahramanlık konusunu işleyen uzun şiirler. Kelimenin aslı “konuşma, nutuk, sohbet” anlamına gelen Yunanca epospoien’e dayanır.
ESTETİK:Güzelliği ve güzelliğin insan ruhundaki etkilerini inceleyen bilim ve bilgi dalı.
EŞHAS:Şahıs kelimesinin çoğulu. Eskiden tiyatro eserlerinde ve romandaki kahramanlara veya kadroya bu ad verilirdi.
ETİMOLOJİ:Kelimelerinin hangi kökten geldiğini inceleyen bilim.
EZGİ: Belli bir kurala göre oluşturulan ses dizesi, beste.                                                                              

                                                                                       --F –


FABL: Kahramanları hayvan, bitki ya da eşya olan; bunların insan gibi konuşturulmasıyla oluşan ders verici yazı. Genelde manzum
yazılardır.
AHRİYE:Kasidede, divan şairinin kendisini övdüğü bölüm.                                                                                                   
FARS:Toplumdaki düzensizlikleri alaylı anlatımla yeren bir oyun, halk komedisi. Ayrıca İran’ın güneybatısında yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse  
FECRİATİ:Ahmet Haşim ve arkadaşlarının 1908’de oluşturduğu edebiyat topluluğu.                                                
 FEERİ:Kahramanları melek, cin, şeytan… gibi varlıklardan meydana gelen masalların oyunlaştırılmış biçimi.                                   
FIKRA: Gazete çevresinde gelişen ve günlük sorunlar hakkında, yazarın kişisel görüş ve düşüncelerini belirten öğretici metin türü.
FONTETİK SANATLAR: Ses unsuruna dayanan sanatlar.
FÜTÜRİZM: İtalyan şairi Marinetti’nin 1909’da Fransa’da ortaya koyduğu edebiyat akımı.                                               
-G –

GAZEL: Beyit sayısı 5 -15 olan, ilk beytinin dizeleri birbiriyle, sonraki beyitlerinin ikinci dizeleri birinci beyitle kafiyeli, genellikle lirik konularda yazılan divan şiiri nazım şekli.   
GİRİZGAH:Kasidelerle, başlangıçtan sonra asıl konuya geçmek için söylenen beyit.                                                               
GÜNLÜK: Günü gününe saptanmış olaylar, duygular, düşünceler ve izlenimlerden oluşan öğretici metin türü, jurnal.
- H -
HAMSE:Beş mesneviden oluşan yapıtlar topluluğu.                                                                                                                   
HATIRA (ANI): Bir kimsenin kendi başından geçen olayları veya tanık olduğu olay ve olguları; gözlemlerine, izlenimlerine, bilgilerine dayanarak kimi zaman kişisel duygularını ve düşüncelerini de katarak anlattığı yazı türü.
HECE ÖLÇÜSÜ: Dizelerdeki hece sayısının eşitliğine dayanan, halk şiiri ölçüsü olarak bilinen millî ölçümüz.
HİCİV:Bir kişiyi veya toplumsal bozuklukları yerme amacıyla yazılan şiir.
HÜSN-İ TALİL: Bir olguyu gerçek nedeniyle değil de hoşa giden başka bir nedenle açıklama sanatı.                   
        
- İ -

İÇ KAFİYE: Bir dizenin içinde fazladan yapılan, nesirdeki karşılığı “seci” olan uyak.
İKİNCİ YENİ: “Garipçiler” (Birinci Yeniler)e tepki olarak doğan şiir akımı.                                                                                                               
İLAHİ: Allah aşkını, dinî, tasavvufi duyguları konu alan, genellikle 3 -7 dörtlüklerden oluşan, Tekke edebiyatı nazım türüdür.                                                                      
İMALE:Ölçü gereği aruzda açık heceyi kapalı okuma.                                                                                                               
İMGE: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülya. Günlük hayatta yaşanması mümkün olmayan  şeyler.
 İNTAK:İnsan dışı varlıkları insan gibi konuşturma sanatı.
İSTİFHAM:Soru sorma sanatı. Bu tür sorularda genellikle cevap beklenmez.    
                                                      
- K -

KAFİYE (UYAK): Dize sonlarında anlam ve görevleri farklı ses benzerliği.                  
KASİDE: Divan şiirinde genellikle din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan, kafiye düzeni gazelle aynı olan beyit sayısı çoğunlukla 33 ile 99 arasında değişen nazım şekli.
KAVUŞTAK: Şarkı ve türkülerde tekrarlanan dize, nakarat.       
KIT’A: En az 2, en çok 12 beyitten oluşan, divan şiiri nazım biçimi .                              
KİNAYE:Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlama gelebilecek şekilde kullanarak yapılan söz sanatı.                                             
KLASİSİZM:17. yüzyılda Avrupa’da gelişen, eski Yunan ve Latin edebiyatları geleneğine bağlı, kuralcı edebiyat akımı.
KOÇAKLAMA:Yiğitlik, kahramanlık temalarını işleyen koşma türü.
KOMEDİ:İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan tiyatro türü.                                                                
KOŞMA: Dörtlükler halinde ve 11’lik hece ölçüsüyle yazılan; aşk, sevgi, tabiat, kahramanlık, güzellik gibi konuları işleyen; halk edebiyatının yaygın nazım şekillerinden biri.  
KOŞUK:İslamiyet’in kabulünden önceki Türk edebiyatındaki aşk, doğa temalarını işleyen şiir türü.                                                
KURMACA : Gerçekleşmediği halde, gerçekleşmiş gibi tasarlanarak yazılan edebî metin.

                                                                                  - L - 


LİRİK ŞİİR:Kişinin içten gelen duygularını coşkulu bir dille anlattığı şiir türü. 
LİRİK:Duyguların coşkunluğuyla ilgili olan edebî ürünler.
LÜFF Ü NEŞR:Bir beyit içinde iki ya da daha çok şeyi andıktan sonra onlarla ilgili şeyleri sıralama sanatı.               
LÜGAZ: Şiir biçiminde oluşturulan bilmece.

                                                                               - M -

MAHLAS: Kimi şair ve yazarların yapıtlarında kullandıkları takma ad. Özellikle divan edebiyatı şairleri tarafından kullanılmıştır.
MAKALE: Bir sonuca varmak amacıyla herhangi bir konuda bir düşünceyi, görüşü açıklamak, savunmak ya da bilgi vermek için kanıtlara, belgelere dayanılarak yazılan yazı.
MAKTA: Gazel ya da kasidenin son beyti.                                                           
MANİ:Çoğunlukla 7’li hece kalıbıyla söylenen, anonim halk edebiyatının en yaygın nazım biçimi.       
MANZUM: Şiir biçiminde yazılmış olan.                                                                         
MANZUME: Alt alta sıralanmış mısralardan oluşan, her mısrası büyük harfle başlayan, sanatsal bir değer taşıma zorunluluğu olmayan, ölçülü ve kafiyeli metinlerdir. Manzumelerde duygudan ziyade olay ön plandadır.
MASAL:Hayalî olayları anlatan olağanüstü ögelerle bezenmiş, anonim nitelik taşıyan halk edebiyatı ürünü.
MATLA:Gazel ya da kasidenin ilk beyti.
MAZMUN:Belli bir kavramı anlatan, onu düşündürüp çağrıştıran kalıplaşmış söz ve benzetmeler.                                                                  
MECAZ:Bir sözcüğün gerçek anlamının dışında kullanılması.                                         
MEDDAH:Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda  taklitlerle hikayeler anlatan halk sanatçısı. Tek kişilik tiyatro çeşidi.
MEKTUP: Bir kişiye, topluluğa ya da kuruma bir şey bildirmek için, kompozisyon ve üslup niteliklerine dikkat edilerek yazılan yazı.
MELODRAM: İlkçağlarda, özellikle eski Yunan’da kimi bölümlerinde müzik çalınan, yer yer şarkılar serpiştirilmiş sahne yapıtı.   
MENKIBE: Din büyüklerinin, ermiş kişilerin hayatlarını, yaptıkları olağanüstü işleri dile getirip anlatan öykülere verilen ad.                                                                                        
MENSUR ŞİİR: Ölçü ve kafiye kullanılmamış, düz yazı biçiminde yazılmış duygusal yazı.                                                     
MENSUR:Düz yazı                                                                                                          
MERSİYE:Bir kişinin ölümünden duyulan acıyı konu edinen divan şiiri nazım türü.
MESNEVİ:Her beytinin dizeleri kendi arasında uyaklı olan, divan şiirinin en uzun nazım şekli.                       
MISRA (dize) : Manzum metinleri oluşturan satırlardan her biri. 
MİTOLOJİ:Tarih öncesine ait efsaneleri, masalları inceleyen bilim.
MİZAHÎ:Güldürme amacı güden, gülmece niteliği taşıyan.
MONOGRAFİ:Herhangi bir konu üzerinde özgün bir görüşme yapılan, ayrıntılı, derinlemesine inceleme.                  
MUAMMA:Belli kurallara uyarak bir insan adı çıkacak biçimde düzenlenmiş manzum bilmece.                                 
MUAŞŞER:Divan şiirinde on dizelik bentlerden oluşan nazım biçimi.
MUHAMMES:Divan şiirinde her bendi beş dizeden oluşan nazım biçimi.
MUKABELE: Aralarında tezat ve karşıtlık bulunan kelime, tamlama ve sözleri bir arada kullanmak.
MUKATTA: Arap alfabesinde kendisinden sonra gelen harfle bitişmeyen harfler (elif, dal, zel, re, ze, vav) kullanılarak söylenilen söz.
MUKTEZA-YI HAL: Uslüpta zamana, yere, duruma ve hitap edilen kişilere göre dili ayarlama, sözün söylendiği yerin, zamanın gerçek ve gereklerine uygun olması. Mukteza-yı makam , itibar-ı münasib sözleri de aynı anlamda kullanılır.
MURABBADivan edebiyatında dörder dizelik bentlerle kurulan nazım biçimi.
MURASSA: Nesirde iki ibarenin, nazımda ise iki mısranın kelimelerinin sayıca denk, karşılıklarıyla vezin ve kafiye bakımından birlik olması.
MUSAMMAT: Ölçüsü aynı olmak koşuluyla dört, beş, altı, yedi…dizeli bentlerden oluşan nazım biçimi.
MUSAMMAT GAZEL: Dize ortasında iç uyağı bulunan, dizenin ortası ile sonu kendi arasında uyaklı olan gazeller. Bu tip gazellerde beyitler ortadan bölünüp alt alta dörtlük oluşturacak biçimde yazılacak olursa ( abab / cccb / dddb …) şeklinde uyaklı kıtalar meydana gelir.
MUSARRA: Mısraları birbiri ile kafiyeli olan beyitlerdir. ‘Beyt-i musarra’ da denir. Gazellerin ilk beyitleri (matla) musarradır. Her mısrası aynı kafiyede olan şiirlere de ‘musarra’ denir (musarra tuyuğ gibi).  Bu şekilde düzenlenen şiirlerin bir başka adı müselseldir.
MUTABAKAT: Anlatım içinde kullanılan kelime ve değimlerin içeriğe uygun seçilmesi. Karşıtı mübayet’tir (aykırılık, zıtlık).
MUVAZENE (ölçülü, dengeli): Nesirde seci, nazımda kafiye yerindeki sözcüğün yalnız vezin bakımından eşit olması.
MÜBALAĞA (abartma):Anlatıma ahenk katmak için bir şeyi olduğundan fazla veya az gösterme sanatıdır.                                                                                   
MÜLEMMA: Bir şiirin bazı mısraları, bölümleri veya bir mısranın bazı sözcüklerinin değişik dillerde yazılması. Divan edebiyatında Arapça, Farsca, Yunancanın Türkçe ile birlikte kullanıldığı şiirler yazılmıştır. Tanzimat’tan sonra bu dillere Fransızca da eklenmiştir.
MÜNŞEAT:Divan edebiyatında değişik konularda mensur yazı veya mektupların bir araya getirildiği dergiler. Divan edebiyatında edebî değeri olan yazılar bir defterde toplanır ve meraklıları okurdu. Münşeatlardaki nesirlerde konu birliği aranmaz. Bu eserlerde çeşitli tarih belgeleri yanında edebî metinler ve özel mektupların bir araya getirildiği görülür. ‘Münşeat-ı Feridun Bey, Nergisi ve Veysi’nin münşeatları ünlüdür. Son münşeat örnekleri arasında Münşeat-ı Akif Paşa önemlidir.
MÜNŞİ: Sanatlı düz yazı yazan kişiler. Münşilerin yazılarını topladıkları dergi ise ‘münşeat’tır.
MÜNTAHABAT: Seçilmiş şeyler demektir. Genellikle aynı türde kaleme alınmış bir veya daha fazla yazarlara ait yazılar arasından yapılan seçmelerle meydana getirilmiş eser; seçmeler, antoloji.
MÜRSEL MECAZ (düz değişmece) : Benzetme amacı güdülmeden ya da benzetme ilgisi bulunmaksızın bir sözün başka bir söz yerine kullanılması sanatı.
MÜSEBBA: Divan edebiyatında her bendi yedi dizeden oluşan nazım biçimi.
MÜSEDDES: Divan şiirinde altı dizelik bentlerden oluşan nazım biçimi.
MÜSEMMEN: Divan şiirinde sekiz dizelik bentlerden oluşan nazım biçimi.
MÜSTEŞRİK: Doğulu milletlerin tarih, din, dil, edebiyat ve kültürlerini araştırıp inceleyen Batılı bilginler. ‘Şarkiyatçı, oryantalist, doğubilimci’ kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.                  
MÜSTEZAT: Sözcük anlamı artmış,çoğalmış demektir. Edebiyat terimi olarak gazelin her dizesine, kullanılan aruz ölçüsüne uymak koşuluyla bir kısa dize ekleyerek oluşturulan nazım biçimi anlamında kullanılmaktadır.
MÜŞAKELE: Birden fazla anlamı olan sözcüklerin ard arda gelecek şekilde, iki anlamı ile kullanılması, birinin söylediği bir sözü bir başkasının değişik anlama gelmek üzere tekrarlaması. Karşılıklı konuşan iki kişiden birinin gerçek veya mecazi anlamda söylediği bir sözü, diğeri başka bir düşünceye yanıt olacak şekilde tekrarlar. Birinci anlamı gerçek olursa çoklukla ikinci kullanıştaki anlamı mecazidir.
MÜTAKARRİN: Kafiyeli, birbirinin peşinden gelen ve iki kafiyeli olan şiir.
MÜTEKERRİR: Murabba, muhammes, müseddes gibi nazım şekillerinde bendlerin sonlarında tekrarlanan mısra veya beyitler.
MÜZDEVİC: Murabba, muhammes, müseddes ve benzeri nazım şekillerinde bendlerin sonundaki mısraların birinci bend ile kafiyeli olması.

-N –

NAAT: Konusu Hz. Muhammed’i övmek, ona yalvarıp ondan şefaat dilemek olan kaside.
NAKARAT: Şiirde bentlerin sonunda tekrarlanan mısra veya mısralar. Bu bölüm, anlam bakımından her bendi şiirin ana duygusuna bağlar. Şiirin nakarat bölümlerinde ifade olunan duygu ve düşünce etrafında gelişmesini sağlar. Nakarat, halk şiirinde ‘bağlama’ veya ‘kavuştak’ diye bilinir. Sözlü musiki eserlerinde aynı söz ve ezgi ile tekrar edilen bölüm de nakarattır.
NAME: Mektup, kitap, risale, ferman gibi anlamlar taşıyan bir kelime. Eskiden kitap türü olarak çok kullanılmıştır. “Kıyafetname, kabname, Hamzaname” gibi. Resmi nitelikteki kâğıt ve mektuplar da name diye bilinirdi.
NATÜRALİZM:1897’de Fransa’da ortaya çıkan, gözlemle birlikte bilimsel deneyi de uygulayan edebiyat akımı.                       
NAZIM BİRİMİ: Manzume ve şiirlerde, anlam bütünlüğü gösteren, yapıyı oluşturan, kendi içinde bağımsız dize veya dizeler topluluğu.
NAZIM ŞEKLİ: Mısra sayısı, birim sayısı, kafiye ve ölçü bakımından belli özellikler gösteren manzum yapı.
NAZIM: Belli bir ölçüye ve kafiye düzenine bağlı mısralarla oluşturulan anlatım şekli.
NAZİRE: Bir şairin şiirine başka bir şair tarafından aynı şekil, vezin, kafiye ve redifle yazılan şiir. Divan edebiyatı nazım türüdür. Kelime Arapca “eş, değer” anlamlarındaki nazir’den gelir. “Nazire yazma, tenzir, tanzir etme” diye de anılır. Nazire geleneği Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. İranlı şairler nazireye “cevab” adını verirler. Alay ve şaka yollu yazılmış nazirelere ‘tehzil’ veya ‘hezl’ denir.                
NEFES:Özellikle Bektaşi ozanlarında yazılan, Bektaşi törenlerinde makamlarla okunan, temaları Bektaşi inanışlarını içeren manzumelere verilen ad. Nefes tekke edebiyatının bir nazım türüdür.
NEO-KLASİSİZM:20. yüzyılın başlarında sembolizme tepki olarak doğan, klasik söyleyişi canlandırmayı amaçlayan sanat ve edebiyat akımı. Türk edebiyatında, bu akımın en güçlü temsilcisi, Yahya Kemal Beyatlı’dır. Yahya Kemal’in şiirleri,biçim yönünden eski, öz yönünden yenidir.
NESİP:Kasidede tasvir yapılan bölüm.                                                                             
NESİR (düz yazı): Duygu, düşünce ve hayallerin dilbilgisi kurallarına uygun cümleler içinde anlatılması şeklindeki edebî eser.
NESNELLİK: Yazarın, kendisini anlatımın dışında tutması, başka bir deyişle kendisini anlatıma katmaması; nesneleri, kişileri kendi öz nitelikleriyle yansıtması durumu.
NİHİLİZM: Hiççilik.
NİNNİ: Ölçü ve uyak yönünden maniye benzeyen, genellikle çocukları uyutmak için özel bir ezgiyle söylenen anonim halk edebiyat ürünü.                                                                                                                                                                    
-O –

OLAY ÖRGÜSÜ: Okuyucuda veya dinleyicide estetik bir etki uyandırmak amacıyla konuyu oluşturan olayların birbiriyle bağlantısına verilen ad.
OLAY: Öykü, roman, masal, anlatı gibi edebiyat ürünlerinde konuyu geliştiren, boyutlandırıp akışını sağlayan olguların bütünü.
OPERA KOMİK: Dokusunda acıklıyla gülüncü barındıran müzikli oyun.
OPERA:Orkestra eşliğinde oynanan, acıklı olayları anlatan, besteli oyun.

OPERET:Seyirciyi eğlendirmek için gösterilen, konusunu daha çok gülünç olaylardan alan müzikli oyun.      
ORATORYO:Kutsal konuları işleyen, oyun ögesi bulunmayan, bestelenmiş manzume.
ORHUN YAZITLARI:8. yüzyılda Göktürklerce dikilen ve Türk edebiyatının ilk yazılı belgesi sayılan anıtlar.           
ORTA OYUNU: Sahne olarak kabul edilen ve etrafı seyircilerle kuşatılmış bir alanda, belirli bir konu doğrultusunda fakat yazılı bir metne bağlı kalınmaksızın, dekorsuz, suflörsüz ve karşılıklı konuşmaya dayanan halk tiyatrosu.
OTOBİYOGRAFİ:Bir kişinin kendi hayatını kendisinin yazmasıyla ortaya çıkan yapıt.                                                                     
OTOGRAF: Yazarın kendi el yazısı. Eskiden hatt-ı dest (el yazısı) deyimi kullanılırdı.
OYUN: Sahnede oynanmak amacıyla yazılmış yapıtlara verilen ad.
OZAN: Kopuzla türkü söyleyen en eski Türk şairleri. Osmanlı döneminde halkı şairleri için kullanılırdı. Âşık sözünün karşılığı olduğu gibi meddah anlamını da taşıyordu. Ozanların toplumda önemli yerleri vardı. Beylerin huzurunda, dini törenlerde elindeki kopuzunu çalarak kahramanlık destanları okurlar, halk arasında kıssa söylerlerdi Memluk ordusunun mızıka takımında ozan denilen çalgıcılar olduğu tarihî kaynaklarda yazar. Selçuklular da da benzer durum görülür.


-Ö-

ÖĞRETİCİ TÜR:Genel bağlamda öğretme, bilgilendirme amacıyla ortaya konan tüm ürünleri adlandırmak için kullanılır.
ÖNDEYİŞ: Bir yazınsal yapıtta ya da tiyatro ürünlerinde asıl konudan önce geçenleri özetleyerek verilen bölüm, prolog.
ÖN SÖZ: Bir yapıtın hangi amaçla, nasıl bir yöntemle hazırlandığını belirtmek için yapıtın baş tarafına yazarın koyduğu kısa yazı.
ÖRNEKSEME: Dilde yeni bir sözcük yaratmada tutulan yol.
ÖRTMECE: Doğrudan doğruya söylenmesi uygun olmayan bir olguyu, dümdüz anlatma ya da söyleme yerine dolaylı biçimde anlatma yolu.
ÖYKÜ:Gerçek veya gerçeğe uygun olayları, kişi, zaman, mekâna bağlı anlatan kısa yazı, hikaye.       
ÖZ ŞİİRCİLER: Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde özellikle 1930’lardan sonra şiirde ses güzelliğine önem veren, anlamı, anlatmayı arka plana atmayı tercih eden şairleri anlatmak için kullanılır. Öncüleri Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı olmuştur.
ÖZENTİ: Anlatımda doğallıktan kaçınma, yapmacık olma durumu.
ÖZETLEME: Konuşulanların anlatılanların ya da okunanların ayrıntısız bir biçimde, ana çizgileriyle belirtilmesi işi.
ÖZLEŞTİRME: Türkçenin, yabancı dillerden türlü nedenlerle aldığı yabancı kökenli sözcüklerin yerine Türkçe sözcük bulup bunları yabancı sözcüklerin yerine geçirme işi.

-P –


PANTEİZM: Evrenle Tanrı’nın tek bir şey olduğunu, evrenin tanrıdan tanrının evrenden ayrı bir yönü, ayrı bir varlığı bulunmadığını ileri süren düşünüş biçimi.
 PARNAS:1850 yılında Fransa’da kimi ozanlarca romantik akımın aşırı duyarlığına bir tepki olarak başlatılan, şiirde kişisel duyguları değil, ustalığa ve ölçülü oluşa önem veren  okul.PARNASİZM:Romantizmin aşırı duyarlığına tepki olarak çıkan, şiirde kişisel duygulara değil ustalığa önem veren akım, realizmin şiire yansımış biçimi.              
PARODİ:Ağırbaşlı, ciddi bir yapıtın tümünü ya da bir bölümünü, biçimsel özelliklerini koruyarak onu yeni bir özle işleten yapıt.
PARTİŞ:Bir yazarın dil ve anlatım özelliklerine, alay etmek amacıyla onu anımsatan, çağrıştıran bir biçimde öykünme.
PASTORAL ŞİİR: Çoban ve kır hayatını konu edinen şiir.                                             
PASTORAL:Çoban ve kır hayatını, köylerdeki yaşayış şeklini anlatan şiir. Grekler’in “bukolik” dedikleri bu türü Edebiyat-ı Cedideciler, eş’ar-ı raiyane (çoban şiirleri) diye adlandırmışlardır. Pastoral şiir, süsten, kelime oyunlarından, yapmacıktan uzak sade bir dille yazılır. Eski Yunan edebiyatında Theokrites ile Latin edebiyatında Virgillius, pastoral şiirin ilk ve en güzel örneklerini vermiştir.                                    
PELTEKNAME:Kekeleme şiiri. ”Lisan-i pepegi” adı da verilir. Halk edebiyatı nazım şeklidir. Âşık, kelimelerin ilk hecelerini, bazen de kelimelerin çoğunluğunu kekeleyerek söyler. Bu tekrarlar ölçüye dâhildir.    
PERDE:Tiyatro yapıtlarında, oyunun belli başlı bölümlerine verilen ad.
PESİMİZM:Kötümserlik
PİTORESK: Durumu ve görünüşü resim konusu olmaya değer söz ya da yazı.
PLASİTK SANATLAR: Nesnelerin değişik şekillerde işlenmesiyle oluşturulan, üç boyutluluk ve hacimlilik özellikleri gösteren mimari, resim, heykel gibi görsel sanatlar.
POETİKA:Şiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin bütünü. Bu kelime eskiden Fransızca’da yalnız şiirin değil, güzel sanatların teorisini güzelliğin felsefesini, bir bakıma estetiği ifade ederken, bugün şiir sanatı anlamına gelen bir terim olmuştur. Batı dillerinde poetika konusuna giren bir çok eser var. Türkçede ise, bazı şiirlerin ve grupların bildiri niteliğindeki, genellikle savunmaya dayalı birçok ön sözü görülür. Necip Fazıl Kısakürek’in de bir Poetika’sı var.   
POTRE:Bir kimseyi fiziksel görünümü, ruhsal durumu yönünden en belirleyici özellikleriyle betimleme; sözcüklerle onun tensel ve tinsel resmini çizme.
PRAGMATİZM:Faydacılık.
PROLOG:Ön deyiş.
PROZODİ:Kelimelerin taşıdıkları seslerin değerlerine ve hecelerin taşıması gereken seslere göre söylenmesi. Tonlamaya, hecelerin vuruşuna kelimelerin uzunluk ve kısalıklarına dikkat edilerek söylenir.
PÜRİZM:Dilde arıcılık.

-R –

RAKTA:Arap harflerine göre bir harfi noktalı, bir harfi noktasız kelimeleri kullanarak şiir yazma.
RAMAZANİYE:Giriş bölümünde ramazanı konu alan kaside.
REALİZM:19. yüzyılın ikinci yarısında, romantizme tepki olarak doğan akım, gerçekçilik.
REDİF:Şiirde, kafiyeden sonra gelen, yazılışı ve anlamı aynı olan sözcüklere ya da aynı görevli eklere verilen ad.
RİKKAT:Anlatım söylenişleri kulakta ince, hafif, hoş etki bırakan sözcüklerin kullanılması. Sanatçı sevgi, şevkat, muhabbet, güzellik gibi konuları anlatırken sözcükleri de uygun düşecek şekilde ince sesle kurulanlardan seçer. Bu sözcükler “kelima-ı rahika”, taşıdıkları özellik de “rikkat” diye adlandırılır.
RİSALE:Küçük kitap, broşür. İlim veya sanata dair yazılar. Önceleri çoğunlukla dini konuları ele alan küçük hacimli kitaplar bu adla anılırdı.
RİTİM:Şiirde hecelerin vurgu, uzunluk, yükseklik gibi ses özelliklerinin,durakların düzenli biçimde yinelenmesinden doğan ses uyumu..
ROMAN:Gerçek veya gerçeğe uygun olayları, kişi, zaman, mekâna bağlı anlatan uzun yazılar.     
ROMANTİZİM:18.yüzyılın sonlarında Fransa’da başlayan ve klasisizme tepki olarak ortaya çıkan akım, coşumculuk.   
RÖNESANS EDEBİYATI:Hümanizmaya koşut olarak sanat ve edebiyatta başlayan uyanış ve yenileşme girişimleri sonucunda ortaya konan tüm ürünlere verilen ad.
RÖPORTAJ: Bireysel ve toplumsal bir konu veya sorun etrafında, ilgili bir kişiyle soru cevap şeklinde oluşturulan ve genellikle gazete veya dergide yayınlanan öğretici metin.
RUBAİ:Aruzun belli kalıplarıyla yazılan, dört dizelik divan şiiri nazım biçimi.
RÜCÜ:Divan edebiyatı söz sanatlarından. Bir düşünceyi daha güçlü hale getirmek için, söylenen sözden vazgeçer gibi davranılır. Espri, üzüntü, sevinç, dehşet, hayret durumlarında ifadeyi daha güçlü ve canlı kılmak için kullanılır. Vazgeçme, döngü halinde de yapılabilir.
RUZNAME:Tanzimat’tan sonra, “günlük” türünün benzeri eserlere verilen ad.    
  
-S –

SADR:Bir beyitte birinci mısranın ilk parçası ile nesirde cümlenin ilk parçası.
SAGU: Destan Dönemi Türk Edebiyatı’nda hece ölçüsüyle yazılan halk edebiyatında “ağıt”;
divan edebiyatında “mersiye” olarak adlandırılan şiirler.
SAKİ: Su veren, su dağıtan kişi. Divan edebiyatında içki meclisinde şarap sunan kimse anlamında kullanılmıştır.
SAKİNAME:Sakiye (içki sunana) seslenmek yoluyla içkiyi (çoğunlukla şarabı) ve içki meclislerini, âdetlerini, içkiyle ilgili bütün düşünce, duygu ve kavramı bazen tasavvufi, bazen de dünyevî işleyen şiirler. Mesnevi şeklinde yazılır. Terkib-i bend, terc-i bend veya kaside şeklinde de görülür.  
SALİYE:Divan edebiyatımızda yeni yılı kutlamak için yazılan şiirler. Bu şiirlerde daima girilen yılın tarihini tespit eden bir beyit de bulunur.
SALNAME:Yıllık demektir. İçinde gün ve ay bilgisi de bulunan, kimi konularda belirli bilgiler içeren kitap.
SANAT:Bir duygunun, bir tasarımın, bir düşünce ya da güzelliğin biçimlendirilip anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü, bu yöntemlerle erişilen yaratıcılık. 
SATİRİK ŞİİR: Birini yermek ya da toplumsal düzensizlikleri eleştirmek için yazılmış şiir. Bu tür şiirler; Batı edebiyatında “satirik”, halk edebiyatında “taşlama”, divan edebiyatında “hicviye” şeklinde adlandırılır.
SATİRİK: Bir kimseyi, bir olayı ya da bir düşünüş biçimini yermeye, toplumun ya da düzenin aksayan, kusurlu yanlarını iğnelemeye, alaycı bir dille anlatmaya yönelik olan.
SATRANÇ:Saz şairleri tarafından aruzun müfte’ilün kalıbıyla ve musammat gazel şeklinde yazılan şiirler. Musammat beyitlerden oluştuğu için, her mısra kafiyeli iki eşit parçaya bölünür. Bu parçalar alt alta yazıldıklarında dörtlüklerden meydana gelen yeni bir şekli ortaya çıkar. Bu şeklin şeması şöyledir: abab / cccb / dddb…
SAV: Destan Dönemi Türk edebiyatında atasözlerine verilen ad.                         
SAYA:Âşık edebiyatında nesir. Mensur karşılığı olarak da “sayalı” kullanılır. Secili (müsecca) nesre ise “ayaklı saya” adı verilir.
SEBK-İ HİNDİ:Divan edebiyatında kullanılan bir üslup. Terim, “Hint tarzı, Hint üslubu” anlamına gelir. Türk edebiyatına 17.  yüzyılda İran şairlerinin etkisiyle girdi. Bu nedenle “sebk-i İsfahani” diye de bilinir. İran edebiyatında ise Hindistan’dan geçmiştir.  

SECİ: Divan edebiyatı düz yazısında cümlelerin ortasında ve sonunda yapılan kafiye.                                                              
SEÇKİN:Edebiyat yapıtlarında seçilen parçaları içeren yapıt.
SEFARETNAME:Osmanlı İmparatorluğu döneminde bazı elçilerin gittikleri yabancı ülkeleri tanıtmak amacıyla o ülkelerde gördüklerini anlattıkları yapıtlara verilen ad.
SEHL-İ MÜMTENİ: Çok kolay gibi görünen, ancak benzeri söylenmeye kalkışıldığı zaman güçlüğü anlaşılan, üstün nitelikli manzum söz.
SELASET:Bir yazıda cümle ve kelimelerin akıcı, ahenkli, kolay ve anlaşılır olması. Selaset, sözcüklerin birbirine uygun seçilmesiyle sağlanır.
SELH:Başkalarına ait bir şiirin anlamını alıp kelimelerini değiştirerek yeniden yazmak. Selh intihal’in bir çeşidi sayılır. 
SELİS:Halk şiiri nazım şekli. Aruzun fe’ilatün fe’ilün kalıbıyla gazel şeklinde yazılır. Murabba, muhammes, müseddes şeklinde yazılmış selislere de rastlanır. Kafiye düzeni “divan, semai ve kalenderi” nazım şekilleri ile aynıdır.
SEMAİ: Hece ölçüsünün genellikle 8’li kalıbıyla; aşk, doğa ve insan sevgisi gibi konularda yazılan âşık edebiyatı nazım şekli. Ayrıca halk edebiyatında aruz ölçüsüyle de yazılan bazı şiirlere de semai denmiştir.                       
SEMANTİK:Kelimelerin anlamlarını araştıran bilim.
SEMBOLİZM:19.yüzyılda realizme tepki olarak doğan edebiyat akımı, simgecilik. Gerçekleri değil, gerçeklerin insanda bıraktığı izlenimi ele alır.
SERBEST MÜSTEZAT: Hem aruz, hem hecenin değişik kalıplarıyla yazılan bir şiir biçimi.                                                   
SERBEST NAZIM:Bent, vezin ve kafiye kurallarına bağlı olmayan nazım şekli. Bentlerin, mısraların ve hecelerin sayıları belli düzene bağlı değildir. Şair isterse kafiyeli yazar. Bendleri sıralayabilir ve sınırlamaz. Önce Fransız sembolistlerin arasında yayıldı. Türk edebiyatına Servet-i Funun döneminde Batı edebiyatından girdi. Serbest nazmın uygulanışı üç aşama geçirdi:
        1. Vezinli-kalifiyali serbest nazım: Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde görülür. Mısralar bir kelimeye kadar kısaldı, kafiye belli bir kurala göre sıralandı. Aruz veznine yer verildi, bir şiirde birkaç aruz kalıbı veya bu kalıpların çeşitli cüzleri kullanıldı.
        2. Vezinsiz-kafiyeli serbest nazım: 1925-1930 yıllarında görülmüş, 1930’dan sonra yaygınlık kazanmıştır.Vezin bırakılmış, bir heceye kadar küçülen dizeler kurulmuştur. Bu dizeler hiçbir dış düzene bağlı değildir. Şair belirtmek istediği fikri taşıyan kelimeyi öne çıkarır. Büyük harfler sadece cümle başlarında kullanılabilir.Kafiyeli mısraların arası açılarak kafiyeli örgüsü gevşetilir.
       3.Vezinsiz-kafiyesiz serbest nazım: 1940 yılından sonra yaygınlaşan bu anlatışta vezin ve kafiye tamamen bırakıldı şiirde iç uyum önem kazandı.          
SİMGE:Genel anlamda, toplumsal anlaşmaya dayanan, anlamı önceden karalaştırılmış, belirli işaret, sembol.
SOHBET: Bir konunun ya da düşüncenin bir başkasıyla konuşuyormuş gibi işlendiği yazı.
SOMUTLAMA:Eğretileme, benzetme, örnekseme gibi sanatlar aracılığıyla soyut kavramların, somut anlamlı sözcüklerle adlandırma ve anlatma yöntemi.
SONE:İlk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük toplam on dört mısradan oluşan nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatına, oradan da diğer Avrupa edebiyatlarına geçmiştir. Edebiyatımızda ilk kez Servet-i Fünûn Döneminde Cenap Şahabettinin’in sone şeklinde şiir yazdığını görüyoruz. Servet-i Fünun şairlerinin hemen hepsi bu nazım şeklini benimser. Sone kafiye sistemi üçe ayrılır. 
SÖYLEM:Konuşan ya da yazan kişinin kullandığı, bir başlangıcı ve sonu bulunan, kendi içerisinde bir tutarlılık ilkesine göre örgütlenmiş dil. 
SÖYLEV: Bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak amacıyla söylenen, uzunca coşkulu ve güzel söz, nutuk, hitabe.                                                           
SÖZ KALABALIĞI:Sözlü ya da yazılı anlatımda konuyla ilgisi olsun olmasın gereksiz bir yığın sözle anlatımı doldurma, şişirme.
SÖZ SANATLARI: Edebi sanatlar: Edebiyat yapıtlarını etkili ve güzel kılmak amacıyla başvurulan söz ve anlam oyunlarının tümü.
SURNAME: Divan edebiyatında sünnet, düğün, şenlik gibi olayları anlatan şiir şeklinde oluşturulan yapıt.    

-Ş –

ŞAHESER:Nesilden nesle geçen, benzeri yazılamayan yüksek değerdeki edebi eser. Şaheserlerin başlıca özellikleri şöyle sıralanır: Zengin bir kültür birikimi sonucu yazılır, her devrin okuyucusu tarafından aranır, okunur ve taktir edilir, zamanla yayılır, ulusal ve uluslar arası unsurlar içerir, pek çok yabancı dile çevrilir, türünde yazılan yeni eserlere örnek olur.
ŞAİRANELİK:Özellikle şiirde belirli sözcüklerin kullanıla kullanıla kalıplaşma, sözcüklerin duygusal ve çağırışımsal anlatımları yönünden tazeliklerini yitirmesi durumu. 
ŞARKI:Divan edebiyatında Türklerin kattığı, dörtlükler halinde ve bestelenmek için yazılan bir nazım şekli.                                                             
ŞATHİYE: Tanrı’yla senli benli, onunla söyleşircesine yazılan tasavvuf edebiyatı nazım türü.                                                                                     
ŞEHRENGİZ: Bir şehrin güzelliklerini anlatan eser.      
        
-T –

TAÇ BEYTİ: Kasidede şairin adının geçtiği beyit.           
TAHMİS:Bir gazelin beyitlerine ücer mısra eklenerek oluşturulan şiir.    
TAKTİ: Aruzla yazılmış bir şiiri kalıplara ayırma.              
TARDİYE: Muhammesin, beşinci satırı öbürleriyle kafiyeli olmayan türü.                      
TARİZ: Bir sözü karşıt anlamını düşündürecek biçimde söyleme sanatı, iğneleme, dokundurma.
TAŞLAMA: Halk edebiyatında bir kişiyi ya da olayı yeren şiir, hiciv.
TAŞTİR: Bir gazelin her beytinin dizeleri arasına üçer dize eklenerek oluşturulan şiir.
TECAHÜL-İ ARİF: Bir şairin, bildiği bir gerçeği bilmez görünerek söz söyleme sanatı.
TELMİH: Söz arasında tarihsel bir olaya ya da kişiliğe işaret etme sanatı.           
TEMA: Öğretici veya edebî bir eserin bütününde (özellikle şiirde) işlenen konu, düşünce, kavram, ana duygu.                                   
TEMAŞA SANATI: Meddah, orta oyunu, Karagöz, tiyatro gibi seyirlik sanatlar.
TEMEL ÇATIŞMA: Anlatıma dayalı edebî metinlerde gerilimi sağlayan, olayların dayandığı asıl unsur. Eserin bütününde işlenen temel sorun.
TENASÜP:Birbirleriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanma sanatı.         
TERCİ-İ BENT: Biçimsel yönden terkib-i bentle aynı olan, vasıta beytinin her bendin sonunda tekrarlanması yönüyle ondan ayrılan nazım biçimi.
TERDİT: Bir yazıda, sözü okuyucunun tahmin edemeyeceği biçimde bitirme sanatı.
TERKİB-İ BENT: Edebiyatta “hane” adı verilen gazel biçiminde kafiyelendirilmiş 5–10 beyitlik şiir parçalarının (genellikle 5-12 hane) “vasıta adı verilen ve sürekli değişen bir birine bağlanmasından oluşan nazım şekli.
TERZA-RİMA: Türk edebiyatına Batı edebiyatına geçen ve üçlükler halinde yazılan şiir çeşidi.
TEŞBİH-İ BELİĞ: Benzetmenin, yalnızca temel ögeleriyle yapılan söz sanatı, yalın benzetme.
TEVHİT: Divan şiirinde Allah’ın varlığını ve birliğini işleyen kaside türü.                      
TEVRİYE: Birden fazla gerçek anlamı olan bir özü iki anlama da gelecek biçimde kullanma sanatı.                
TEZKİRE: Divan edebiyatında biyografi türündeki yapıtlara verilen ad.                                                                                   
TİNSEL TABAKA: Dil ile ve dile göre oluşmuş kültürel kimliği belirleyen manevi alan. İnsan etkinliklerinin temelinde yatan, geleneği oluşturan, dilde ve sanatta en yetkin ifadesi bulmuş olan, insana özgü anlam dünyası.
TİRAT:Tiyatroda, kişilerin uzun soluklu, kesintisizce yaptığı konuşma.
TİYATRO: İnsan hayatına ilişkin bir konuyu, bir olayı kurmaca olarak sahnede gösterme, canlandırma ilkesine dayalı sanat dalı.
TRAJEDİ:Acıklı olayları anlatan kısa oyun, ağlatı.                      
TRAJİK: Trajedi ile ilgili; dehşetli, kaçınılması elde olmayan üzücü olaylarla ilgili; acıma duygusu uyandıracak halde olan.
TULUAT:Yazılı metni olmayan, kararlaştırılmış taslağı; yerine, zamanına göre oyuncular tarafından, sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan tiyatro türü.
TUYUĞ: Divan şiirine Türklerin kattığı, maniye benzer nazım biçimi.                 
TÜRKÜ: Belli bir ezgisi olan ve hece ölçüsüyle yazılan anonim halk şiiri nazım şekli.  

--Ü—

ÜSLUP (BİÇEM): Bir yazarın kendi özgü anlatış yolu, anlatım biçimi.      

--V--


VAROLUŞCULUK:II. Dünya Savaşı’ndan sonra, Fransa’da savaşın acılarına tepki olarak çıkan edebiyat akımı, Egzistansiyalizm.
VARSAĞI:Bre, Hey gibi ifadeleri içeren, beste ile söylenen âşık edebiyatı nazım şekli.
 VODVİL: Amacı seyirciyi güldürmek olan, kaba nüktelerle örülmüş, şarkılı-müzikli güldürü.

--Y –

YAN ANLAM: Bir sözcüğün gerçek anlamdan çok uzaklaşmadan kelime grubu veya cümle  içinde kazandığı yeni anlam.
YEKAHENK GAZEL:Beyitleri arasında konu birliği olan gazel.
YEKAVAZ GAZEL:Tüm beyitleri aynı güzellikte söylenmiş gazel.
YUĞ:İslamiyet’in Kabulünden Önceki Türk Edebiyatı’nda Türkler arasında ölenin ardından yapılan tören.   

-Z –



ZİHAF:Aruzda, vezin gereği, kapalı heceyi acık okuma.
ZİHNİYET:Edebiyatta, bir edebi eserde bulunan görüş ve düşünüş biçimini ifade eden kavram.
ZİYADE:Müstezatta kısa mısralara verilen ad.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder