24 Nisan 2015 Cuma

Hedef Türkiye / Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu


Yazarı: Oktay Sinanoğlu
Basım Tarihi: 2002
Sayfa Sayısı: 330





KİTAP HAKKINDA
Oktay Sinanoğlu bu kitabında yurt ve dünya sorunlarına ilişkin halktan gizlenen gerçekleri ifşaa ediyor ve diyor ki: 

Güçleri gizlilikten geliyor!
Oyunlar dikkat!
Ölüm kalım savaşı!
Yeniden Kurtuluş Savaşı Başlamıştır!
11 Eylül'den bir hafta önce; Avrupa'da neler konuşuldu? 
11 Eylül Günü
11 Eylül'den sonraki birkaç gün
Küreselleşme mi, küresel kraliyetçilik mi? 
Artık bilimsel gelişmelerin merkezi ABD değil
Amerika'daki 'insan genomu tasarısı' üzerine Miami'deki tropik ağaçlar altında bir sohbet 
İnsanlık düşmanı küresel kraliyetçilerin hakimiyeti bitiyor 
Avrupa Birliği'ne ne demeliyiz? 
Fransa, İngiltere, Amerika, Rusya işgal ettiği ülkede ne yapar? 
Fransa'ya ne yapmalıyız? 
Hangi Avrupa Birliği? 
Avrupa'ya çok şey öğrettik! 
Her ülkenin milli hedefleri var 
Ya Türkiye? 
Neden hedefsizlik? 
Hedeflerimizi bilelim
Asyalı mı, Avrupalı mı, Avrasyalı mı olmak 
Yeni dünya düzeni ve Türkiye'nin geleceği 
Atatürkçülük yerine 'sahte sağ', 'sahte sol' 
Türkiye düşmanı 'milliyetçi'ler, 'sağcı'lar, 'solcu'lar, Atatürkçü'ler 
Muz iktisadiyatı
Türk milleti olarak küreselleşme 
Basında neler oluyor öyle? 
Hazırlık sınıfı ya da 'kendi yurdunda yabancı olmak' 
Yabancı dille eğitimde iş anaokuluna kadar inince
Romalılarda kültürel soykırım 
İngiliz-İrlanda meselesi
Dedesini ingiliz huliganı zannedenler 
İsmet İnönü'nün Amerika ile yaptığı anlaşma 
YÖK kuruldu bilim bitti 
Eğitim için yılda 6 milyar dolar ödüyoruz 
Bilim ve din birbirini tamamlar 
Kültür genleri 
Mensubiyet hissi 
Asyalı olmakla övünüyorum 
Müslüman'ı Türk'e, Türk'ü Müslüman'a düşman ettiler
Türkiye'yi acı günler bekliyor; ama sonunda düzlüğe çıkacağız 
Saptırmak için her kesimin sahtesini kullanırlar 
Gene de başaracağız 
Kazakistan bayrağında bir bürgüt kuşu
Ve kurtuluş...



Ülkelerin Hedefleri



Her ülkenin hedefleri var. Devletler bu hedeflere doğru yürünmesinde öncülük ediyor.
Peki, Amerika'dan bize ihraç edilen bütün "devleti küçültme", "özelleştirme", "küreselleşme", serbest piyasa" edebiyatına bakarak A.B.D.'nin hedefleri olmadığına, devletinin bu işlere karışmadığına mı hükmetmeliyiz?

Ya Türkiye? Neden Hedefsizlik?


Her ülkenin hedefi var dedik; dün de vardı; bugün daha da fazla var. Birkaç tane büyük güç, başta bir taneniz sonra ne olacak. Bunlar böyle bizimki gibi gariban ülkelere musallat olmuşlar... Aslında bir şeyimiz gariban değil Allaha şükür; ne tarihimiz gariban, ne dilimiz gariban, hattâ ne iktisâdî durumumuz gariban, ne coğrafyamız gariban, ne insanımız gariban, Ancak kafalar garibanlaşmamış, hattaâ perişan olmuş, çünkü kafalar köleleştiriliyor, kafalar sömürgeleştiriliyor.


Kitaptan


Bence Türkiye'nin birinci sorunu, (biz de doğduğumuzdan beri bunları gecegündüz düşünüyoruz), ne "para şişmesi" (enflâsyon), ne Avrupa Birliği'ne bizi almamaları, ne o parti, ne bu fırka. Birinci sorun hedefimizi şaşırmış olmamız. Milletçe sormamız lâzım: Atatürk'ten beri bu milletin hiçbir hedefi, gayesi var mı? Ne olmalı? Yoktur. Birileri dayatıyor, , "illâ küçük Amerika olacağız" derlerdi, sonra "illâ Avrupa'lı olacağız." Nedeni yok, başka bir şey yok; onun için de millet gittikçe dağılıyor, o zaman birbiriyle uğraşıyor. O zaman dışarıdan oyunlar çok kolaylaşıyor; sağ, sol, başörtüsü, ıvır zıvır falan bütün bunları çıkarıp milleti meşgul etmek, futbol maçı, seçim maçı, onu seçtik, bunu seçtik, o geldi, bu gitti. Bunlar kolay olur; çünkü milli bir hedef yok. İnsanları birleştiren bir şey yok, Atatürk'ten beri yok.
----------------------------------------------------------------Sayfa 27
*
Sen Avrupalısın falan dediklerinde, "Estağfurullah " diyorum, gerçi yarım saat ona "Estağfurullah"ın ne demek olduğunu izah etmemiz gerekiyor, çünkü Batı'da böyle incelikli kavramlar yok ki, kelimesi olsun.. ("Gönül" lâfı bile yoktur.).. Hâşâ, ne demek; lütfen bana öyle demeyin. Ben Avrupalı değilim, "ben Asyalı'yım" diye kasılıyorum. Peki ne oluyor, adamlar bana kızıyor mu? Hayır, adamların bana saygısı artıyor. Yabancı doktora öğrencilerinin hepsi, bir bakardım, ellerine "Türkçe Öğrenmek" kitabını almışlar, Türkçe öğreniyorlar. Ben hiç öyle bir telkinde bulunmadım, lâfını bile etmedim. Eloğlu Türkçe öğreniyor, illâ gelip Türkiye'de çalışacağız diyorlar. Türkiye'yi gözlerinde büyütmüşler. Sen kimliğine, tarihine, diline, kültürüne sahip çıkarsan, kızmazlar; itibarın artar.. Türkiye desin ki; "Ben niye Avrupalı olacakmışım? Sizin tarihiniz katliamlarla doludur, 200-300 senelik bir tarihiniz var, o da böyle hunharlıklar, barbarlıklar, yamyamlıklardan geçer, bugün bile öylesin. Birden elektronik âletler kullanmayı öğrenmiş, ama insanlıktan uzak barbarlar". Onları da küçümsemiyoruz da, şu Batılı'ya iyi bir bakın, tanıyın.. Ben niye onlar gibi olayım? Onlar benim tarihime, manevî değerlerime, dilime, derin kültürüme, insanlık anlayışıma özeniyor.
-----------------------------------------------------------Sayfa 33
*
Bizim için durup dinlenmek, yılmak yoktur. Biz önce kendimizi toparlayacağız bir, ikincisi Türk Dünyası'nın toparlanmasına yardımcı olacağız. Ondan sonra şu İslam Dünyası'na da biraz yardımcı olalım; Batı'nın köleliğinden kurtulmalılar. Onların da şu aşağılık duygusundan, Batı'nın oyunlarından kurtulmalarına destek olmalıyız.. Diyelim o da oldu; ondan sonra Batı insanını bir daha yetiştir, bizim işimiz çok. Türk gençliği, üniversiteli gençlik sınıfta yok, laboratuarda yok, araştırma yok, düşünme yok, bir şey yok, hepsi kantinde. Kantinde ne yapıyorlar? Vatan mı kurtarıyorlar? Hayır; oturmuşlar duvara bakıyorlar, saatlerce. Dedim bunlar nasıl vakit buluyorlar? Bu gençliğe bu kadar iş düşerken, önüne bu kadar hedef çıkmışken, gençlik nasıl oluyor da saatlerce kantinde aylak aylak oturup duvara bakıyor? Nasıl vakit buluyorlar? Hayret
---------------------------------------------------------------Sayfa 35
***


Yazar kitabın özünde Türkçenin Türkiye için önemi, güçlü bir Türkiye için eğitimin amacının ne olması gerektiği, Avrupa birliğine ne dememiz gerektiği ,Türkiye ve Türk dünyası üzerinde oynana oyunlar, Avrupa ülkeleri ve Amerika ile olan ilişkileriniz, Türk dünyasının nasıl olması gerektiği, içten ve dıştan Türkiye ye yapılan saldırılar karşısında Türkiye’nin tutumu , yeni dünya düzeninde Türkiyenin geleceği gibi konuları ele almıştır. Kitabı bu bağlamda ele alırsak;

Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz,
Türk Kültürü olmadan Türk Kimliği olmaz,

Kimliksizin öz güveni, özüne itibarı yoktur,

Özüne itibarı olmayanın haysiyeti olur mu?

Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz.

Türkiyenin bütünlüğü, Türk adının tarihte kalıp kalmayacağı, Türk Dünyasıyla birtakım ilişkiler kurulup kurulmayacağı bütün bunlar ve insanlarımızın onurlu, haysiyetli, kendine güvenen insanlar olması, olmaması, bütün bunlar Türkçe’ye bağlıdır. Bu sebeple eğitimim kesinkes Atatürk’ün defalarca üstünde durduğu gibi tümüyle Türkçe olması gerekir. Bu her ülkenin anayasasında vardır ve bizim anayasamızda da var. Tarihimiz on bin yıllıktır,inanılmaz bir şey tarihin en eski milletiyiz ve dilimiz tarihin en geniş ve en eski dilidir. Bunları Atatürk, zamanında, Türkçe’nin ne kadar yaygın olduğunu, tarihteki kavimlerin bir çoklarının dillerinin Türkçe olduğunu, bazen sanki ispatlayacak şekilde bazen de belki sezgiyle söylüyordu. Sonra 60’lardan, 70’lerden sonra sanki bu laflar ciddiye alınmaz gibi oldu Türkiye de. Fakat şimdi dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan yeni buluşlar Atatürk’ün ne kadar haklı olduğunu, hatta az bile söylediğini göstermektedir. Şimdi biz dünyanın en köklü tarihine, en köklü, en büyük ve en yetkin diline sahibiz.

Biz binlerce yıldan beri dünyaya medeniyeti getiren bir milletiz. Dünyada gelmiş geçmiş en büyük medeniyeti kuran kimlerdir biliyor musunuz. Şu anda Çin sınırında, fizikende katliamdan, soykırımdan geçirilmekte olan Uygur Türkleridir. Uygur Türkleri binlerce yıl evvel, o zamanın çok yüksek teknolojisini, sulama tesislerini, edebiyatı, felsefeyi ve bilimleri icat etmişlerdir. Bu gelişme zamanla ondan sonraki Türk devletlerine de geçmiş, ondan sonra İslamiyet’in kabulü ile bu medeniyet, bu Asya medeniyeti, bu derin ve köklü medeniyet, İslam dünyasına getirilmiştir. Biz bunları Avrupa dan, Fransa dan almış değiliz ve İslam dünyasına da getiren biziz. 1953’e dek, Türk okullarında, tüm dersler, üstün vasıflı öğretmenlerce, Türkçe olarak verilir, en önemlisi, sorgulamayı, muhakeme etmeyi, düşünmeyi öğrenirdi. Bugün bunlardan eser kalmamıştır. 

Amerikan, İngiliz danışmanların, ve onların güdümünde olanların marifetiyle, önemli dersler seçmeli derse dönüştürülmüş, a/b/c gibi doğru cevabı işaretleme türü sınavlarla düşünme yeteneği körleştirilmiş, dershanelerde böyle sınavları geçmeyi öğrenen ezberci kitleler oluşturulmuştur. En kötüsü, devlet eliyle, sonra cemaatlarca, sonrada kar güden eğitim akbabalarınca, eğitim dili İngilizce olan sayısız “kolej”ler, benzeri Anadolu liseleri, dahası Anadolu İmam-Hatip liseleri açıldı. Açık söyleyelim milletimize 47 yılda yutturulan bu oyun, yabancı dille eğitim ihaneti kendi öz kaynaklarımızla kendimize yaptırılan İngiliz misyonerliği demektir.


İlla Avrupalı olacağız diyoruz ya…Ben demiyorum. Birileri bizi Avrupalı yapmaya çalışıyor, Avrupa devletine sokmaya çalışıyor, ama kimse de çıkıp bu ne getirir, ne götürür, milletimize açıklamadı. Böyle garip bir ülkedeyiz. Avrupalı batılı ise bize: “siz ilkel bir kavimsiniz, barbarsınız…”diyor. Tabii aslında o, aynada kendisini görüyor. Çünkü kaç kere, en sonda Osmanlı atalarımızın öğrettiği insanlığı bunlar gene unutmuş. Fakat zamanı gelmektedir, bunlara insanlığı bir daha öğreteceğiz. Hoş görü, insan hakları kim diyor bunları; Fransa dan falanca bakanın hanımı geliyor Ankara da insan hakları diye dersler vermeye kalkıyor, işin acı tarafı karşısındaki insanlarda karşısında ezilip büzülüyor. Bu millet bu kadar haysiyetsiz bir hali hak etmişmidir. Bu kabul edilemez bir şey. Bizimde haysiyetimiz, şerefimiz var. O Fransız veya Amerikalı, yada holigan bozuntusu İngiliz gelip bize insan hakları dersi vermeye kalksa; onlara iki çift laf etmemiz gerekmez mi. İngiliz’e “Ee, sizin İrlandalılar nasıl bu günlerde” demek gerekmez mi. Çünkü o İngilizlerin yapmadığı soykırım kalmamıştır İrlandalılara. Yahut bir Fransız bize insan haklarını öğretmeye kalktığında “sizin Cezayirliler nasıl” demek hiçte yanlış olmaz.

Amerikalı kovboylar gelse bize insan haklarından bahsetse kızılderililer onlara ne derdi acaba. Bilindiği gibi kızılderililer 1860’lardan beri Amerikalılar tarafından inanılmaz katliamlara uğramışlar; hatta ve hatta hiç kendileri ile savaşmadan çiçek hastalığından ölen hastaların üzerinden toplanan battaniyeleri insani yardım yapıyoruz diye kızılderili kabilelere dağıtmışlardır. İşte bize insanlığı, insan haklarını anlatmaya gelenlerin zamanında yaptıkları insanlık dışı şeylerdir bunlar. Ama yinede Amerika’ya, İngiltere’ye veya Fransa’ya karşı olunmamalı, insanların hepsini sevmek gerekir. Ama bizi böylesine haysiyetsiz bir şekilde, tepemize binerek, aldatarak, tarihte yok etmek isteyenlerin de karşısında duracağız.

Bizi tarih sayfalarından savaş meydanlarında silemeyenler; bunu değişik senaryo ve oyunlarla gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Kıbrıs hadisesinde milletimiz bunu biraz anlar gibi oldu ama sonra yine unuttu. Önümüze değişik senaryo ve oyunlar sürüyorlar ve onları sanki gerçekmiş gibi oynamaya kalkışıyorlar. 
Kültürümüzü, anadilimizi, yazımızı vb. Gibi milletimize has bu hassas konuları yavaş yavaş hissettirmeden değiştirmeye çalışıyorlar. İşin acı tarafı bizden bazı kişilerde bu senaryo ve oyunlara çanak tutuyor. Fakat burada anlatılmak istenilenden şu mana çıkmasın: biz batıya karşıyız da, ondan nefret ediyoruz da, vb. değil. Herkesle iyi geçineceksin., herkesle siyasetini yapacaksın, ticaretini yapacaksın, bilgi nerede ise ona ulaşmaya çalışacaksın.

Dünyada ve Türkiye’de Yeni Dünya Düzeni
Yeni dünya düzeni adı altında yapılan şeylerin farkında olup ta buna tepki gösterenlerin toplantısında bulundum. Bu kişilerde öyle çoluk, çocuk değil Avrupa’nın birçok ülkesinden her dalda alim adamlar. Daha sonra ki günlerde konuşmalarımızda dedim ki bana herkes on gündür yakında bir olay olacak, hatta bundan üçüncü dünya harbi bile çıkabilir. Biz bunları yıllar önce söylemiştik, şimdi vay canına siz bunları söylemiştiniz diyorlar.

Ankara’ya geldiğimizde çocuklara uğradık herkeste kıpırdanmalar var, bir şeyler olacak; bir şeyler olacak. Aradan fazla geçmedi eve gitmiştim; arkadaşın aradı ve bana televizyonu hemen aç Amerika batıyor dedi. Yerimden fırladım ve televizyonu açtı ki kule olayı olmuş. Eskiden bir şeyler söylediğimizde beş on sene sonra oluyordu. Şimdilerde bayağı hızlandılar; üç saat önce konuştuğumuz şeyleri gerçekleştiriyorlar. Bu olayda uçaklar nereye vuruyordu? Vurulan yerler Dünya Ticaret Örgütü, WTÖ; bu yeni dünya düzencilerinin fiziki, görünen bir simgesi. Birde bunun araçlarından olan Pentagonun istihbarat kanadına vuruyor. Burada açık seçik bir bildirim var. 

Adamlar WTO’nun 80’incin katına dalıyor ve bu kattan itibaren 20 kat J. P. Margon Bankasına ait. Bu bankanın da ne olduğunu sizler iyi bilirsiniz. Buda yetmezmiş gibi birde onun sopası olan pentagona dalıyor, “Bak, sopanı da kırarım gibilerinden. Olanlar oluyor, Amerika Afganistan’a vurmaya başlıyor ve dünya bundan övgüyle söz ediyor. Ama kimse Pentagonun üzerindeki elektronik tedbirlerin önceden kapatılıp, uçaklar oraya dalarken hiçbir alarm sisteminin çalışmadığı konusunda açıklama yapmıyor. Halbuki Pentagon üzerinden sinek geçse, hemen otomatik roketler devreye girermiş; ama neden girmemiş.


Neyse gel gelelim işin sonrasına; allem ettiler güllem ettiler neymiş efendim Usema Bin Ladinmiş, Müslümanlarmış derken işi yine Müslümanların üzerine yıkıverdiler.

http://www.romanozetleri.org/oktay-sinanoglu-hedef-turkiye-kitabi-romani-ozeti.html
***


Çeşitli dillerin, kültürlerin varoluşu bütün insanlığın zenginliğidir. Herbiri korunmalı, yaşatılmalı. Ben buna 1971'den beri "Kültürel Çevrecilik" diyor, çeşitli ülkelerde anlatıyorum. Bir dili yoketmenin kestirme yolu eğitim dilini yabancı dile dönüştürmektir. Yabancı dille eğitim " kültürel soykırım"dan başka birşey değildir. Yabancı dille eğitimi desteklemek, dolaylı ve dolaysız yollardan sağlamak yalnız o ulusa karşı değil, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Herkes ona göre davransın.

Öğretmenler! Atatürk size güvenmedi mi? Neredesiniz? Hangi kuvvet, hangi ücret sizi bir Türk çocuğuna ders verirken, yabancı dil dersi dışında, İngilizce konuşmaya zorlayabilir, teşvik edebilir? Derslerinizi Türkçe veriniz ki çocuklar konuyu iyi öğrensin. Onların kafasına hergün vurur gibi aşağılık duygusu, ulusal kimliksizlik aşılamayı kabul etmeyiniz.Öğrenciler, gençler! Atatürk'ün gençliğe hitabesi işte bu günler için yazılmıştı. Siz sömürge evlâtları olmayacaksınız. Atatürk'ün ümidini boşa çıkartmıyacaksınız. Yabancı dilleri de, ama önce kendi dilinizi, edebiyatınızı, tarihinizi iyi öğreneceksiniz. Bilim, matematik derslerinizi ortaokul ve lisede Türkçe anlattırınız, bu dersleri Türkçe kitaplardan çalışınız. Meseleler çözmeğe, düşünmeğe açsınız. Fen ve matematiği böylece iyi öğrenirsiniz; ezbersiz. Sonra bildiğiniz konunun İngilizce, Almanca, Rusça her ne yabancı dilse, terimlerini öğrenmek birkaç günlük işten ibaret kalacaktır.
Türkiye'nin resmi dili çoğunluğun ana dili olan Türkçedir. Türkiye'nin bölünmezliğinin, ilelebet varlığının harcı Türkçedir. Yabancı dili gerekene öğretmek yerine eğitim dilini İngilizce kılmak Türkçeyi yoketmek,Türkiye'yi parçalamak, Türk Dünyası'nda dil ve kültür birliğinin yeniden gelişmesini önlemek, Türk adını tarihten silmek, Türk gençlerini câhil, ezberci, acenta ve kalıp kafalı ve sömürge ruhlu etmek içindir. Tarihin en korkunç ve haince oyunlarından bu oyuna âlet olanlar iyi düşünsünler.Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz, Türk Kültürü olmadan Türk Kimliği bulunmaz, Kimliksizin özgüveni, özüne itibarı yoktur, Özüne itibârı olmayanın haysiyeti olur mu? Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz."yabancı dille eğitim ihaneti", kendi öz kaynaklarımızla kendimize yaptırılan İngiliz misyonerliği demektir. Yabancı dille eğitimde ne yabancı dil, ne de anlayarak, ezbeciliksiz bilim/fen öğrenilirİşte Batılı için, İngiliz için güzel teknik! Bir ülkenin dilini, eğitimini yabancı dille eğitime dönüştürürsen, bir nesil sonra iş bitiyor. Ondan sonra köle ruhlu, aşağılık kompleksi içinde kıvranan, ülkesi satılan..., özelleştirme ayağına satılan (Atatürk'ün kazandırdıkları nerdeyse bedavaya satılıyor), sonra topraklar satıldı, hazine arazileri gitti. Millet hâlâ da alışverişte! En pahalı alış veriş merkezlerinde, Ankara'da, İstanbul'da. Amerika'da, Avrupa'da böyle şatafatlıları yok. Tezgâhtara soruyorum, "Millet bu parayı nereden buluyor?" Gariban halk! Dünyanın en pahalı Fransız mağazalarında... Avrupa'da yok, Avrupa zaten dökülüyor. Tezgâhtar diyor ki, "Valla abi, 5 taksit yapıyorduk, şimdi 12 taksit yapıyoruz." Demektir ki, bir sene sonra herkes topu atacak. Satacak toprak da kalmıyor. Türkiye'nin binlerce dönüm arazileri,tabii GAP'ı duymuşsunuzdur da, onu çoktan biliyoruz , şimdi Eskişehir'de, Kırşehir'de, Niğde'de 10 binlerce dönüm arazi yabancı şirketlere satılmaktadır. Ve tek ürün yetiştirecekler: Patates. Ve bunu Amerika PortoRico'da yaptı, Filipinler'de yaptı. Ahalinin topraklarını elinden aldı, tek ürün yetiştirdi, işte o aldığınız muz falan, sonra o milletin kendi yiyeceğini yetiştireceği bir karış toprağı kalmadı ve millet aç kaldı. Bunu kim yazıyor, oranın okur yazar adamları yazıyor, daha yeni okudum, isteyen varsa gösteririm. Bizde kuru sıkı lâf yok; hepsinin arkasında dururuz.

Prf.Dr Oktay Sinanoğlu'nun Hedef Türkiye kitabından alınmıştır.
*

Merhaba.

Oktay Sinanoğlu’nun “Hedef Türkiye” isimli kitabı geçtiğimiz haftalarda elime geçmişti.Okudum ve okuduktan sonra düşündüm ki bu kitaptaki bilgileri bir şekilde birilerine aktarmalıyım.Aklıma özetini çıkarmak geldi , özellikle “dil” konusu ile ilgili olan kısmını paylaşmak adına kitabın başına döndüm ve elimden geldiğince özet çıkardım.Biraz uzun oldu ama eminim ki okuduğunuza pişman olmayacaksınız.Saygılar.

( Yazı tek konuya sığmadığı için konunun kalan kısmını ikinci konu olarak açtım. )


Türkiye’deki safdiller (ya da aldatılmış hainler) diyor ki : “Dünya küreselleşti , dünya İngilizce konuşuyor.”
Cezayir , Tunus , Afrika kabileleri ise diyorlar ki : “Dünya küreselleşti , dünya dili Fransızca oldu”
Eski Sovyetlerdeki sözüm ona bizim akrabalarımız olanlar da (oralara gidince görüyoruz) diyor ki :”Hayır efendim, dünya dili Rusça oldu, eğitim dili Rusça olsun.”

Her biri böyle bir şey diyor , hangisi doğru ? Hepsi birden doğru olamaz , demek ki birilerine bir şeyler yutturulmuş.

Türkçe 2 bin kelimeymiş de , İngilizce 40 bin kelimeymiş.Sadece Kazak lehçesinde , yaşlı Kazak istatistikçi oturmuş , Kazak Türkçe sözlüğü hazırlamış ,daha ilk çırpıda 80 bin kelime koymuş bilgisayara.Yüzbinlerce kelime var Türkçe’de,dünyanın en büyük dili ve en üretken dili ve bilimin her dalına yetecek,bütün terimleri türetme kabiliyeti olan başlıca dil , matematik gibi bir dil.

Türkçe’ye kakışlanan her İngilizce bozuntusu sözcük , benim böğrüme batırılmış bir dikendir.Her türlü Türkçe söz ise (eskisi,yenisi) ağzında bir bal damlasıdır.

Yalnız İngilizce bilmekle öğünmek , diline “Anglomanlıca” özenti laflar sokuşturmak , işyerine İngilizce ad takmak , ve bütün bunlara temelden yol açan yabancı dille eğitime rağbet etmek , onu desteklemek , haysiyetini kaybetmişliğin , sömürge kafalı olmuşluğun baş göstergeleridir.

Biliyorsunuz Türkiye’de Bakanlar Kurulu sık sık değiştiği için , yeni bakanların resimleri çıkardı 20 sene evvel Milliyet Gazetesinde ; Türkiye’ye geldiğimizde bakardık resimlere .Vesikalıkların altında yazardı : “Evlidir , iki çocuk babasıdır , İngilizce bilir” diye.Biz de diyoruz ki ; “Allah , Allah ! “ Başka ne bilir acaba ? Mühendislik bilir mi ? İktisat bilir mi ? Devlet idaresi bilir mi ? Hukuk bilir mi ? Bunlardan bahis yok.Demek ki İngilizce bilmek bakan olmak için baş marifet sayılıyor!
[ Nev York’un Harlem mahallesinde bir sürü gariban zenci var , onlar da İngilizce biliyor… ]
Biliyorsa bilsin bana ne ? Meraklıysa bilsin ; bilmesin demiyoruz.İşine yarıyorsa kolayca öğrenirsin gerektiği kadar.Ama , bana önce , senin bilimden , matematikten , bilgisayardan haberin var mı ? Türk tarihini ne kadar iyi biliyorsun ? Türk dilini iyi kullanıyor musun ? onlardan haber ver.

Adam Türk üniversitesine öğrenim üyesi olacak İngilizce’den imtihana giriyor. Bakalım , bir Türkçe’den imtihan et aday Türkçe biliyor mu ? Sözüm ona “Türk” üniversitesi olan yerde Türkçe bilmeyen Hoca’nın işi ne ?

Sadece Tarzan İngilizcesi bilmekle adam olunmaz , ancak Anglo-Sakson sömürgesinde sömürgecinin hizmetkarı olunur.

Afrika’nın falanca kabilesi Fransız sömürgesi , hala da öyle , bunların hepsi üniversite okumaya Fransa’ya gidiyor , Türkiye’den de Fransa’ya gidilecek değil ya , bizden de Amerika’ya gidilir.Bu böyle olur.İngiliz sömürgesi kabileler , İngiltere’ye yönelir.Tabiat kanunu.Eski Sovyet Cumhuriyetlerinde ahalinin aklı fikri Moskova’ya gitmekti.

Batı üniversitelerinde tanınmış profesör olan birçoklarına (afedersiniz ama) bilimdeki o işleri ben öğrettim ; ite kaka doktoralarını yaptırdım , kaç ülkeden.
[ Bu sözden kasdım “ben,ben” demek değil , haşa! Bu sözdeki “ben” , Büyük Türk Ulusu’nun bir cüz’ü olarak “ben”.]

Türkiye desin ki ; “Ben niye Avrupalı olacakmışım ? Sizin tarihiniz katliamlarla doludur , 200-300 senelik bir tarihiniz var,o da öyle hunharlıklar ,barbarlıklar , yamyamlıklardan geçer,bugün bile öylesiniz.”
Birden elektronik aletleri kullanmayı öğrenmiş ama insanlıktan uzak barbarlar.Onları da küçümsemiyoruz da , şu Batılı’ya iyi bir bakın , tanıyın.Ben niye onlar gibi olayım ? Onlar benim tarihime , manevi değerlerime , dilime ,derin kültürüme ve insanlık anlayışıma özeniyor.

Orta Çağ sonunda bu Avrupa’ya , bu kara cahil , yobaz , temizlikten haberleri olmayan , vebadan kırılan perişan Avrupa’ya bilimleri öğreten Türklerdir.Matematiğin bir çok dalını icat eden Türk matematikçileridir.Bir çok , bir tane değil.Uluğ Bey’i bilirsiniz, “logaritma” , “algoritma” laf ve kavramlarının ”El Harezmi” , yani “Harzemli”den geldiğini bilir misiniz?Batı’nın kitapları yazıyor , ama bir türlü “Türk” diyemiyor, dili varmaz.”Arap matematikçisi El Harezmi” diyor da , sonra ekliyor : “Özbekistanlı’dır” , yani Türkistanlı.İnsaf artık. (Biz bu batıdan mı medet umuyoruz?)
Batı’ya cebiri de , kimyayı da , gökbilimi de , ruhbilimi de biz öğrettik.Kendimizi,tarihimizden,atalarımızdan aldığımız manevi güçle , ileriye bakarak toparladığımız zaman Batı’ya , dünyaya , gene çok şey öğretiriz.

Bizim tarihimizden gelen bir de “gönül” tarafımız var, insanlık tarafımız var.Batı’ya kaç kere öğrettik , yine unuttular , yine öğretmek bize düşüyor.


Türk vatan severleri yurtseverleri , Türk ve Atatürk milliyetçileri / ulusçuları :

- Türkçe’ye sahip çıkmak , Türkiye’ye , Türk Kimliğine , Kültürüne , Türklüğe sahip çıkmak demektir.

Birbirimize düşmekten vazgeçeceğiz ve birilerinin İngiliz atıyla Üsküdar’a geçmesine izin vermeyeceğiz.

İngilizce ile eğitimi Türkiye’de Amerikan , İngiliz misyonerleri başlattı.İngiliz’in 250 yıllık hedefi : Dünyadan Türk adını silmek , hem Türkiye’de hem dışarıda.Hem Haçlı kafası , hem de ödleri kopuyor , Türklerin hepsi kendini toparlarsa , kaynaklar ellerinde , pazarlar ellerinde , Avrupa batar.Avrupa’da bir şey yok ki ; ne kaynağı var , ne pazarı var , bir şey yok.Türk ve Müslüman ülkelerden geçiniyor Batı, Türkler bir uyansa Avrupa’nın işi bitti , bizden yardım dilenecek.Onun için adamların niyeti “Türk” lafını tarihten silmek.Silmek için yapacağın iş bellidir : Eğitim dilini İngilizce yaparsın , bir iki nesil sonra Türkçe biter.Türkçe bitince “Türk” lafı biter.Ne Türk kimliği kalır , ne kültürü , ne tarih bilinci , ne kendi ülkelerin.Gayet basit.Tarihte örnekleri çok.

İngilizce Öğrenmenin Yolu

Kendi aklının sahibi olan , yani Uganda , Filipinler gibi sömürgeleşmemiş tüm dünya ülkelerinde yabancı diller gece veya yaz kurslarında , görsel-işitsel dil laboratuarlarında , okullarda ayrı yabancı dil derslerinde öğretilir ve gayet iyi sonuç alınır.

Yabancıların oyununa gelmemiş hiçbir ülkede yabancı dil öğretiyoruz diye ülkenin dilini kaldırıp atıp da okullarda çeşitli dersleri yabancı bir dilde yapmak şeklinde bir yabancı dil öğretme yöntemi yoktur.Her yerde bu yabancı dil eğitimi yerine yabancı dille eğitim bir ülkeye , bir ulusa yapılabilecek en büyük hainlik , en büyük alçaklık ve bir insanlık suçu olan “kültürel soykırım” sayılır.Dolayısıyla her bağımsız , her şerefli ülkede yabancı dille eğitim o ülkenin anayasasına aykırıdır , bu konuda hiçbir taviz verilmez.

Türkiye’de 1954’e kadar İngilizce ile eğitim yapan hiçbir Türk okulu yoktu.Zaten bu her devirdeki anayasalarımıza , Atatürk’ün “Tevhid-i Tedrisat” kanununa , Lozan’a tamamiyle aykırıydı ; halen de öyledir.Atatürk eğitim dilinin tümüyle Türkçe olması üzerinde ısrarla durmuş , eğitimin ‘milli eğitim’ olmasının baş şartını buna bağlamıştır.

Atatürk milli bir eğitim içinde yabancı dil nasıl öğretilir örnek olsun diye 1930’larda Türk Eğitim Derneği’ni kurmuş , onun özel okulu Ankara Yenişehir Lisesi’nde haftada 10 saat yabancı dil dersi konmuş ( bugün takviyeli yabancı dil denen düzen ) ama bütün dersler güzel bir Türkçe ile verilmiştir.1954’te ne yazık ki benim şahane okuluma yabancı çengeli atılmış , Atatürk’ün örnek okulu İngilizce ile eğitime geçen ilk Türk okulu oluvermiştir.Bir kaç yıl sonra da “Anadolu Liseleri” aldı yürüdü.Arkasından Ortadoğu , sonra alıştıra alıştıra Boğaziçi , derken Bilkent , sonra sayısız özel okullar vb…Kimse bu gidişin tesadüfen veya cahillikten veya talepten olduğunu sanmasın.Bu 2000 yıl önce Romalıların Keltlere , 1890’da İngilizlerin zorla İrlandalılara yaptığı tarihten silme oyununun aynıdır.Tarihteki acı misaller gösteriyor ki , bir ülkede eğitim dilini yabancı dile çevirmek oyunu anaokullarına indikten bir buçuk nesil sonra o ülkenin kendi dili kayboluyor , ana babalar kendi çocukları ile kendi dillerinden konuşamaz oluyorlar , az sonra da o ülkenin , o ulusun adı bile tarihten siliniyor.

İşte Türkiye’ye biçilen kaftan , daha doğrusu kefen budur.Türk dili bitince (ki hızla bitiyor!) ne Türkiye Cumhuriyeti kalır , ne tarihteki on bin yıllık Türk varlığı ve adı.

Yabancı dille eğitimi Türkiye’den tümüyle silip atmak bu ülkedeki her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının , her gerçek Atatürkçünün , her gerçek milliyetçinin , her gerçek solcunun , her gerçek din ve gönül ehlinin , her gerçek hümanistin , her gerçek laik ve çağdaşın , her gerçek bilimcinin , her gerçek eğitimcinin , her şerefli basın-yayın mensubunun , her gerçek dünya vatandaşı eğiliminin , her Türk gencinin birinci davası olmalıdır.

Çünkü :
· Bu ülkenin bütünlüğü , bu ülkenin dünya yüzündeki haysiyeti , şerefi , itibarı , dünya ülkeleri arasındaki eşitliği Türkçe’nin varlığına bağlıdır.
· Atatürkçü olmanın temel şartı Türk diline , Atatürk’ün “Türk kültürü içinde çağdaşlaşmak” ana ilkesine sahip çıkmaktır.
· Kimliğine , kültürüne , tarihine sahip çıkmak anlamına gelen milliyetçilik , dilinden , geçmişinden , töresinden kuvvet alarak bilimi ile tekniği ile ileriye yürümek demektir.Türkçeyi yok etmek gayreti içinde olup da milliyetçiyim diyen Türk milliyetçisi değil , olsa olsa İngiliz/Amerikan , yani Anglosakson milliyetçisidir ; amacı olsa olsa Türkiye Cumhuriyeti halkını Anglosaksona ilelebet köle etmektir.
· Okul ders kitapları bile İngiltere’den direk ithal edilir oldu.Yabancı okullar Lozan’a aykırı olduğu halde yenileri açılıyor , bazıları örtünüp , Türk okulu diye yutturuluyor.Kimse buna “ilericilik” , “Türkiye’yi 21.yüzyıla taşımak” , “Türkiye’yi dünyaya taşımak” diyerek ahlaksızca halkı uyutmaya çalışmasın.Hiç bir ileri ülke yabancı dille eğitim yoluyla ilerlemedi.Yabancı dille eğitim ve eğitim kapitülasyonlarını savunmak ve bu en büyük insanlık suçuna hizmet etmek ilericilik değil , en büyük gericiliktir , Türkiye’yi 100 yıl önceki bariz Batı sömürgeleri çağına , çok gerilere taşımaktır.Türkiye,sömürgelere ümit veren , örnek olan Kurtuluş Savaşı’nı bu günlere gelelim diye mi verdi ?
· Yabancı dille eğitim Türkiye’ye Hıristiyan misyoner okulları ile girmiştir.Yabancı dille eğitim yapan devlet veya Müslüman cemaat okulları İngiliz Hıristiyan misyonerliğine taşaronluk etmiş oluyorlar.Bunu bilmeden yapmış olduklarını iddia edecekler varsa işte artık biliyorlar,şerden hayra dönme zamanları gelmiştir.Bütün bu İngiliz misyoner tipli okullar derhal gerçek Türk okullarına dönüştürülmeli.İmtiyazlı taraflarını takviyeli yabancı dil dersleri vermekle koruyabilirler , ama bütün diğer dersleri Türkçe olmalıdır ki öğrenciler gerçekten bir şeyler öğrenebilsinler , ezbercilikten kurtulsunlar , kendine güvenle düşünebilir , sorgulayabilir duruma gelsinler.
· Nerde görülmüş ki hoca öğrenciye öğrenmekte olduğu bir yabancı dilde mesela derin bir fizik kavramını anlatıyor.Yahu insaf ! Bari çocuklarınıza acıyın.Çocuk , o kelime İngilizce ne demekti ? Sıfat mıydı , neydi ? Onu mu düşünsün , yoksa kendi ana dilinde bile anlamakta zorlanacağı derin fizik kavramını mı düşünsün.Bu yolla ne yabancı dil , ne fizik öğrenilir.Üstelik ana dil de unutulur.İşte onun için hiçbir aklı başında ülkede yabancı dilde eğitim yapılmaz , yaptırtılmaz.
· Çeşitli dillerin , kültürlerin var oluşu bütün insanlığın zenginliğidir.Her biri korunmalı , yaşatılmalı.Ben buna 1971’den beri “Kültürel Çevrecilik” diyor , çeşitli ülkelerde anlatıyorum.Bir dili yok etmenin kestirme yolu eğitim dilini yabancı dile dönüştürmektir.Yabancı dille eğitim “kültürel soykırım” dan başka bir şey değildir.Yabancı dille eğitimi desteklemek , dolaylı ve dolaysız yollardan sağlamak yalnız o ulusa karşı değil , insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.Herkes ona göre davransın.
Türkiye’nin kurtuluşu Türkçe’nin kurtuluşuna bağlıdır.Türkçe giderse , ne Türkiye kalır , ne Türk Dünyası , ne de Türk.(yani Türk Kültürü’ne mensup olanlar)

Acaba bizim gençlerden artık kaçı “Libya” nın Osmanlı “Fizan” ı olduğunu biliyor ; ya “Tripoli”nin “Trablus Garp” olduğunu? Çok uzaklara gitmeğe gerek yok: “Göreme” , “Kapadokya” (hatta Cappadocia) olmadı mı ? Behramkale resmen “Assos” , daha önceleri “Reşadiye” olan yer şimdi “Datça” değil mi ? Hatırlayan kim ?

Türkiye’de İngilizce eğitim dilli ilk Türk okulunun Türk Eğitim Derneği’nin Yenişehir Lisesi’nin (benim okuduğum okul) İngiliz/Amerikan parmağıyla “Ankara Koleji” ne 1954’de dönüştürülen okul olduğunu kaç kere yazdım.

Türkçemize sahip çıkmanın , onun için de en başta yabancı dille eğitime karşı durmanın artık bir hayat-memat , ölüm-kalım meselesi olduğundan kimsenin şüphesi kalmasın.

Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz ,

Türk Kültürü olmadan Türk Kimliği bulunmaz ,

Kimliksizin öz güveni , özüne itibarı yoktur ,

Özüne itibarı olmayanın haysiyeti olur mu ?

Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz.

Dünyada gelmiş geçmiş en büyük medeniyeti kuran kimlerdir , biliyor musunuz ? Şu an Çin sınırında , fiziken de katliamdan , soykırımdan geçirilmekte olan Uygur Türkleridir.Uygur Türkleri , binlerce yıl evvel , o zamanın çok yüksek teknolojisini , o zamanın bugünler için de hayret verici felsefeyi ve bilimleri icat etmişlerdir.Bu gelişme zamanla ondan sonraki Türk Devletleri’ne geçmiş,ondan sonra İslamiyet’in kabulu ile bu medeniyet , bu Asya Medeniyeti , bu derin ve köklü medeniyet , İslam Dünyası’na getirilmiştir.Biz bunları Araplar’dan , Farslar’dan almış değiliz , haberiniz olsun ! İslam Dünyası’na da getiren biziz.

Eğitim

Eğitim, bir takım dershanelere yazılmak , ilk , orta , liseye gitmek , paran varsa velilerin büyük fedakarlıkları ile özel okullara yazılmak , not almak , dershanelerde nasıl not alınacağını öğrenmek , ondan sonra alfabe çorbası gibi isimleri bir takım sınavlardan geçmek , konuyu hiç anlamadan , a-b-c hangisini işaret edileceği taktiklerini öğrenerek , diploma almak , ondan sonra da yatmak ve her fırsatta memleketi satmak , değildir.
Eğitimin gayesi ,insanı,kendisi ve toplumu, halkı,milleti için değer yaratacak düzeye getirmektir.
Eğitimin ikinci gayesi ise , bir milletin geçmişiyle geleceği arasında köprü kurmaktır.Yoksa geçmişine bir makas atıp ondan sonra toplumun köksüz , darmadağın bir kuru kalabalığa dönüşmesini sağlamak değildir.

Şimdi bizdeki eğitim sistemine bakalım: Eğitimden herkes şikayetçi.Ben eğitimden şikayetçi olmayan birine rastlamadım.Öğrenci şikayet eder,üniversitedeki şikayet eder,veli şikayet eder,öğretmen şikayet eder,herkes şikayet eder ve herkesin şikayet etmesi normaldir.Eğitimdeki keşmekeş inanılmayacak bir seviyededir.

Peki bu eğitim Türkiye’de hep böyle miydi ?

Hayır efendim! 1953’e dek Türkiye’deki orta,lise eğitim düzeni , dünyada sayılı (Fransa,Almanya
,Rusya,Japonya) birkaç eğitim düzeninden biriydi.Şimdi insanın inanası gelmiyor değil mi ? Ama evet , öyleydi.Türk yurtta , liselerin sayısı pek fazla değildi ama , öğretim evsafları , bu günkü pek çok üniversiteden üstündü.Eğitim dili İngilizce olan bir tek Türk okulu yoktu.Olamazdı da.Atatürk,Osmanlı Devleti’nin son yıllarında sayıları birkaç bine varan Hıristiyan misyoner okullarını kapatmıştı.Çoğu Amerikan olan bu okullar örn.Robert Koleji,Bulgar isyanını çıkartanları ve yeni Bulgaristanın ilk dört başbakanını yetiştirmiş , Kurtuluş Savaşı’nda düşmanın beşinci faaliyetlerine yataklık etmişlerdi.1953’e kadar “kolej” lafının , misyoner okulu anlamına geldiğini tüm kamuoyu bilir , buna tepki gösterirdi.Lozan’da bir türlü kapatılamayan birkaç yabancı okul bugün hala Hıristiyan misyoner okullarıdır.

*

Hedef Türkiye
Bakınız:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder