26 Nisan 2015 Pazar

Türk Aynştaynı ( Emine Çaykara)



TÜRK AYNŞTAYNI Oktay Sinanoğlu kitabı  
Emine Çaykara
İş Bnk. Kültür Yayınları
Ocak 2002, 470 Sayfa  

Bir biyografi olmasına rağmen, edebiyattan, tarihten, sanattan ve özellikle bilimsel çalışmadan bahseden son derece önemli bir eser.
Sinanoğlu, Türkiye’nin yetiştirdiği istisna şahsiyetlerden -kısaca her yönüyle sıra dışı- biri. Osmanlı ile Türkiye’yi iyi tanıyan, yer yer analiz de yapan Sinanoğlu, gerçek bir vatan hayranı. Neden Amerika’ya gittiğini, orada oynanan oyunları çok net bir şekilde ortaya koyan, oranın çok fazla bütüyülmemesi gereken bir yer olduğunu ifade eden Oktay Sinanoğlu, genç neslin çok ama pek çok çalışmasını istiyor.

Siyasi yönünün olmadığını söylemesine rağmen satır aralarından o yönünü de anlamanın mümkün olduğu bu eseri, herkesin okuması gerektiğine inanıyorum.

Kitaptan bazı alıntılarda bulundum. Fakat bu iktibaslar kitabı tanıtmak için yeterli değil.
Okunacak bölüm olarak 470 sayfa olan kitabın; Ad Dizini, (Kronolojik) Yaşam Öyküsü ve Bibloyografya’nın yanı sıra oldukça geniş bir albüm koyarak eserden değişik şekillerde yararlanılması sağlanmıştır.

Kitabın tamamı röportajlardan oluşmakta. Emine Çaykara’nın akıcı üslubu ile yazılan kitap Türkiye İş Bankası Yayınları’ndan çıkmıştır.



“... İçimden yemin ettim, dedim ki:
Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım; ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki, burada kalırsam Amerika’nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika’nın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim...” (50)
“Benim yetiştiğim muhitte cami yoktu... Sıhhıye’de (Ankara) senelerce yatılı mektepte ben ezan sesi duymadım.
Ama gazetelerin gündemi: Ticaniler çıktı, ticani avı başladı, irtica çıktı, o bitti. Nurcular çıktı vs.vs.” (46)
“... Biz her ne kadar müsamerelerle, Osmanlı döneminin kötülendiği bir ortamda yetiştiysek de İstanbul’a geldiğimde İstanbul’un tam bir Osmanlı şehri olduğunu hissederdim. Birden bire o güzelim çeşmelerin hepsinin muslukları söküldü, zamanla oralar çöplüğe dönüştü.
... Beyazıt meydanı mahvoldu, Beşiktaş meydanı mahvoldu. Hatırlıyorum, Laleli’den geçen caddede yıkım oldu ve tarihî Osmanlı eserleri, zemin seviyesinin altında kaldı. Bir taraftan Bizans kalıntısı birkaç taşı ortaya çıkardılar. Şehrin Osmanlı havası gitti.” (47)
“Profesör olayım diye uğraşmadım, kendi kendine oldu.”(113)
“Ortaokul ve lise yıllarında deney yapmaya başlayan Oktay Sinanoğlu; yazar annesinin “git gez” demesine rağmen saatlerce uğraşıyor. İlk defa sirkeyi ayrıştırarak koku elde ediyor.” (36)
Bu azmidir ki, onu kuvvet bulmaya itiyor. “Solvofobik kuvveti.” (196)
Bilimsel çalışmasını kültürel çalışmayla zenginleştiren Sinanoğlu, Japonya’da şöyle bir teklifte bulunuyor: “İpek Yolu’nun İki Ucu” konferanslar nedeniyle ..... bir program önerdim. “Birlikte, tarihteki gibi bir İpek Yolu seferi düzenleyelim, Japoya’dan Türkiye’ye kadar. Yol üstünde her yerde ben sadece Türkçe konuşacağım, siz de Japonlar olarak oradaki halkların konuşmalarını anladığımızı, çünkü onların da Türk lehçeleri konuştuğunu göreceksiniz.” (261)

TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ (359)
Amerika’yı, Avrupa’yı, Asya’yı gezen birçok kimseye faydalı olan, bir çok kimsenin hatta devletlerin kendisinden faydalandığı, ülkesine davet ettiği Oktay Sinanoğlu, yaptığı yemine sadık kalarak Türkiye’ye geliyor. 1994 yılında İTÜ’de kendisine yer de tahsis ediyorlar. Kendisinin Türkiye ile ilgili şu değerlendirmesi sanırım sizlere bir şeyler hatırlatır.
“Ben de zannediyorum ki, ben bunlar için fırsatım. Öyle konular var ki, dünyada herkes gelmiş, Yale’de benden öğrenmiş; Rusya’sından, Doğu Bloku’ndan, Avrupa’sından. Ben ayaklarına gelmişim, yeni bir şey öğrenin, yapın. YOK.”
Kendisi kendini şöyle tanıtıyor:
“Oktay Sinanoğlu bir aşıktır, bilime aşık, vatanına, milletine aşık, Türk diline, tarihine aşık, insanlığa, daha doğrusu her insanın içinde gizli duran en yüksek mertebelere ulaşabilme yeteneğine aşık.” (409)

NOBEL ÖDÜLÜ ve ÖDÜL DEĞERLENDİRMESİ
“Çocukluktan beri, hiçbir zaman dünyevî ödüllenmeler için çalışmadım. Ne okulda not için, ne sonra makam veya para için, ne de başkalarının bana bahşeyleyeceği ödüller için. Zaten ödülü veren aslında sana olan aşkından değil, kendi gayeleri için verir; dikkat edin hep öyledir. Ödül alma, zengin olma, mevkiler sahibi olup da bol bol kasılma arzusuyla yanıp tutuşanlar gerçek değeri olan hiçbir şey ortaya koyamazlar. Toplum için, bilim için, ülken için, insanlığın insanlaşması için çalışırsan, hak ve halk seni öyle veya böyle kendiliğinden ödüllendirir. Manevi nimetler ise hepsinden önemlidir.
Nobel’in bilimden öte, bir de siyasî yönü var.
Daha 70’li yılların başında Türkiye üzerinde oynanan derin oyunları görüyor, kimsenin farkında olmamasından, bilenlerin de ihanetin içinde oluşundan endişe ediyordum. Başımıza bugünkü perişan hallerin, yakında daha da beterinin geleceğini yıllar öncesinden gün gibi görüyordum...” (412)
Oktay Sinanoğlu, özellikle Türkiye’deki yabancı dil eğitimine (yabancı dile değil) oldukça karşı. 1954 yılındaki Yabancı Dil anlaşmasını sert bir uslupla eleştiren yazar, bu konuda hem maddi, hem manevi ciddi zararın olduğunu belirtiyor. Üstüne üstlük yeterli İngilizce’nin de öğretilemediğinden şikayetçi. Bu konuda müstakil olarak yazdığı “Bay Bay Türkçe” isimli eserini de tavsiye ederim.

http://www.byebyeturkce.com/aynstayn.htm
*

"Türk Einstein" Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu kimdir?

"Türk Einstein" olarak tanınan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak, 28 yaşında en genç "tam profesör" unvanını aldı

TÜRK EİNSTEİN PROF. DR. OKTAY SİNANOĞLU KİMDİR?

Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun diplomatik görevi nedeniyle İtalya'nın liman kenti Bari'de dünyaya gelen Sinanoğlu, II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle 1939 yılında, ailesiyle bu ülkeden Türkiye'ye döndü.

TED Koleji olarak ismi değiştirilen dönemin Ankara Yenişehir Lisesinde burslu öğrenci olarak okuyan Sinanoğlu, okulu 1953 yılında birincilikle bitirdi. Sinanoğlu, Kimya Mühendisliği okumak üzere Berkeley'deki ABD Kaliforniya Üniversitesi'ne gitti. Sinanoğlu, üniversite eğitimini de 1956 yılında birincilikle tamamladı.

1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsünü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi olan Sinanoğlu, "Alfred Sloan" ödülü aldı. 1959 yılında ise Kaliforniya Üniversitesi'nde kuramsal kimya doktorasını tamamlayan Sinanoğlu, 1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak göreve başladı.


Sinanoğlu, "Einstein" olarak nitelenmesine neden olan beş teorisinden ilki atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile 1960-1961 yıllarında "doçent" oldu. Sinanoğlu, bilim dünyasına 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını kazandırarak, 28 yaşında 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesi oldu ve "tam profesör" unvanını aldı.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) mütevelli heyeti 1962 yılında aldığı bir kararla sadece Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere "Danışman Profesör" unvanını verdi.

1973 yılında Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi olan Sinanoğlu,1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı.

1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı verildi.

1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderilen Sinanoğlu, Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini attı.

Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesi olan Sinanoğlu, Meksika hükümeti tarafından Yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi.

Dünyada yeni kurulmaya başlanan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri olan Sinanoğlu, DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi.

1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştıran Sinanoğlu'nun, 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi.

1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrılan Sinanoğlu, aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı ve 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı.

Sinanoğlu, İngiliz fizikçi ve matematikçi Paul Adrien Maurice Dirac'ın üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü ve böylece kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu.

Dünyada moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri olan ve "Türk Einstein"ı olarak anılan Sinanoğlu, "Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı(1961)", "Çözgeniter kuramı(1964)", "Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı(1974)", "Mikrotermodinamik(1981)" ve "Değerlik kabuğu etkileşim kuramı(1983)" ile bilim dünyasına adını yazdırdı.
http://www.ahaber.com.tr/yasam/2015/04/20/turk-einstein-prof-dr-oktay-sinanoglu-kimdir
S

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder