13 Mayıs 2015 Çarşamba

Bu Adamı Herkes Çok İyi Dinlesin / Bigalıoğlu





Son zamanlarda televizyon ekranlarında yayınlanan tartışma programlarını kaçırmaz oldum. Dün akşamda tesadüfen Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu Ceviz Kabuğu programını seyrettim. Cevizoğlu’nun konuğu ak saçlı, yaşına göre hayli dinç görünen yaşlı bir adamdı. Adamın konuştukları dikkatimi çekti. ABD’den öyle bir bahsediyordu ki, ABD vatandaşları için oturup ağlayasım geldi. ABD ve AB ekonomilerinin çöktüğünden, kurulacak olan yeni Dünya düzeninde Türkiye’nin öneminden, Avrupa ve ABD’nin ekonomik tarihinden, Amerikan Merkez Bankası’nın aslında devlet bankası olmadığından, krallara borç veren muhasebeciden, Ermenilerden özür dileyen aydınlarımızdan vs. şeylerden bahsetti. Adamın adı Oktay Sinanoğlu’ymuş. Kendisini ilk defa dün akşam televizyonda seyrettim. Öncesi yok.

Bu adamda asıl dikkatimi çeken şey, kendisinde hissettiğim aşırı özgüvendi. Bu özgüven beni şaşırtmıştı. Zira biz, özgüvenden fazlasıyla yoksun bir milletiz. Biz genelde her şeyi gavurlardan bekleyen, her şeyi gavurların daha iyi bildiğini zanneden, üretmek yerine daha çok hazırda bulduklarımızla yetinen bir milletiz. Yada bizi bu hale getirdiler. Bu adam aslında bizlerinde bir çok şeyi yapabilecek, her konuda yeterliliğe sahip bir milletin evlatları olduğumuzun göstergesi gibiydi.

Sonra kendisinden bahsetmeye başladı. “Ben” demeyi sevmiyormuş. Cevizoğlu’nun aktardıkları kadarıyla kendisine “Türk Einstein’ı” diyorlarmış bazıları. Amerikan ulusal bilimler akademisine seçilen ilk ve tek Türk’müş. Dünya’nın profesör seçilen en genç insanıymış. Dünya’nın çok çeşitli yerlerinde konferanslar vermiş. Defalarca Nobel’e aday gösterilmiş. Kendi söylediğine göre Tübitak’ın ortaya çıkmasında birinci dereceden ön ayak olmuş. Bir sürü kitabı, teorisi, bilimsel çalışması var. Anlatmakla bitmez. Hala Dünya’nın çeşitli ülkeleri bu adamın peşinden koşuyormuş.

Ama en son ODTÜ’de konuşmasına izin vermemişler. Buna oldukça sinirlendiği belliydi. İnternetten de araştırdım kendisini ve gözlerime inanamadım. Belki de sadece Türk olduğu için Nobel verilmeyen bu adam yüzyılın dahisiydi.

Amerikalıların kendisini devşiremediklerinden bahsetti. Ancak Türkiye’den giden pek çok bilim insanı devşirilmiş, ülkemin o güzel beyinleri Amerika’ya hizmet etmeye başlamıştı. Türkiye’deki bilim insanlarına da çok kızgın, üniversitelerin halinden de şikayetçi. Bütün bunları yazıyorum ama yazmakla olmaz, bu adamı herkes çok iyi dinlemeli. Mümkünse defalarca.

Bu adamdan bahsetmemin temelde iki amacı var. Birincisi, ülkem insanının kaybettiği özgüveni tekrar geri getirebilir. ikincisi, bu adama fırsat ve yetki verilirse Türkiye’yi mümkün olan en hızlı şekilde gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarabilir. Türkiye’yi özellikle bilimsel alanda cazibe ve çekim merkezi haline getirebilir. Biz İngilizce’den çeviri yapacağımıza, onlar Türkçe öğrenmek zorunda kalabilir.

Türkiye’yi uçuracak proje şöyle;

Üç kıtanın birleştiği yerde, Dünya’nın merkezinde, Ankara’nın kırsalında bir merkez kurulacak;

Dünya Bilim Merkezi. Bu merkez çok büyük ve çok çeşitli bilimsel çalışmalar için uygun altyapıda olacak. Laboratuvarlar, konferans salonları, evrenkentler, yerleşkeler, bilim insanları için yerleşim alanları, her şey olacak. Arazi sonradan genişlemeye müsait olacak. Mühendisler ve bilim insanları bir araya gelerek bu merkezin plan ve projeleri oluşturulacak ve en kısa zamanda inşaatına başlanacak. Kaybedecek vakit yok. Bütün bunlar olurken, YÖK’ün başına Sinanoğlu getirilecek. Tam yetkiyle donatılacak. Üniversitelerimizdeki rektörleri mülakat yoluyla kendisi seçecek. Üniversitelerimizde istediği değişikliği yapabilecek. Üniversitelerimiz top yekün, her şeyiyle onun emrinde olacak. Başka kimse karışmayacak. Sadece Sinanoğlu’na verilecek görev ve yetkilerle bilimsel alanda tek diktatör olacak.

Dünya bilim merkezinde sadece bilimsel çalışmalar yapılacak. Matematik, fen bilimleri, fizik, kimya, uzay bilimleri, nanoteknoloji, tıp, daha aklınıza ne gelirse. Bu bilim merkezi faaliyete geçtikten sonra YÖK kaldırılacak. Üniversiteler bu bilim merkezine bağlanacak. Bilim merkezinde öğrenci olmayacak, sadece bilim insanları çalışmalar yapacak. Türkiye’nin yanı sıra Dünya’nın çeşitli yerlerinden gelen bilim insanları da burada ortak çalışmalara katılabilecek. Bu merkez,BİLİM isminde aylık bir dergi çıkaracak ve çalışmalar bu dergide yayınlanacak. Bilimsel makaleler, bilimsel gelişmeler, tezler vs.

Bilimde batılıların tekeli ortadan kalkacak. Türk bilim insanları gavurların makalelerini kopyala yapıştır yapmaktan vazgeçerek, bir şeyler üretmeye başlayacak. Türkiye, bilimsel alanda Dünya’nın merkezi olacak. Bütün bunların başarılamaması için hiçbir sebep görmüyorum. Yapılacak tek şey, Sinanoğlu’na yıllardan beri verilmeyen bu fırsatı vermek ve devlet bütçesinden bunun için ödenek ayırmak. Bunlarda hiç zor değil. Ödenek olmadığı kabul edilemez. Yıllardan beri, savaş için ayrılan ödeneği yarıya indirin. Devletin kurumlarını biraz az hortumlayın, vatandaşı yandaşlarınıza biraz az soydurun. 2009’da 4.1 milyar dolar dış borç FAİZİ kadar bir ödeneği bir zahmet bu iş için ayırıverin. Biz,Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bu ödeneği karşılamaya hazırız. Sayın Başbakanım Recep Tayyip Erdoğan, siz böyle bir şey için elinizi taşın altına koyar mısınız?


*

Cevizkabuğu - 30 Mart 2012 / OKTAY SİNANOĞLU


Ceviz Kabuğu - 6 Nisan 2012 / Oktay SİNANOĞLU - Hulki CEVİZOĞLU

Ceviz Kabuğu- Attila İlhan, Oktay Sinanoğlu




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder