31 Mayıs 2015 Pazar

Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak



Türk şiirinin önemli temsilcilerinden olan Hilmi Yavuz, Sıddık Akbayır'ın bu kitabında hiç bilmediğimiz yönleriyle karşımıza çıkıyor.
Sıddık Akbayır, kitabında Yavuz'un çocukluğunu, "bir yaz fırtınası" olan gençliğini, Kabataş Lisesi ve hukuk fakültesi yıllarını, Marksist dönemini, gazetecilik ve BBC günlerini, aşklarını, sigarasını, poetikasını, felsefesini, hocalığını ve daha bilmediğimiz birçok yönünü bu portre çalışmasında anlatıyor. Kitap Yavuz'un özel arşivinden seçilmiş fotoğraflarla ayrı bir değer kazanıyor. "Ne Kadar Gitsem, O kadar Uzak" Hilmi Yavuz'u anlamak isteyenler için bir başucu kitabı niteliği taşıyor.
http://www.dr.com.tr/kitap/ne-kadar-gitsem-o-kadar-uzak/siddik-akbayir/edebiyat/turk-gunluk-ani/urunno=0000000374101
*
Yol, zaman, hüzün = Hilmi Yavuz

ALÂATTİN KARACA
Sıddık Akbayır’ın kaleme aldığı Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak, bir Hilmi Yavuz portresi. Kitap son dönem Türkiye’sinin bir aydın portresini, şairin yaşamının önemli duraklarını, yapıtlarının belirgin özelliklerini, düşünce dünyasını, edebiyat serüvenini kendine özgü bir üslupla anlatıyor.

NE KADAR GİTSEM O KADAR UZAK, 
SIDDIK AKBAYIR, FERFİR YAYINLARI, 488 SAYFA

Hilmi Yavuz, kadri hayattayken bilinen az sayıdaki bahtlı şairden. Hakkında pek çok kitap, inceleme yazısı yazılıyor, sempozyumlar düzenleniyor. Örneğin, Uğur Soldan’ın Şiirin Aynasındaki Simurg, Maksut Yiğitbaş’ın Gülün Ustası Hilmi Yavuz adlı çalışmaları, Şiirim Gibi Yaşadım adlı nehir söyleşi, Mustafa Armağan’ın Hilmi Yavuz ile Doğu’ya Batı’ya Yolculuk’u ona ilişkin kaleme alınan kitaplardan sadece birkaçı. Son olarak Temrin dergisi Eylül 2011 sayısını Hilmi Yavuz’a ayırmıştı. Ardından Sıddık Akbayır’ın elimizdeki kitabı yayımlandı: Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak.

Sıddık Akbayır, gayretli bir edebiyat araştırmacısı. Son yıllarda kimi yazar ve şairler üzerine biyografi ağırlıklı incelemeler yayımlıyor. Örneğin, Aynı Göğün Uzak Yıldızları’nda Nâzım Hikmet’le Necip Fazıl’ı, Zamansız Bir Karşılaşma’da Orhan Pamuk’la Yaşar Kemal’i karşılaştırmıştı. Ardından 2010’da Şiir Adımlı Bir Yolcu adlı bir Haydar Ergülen portresiyle çıkmıştı okurların karşısına. Ve şimdi başka bir şair portresi var elimizde: Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak. Bu da Hilmi Yavuz’un portresi.

Şairin hayatı şiire dâhil

Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak, biyografi ağırlıklı bir çalışma. Uzun soluklu bir portre denemesi de denilebilir yapıta. Akbayır, ilkin şairin (Hilmi Yavuz’un) şiire dâhil hayatını ele alıyor ve Yavuz’un elinden düşmeyen ama hiç tütmeyen sigarasından başlıyor anlatmaya. Özgünlüğü de bu yapıtın; klasik bir biyografi çalışması değil Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak. Akademik bir dil kullanmıyor bir kere Akbayır, rahat ve doğal bir anlatımla yazıyor. Sonra klasik biyografi kalıpları içinde yürümüyor yapıtı. Belli köşe taşları, kimi zaman nesneler… Onları izleyerek yazıyor şairin yaşamını. “Bir Portre Denemesi” başlıklı bölümde değişik bir portre tasviriyle çıkıyor karşımıza. Hilmi Yavuz’un mizacına, kimliğine ilişkin baskın öğelerin altını özgün bir üslupla çiziyor.

İkinci başlık “Baba Düzyazıdır, Anne Şiir”. Akbayır, daha çok da şairin dilinden Yavuz’un annesine ve babasına yöneltiyor bakışları. Hepimiz için geçerli bir tanımlamayla baba düzyazıdır, akıldır, otoritedir; anneyse şiir, yani duygu ve lirizmdir Yavuz için. Şairin annesi, kendi deyişiyle karartma gecelerinde “çok işlemeli bir lamba” gibi olan Vecide Hanım ve babası Yahya Hikmet Bey’in gölgeleri giriyor kareye. Ardından şairin çocukluğu, gittiği okullar, sonra baba, oğul ve kendi oğulları: “Üç Kuşak”. Şairin çocukları Ali Hikmet ve Ömer Emre giriyor fotoğrafa. Artık şair bir dede; torun Mercan girmiştir çünkü hayatına, baba Yahya Hikmet Bey’den sonra dördüncü halka… Akbayır biyografinin kronolojik çizgisinde ilerliyor, şairin gençliği var önümüzde, Kabataş Lisesi, hukuk fakültesi ve Marksist düşünceye kapıldığı gençlik yılları. Yıl 1955, a dergisi, edebiyat durağında Hilmi Yavuz, dergideki ilk şiiri de “Cigara İçmek Yasaktır”. Daha başta mı karar vermişti sigarayı bırakmaya? Hayat sürmektedir. Şair gazeteciliğe başlar. Sonra BBC ve Londra yılları. Akbayır, Yavuz’un izini sürmeye devam ediyor. Yavuz’un hocalık yılları: Boğaziçi Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi ve Bilkent. Bir hoca olarak Yavuz’un çevresinde edebiyatçı, şair ve araştırmacı öğrenciler bir hâle oluşturmaya başlamışlardır artık. Akbayır, yaşamın kronolojik sırasına genelde uysa da, zaman zaman dizgeden kopuyor. O nedenle kitap, özgür bir biyografi çalışması. Şairin aşklarına ve evliliklerine yer verdiği “Aşklar-Evlilikler” başlıklı bölümde, ta çocukluğundaki aşkına, Doğdunur’a kadar iniyor. Böyle sürüyor kitap: Yavuz’un yaşam çizgisi üzerinde özgür bir yolculuk, şairin hayatındaki önemli duraklar ve akıp giden sayfalar, çünkü parantez şimdilik açık… Yavuz’un 32 aydınla beraber çektirdiği üstü çıplak fotoğraf, Kâmil Fırat’ın “Özne Hilmi Yavuz” adlı fotoğraf sergisi, bestelenen şiirleri, şiir müzik ilişkisine dair düşünceleri…

Yaşamdan sonra eser

Akbayır, kitabın ikinci kısmında, giderek yaşamdan esere doğru kıvrılıyor. Ama biyografiyle eser iç içe yine de. Hilmi Yavuz’un okur tipolojisini ele alıyor yazar ilkin. Yavuz’u okumak kolay değildir, bir birikim, belli bir kültür ve bilgi düzeyinde olmak gerekir. Çünkü şairin şiirleri sıkı metinlerdir. Ardından “Okuma Notları”, şairin denemeci ve düşünür kimliğini yansıtan yazıları. Akbayır daha sonra şairin şiirlerini farklı başlıklar altında okumayı deniyor. İlk başlık, “Yol, Zaman, Hüzün=Hilmi Yavuz”dur. Gerçekten de bu üç öğe; yol, zaman ve hüzün, Yavuz’un şiirlerinin anahtar sözcükleridir. Hep yollardadır Hilmi Yavuz, “gül sesli yollar”da. Sonra zamana sarılır şairin şiirleri ve ardından hüzne bulanır. Hüzün ki en çok yakışandır Hilmi Yavuz’a. Türkiye’nin tarihini yazacaklar hüznü unutmamalıdır, der ya. Hilmi Yavuz’un şiiri üzerine çalışacaklar da hüzün hokkasını hep yanı başlarında tutmalıdır, kalemlerini hüzün mürekkebine batırmadan Hilmi Yavuz şiirine dair yazı yazılamaz. Çünkü “mesleğimiz hüzündür” diyor şair. Şiire bir ara veriyor Akbayır, çıktığı yolda. Yavuz’un Üç Anlatı’sına değiniyor; Taormina, Fehmi K.’nın Acayip Serüvenleri ve Kuyu’ya. Bu kez bir romancı var karşımızda. Bu eserler üzerine değerlendirmelerle sürüyor Hilmi Yavuz portresi. Sanki Akbayır, Hilmi Yavuz’la söyleşiyor yapıt boyunca, Akbayır soruyor, Yavuz anlatıyor, anlatıyor… Böyle bir biyografi denemesi Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak.

Kitabın sonuna doğru, yol daha bir kıvrılıyor şairin yapıtlarına. Kimi şiirleri çözümlüyor Akbayır; “Kalp Kalesi”ni, “Taflan”ı değişik bir gözle okuyor. Ardından Hilmi Yavuz’un “Poetika”sı. Tabii ki önce “Şiir Yapılan Bir Şeydir” diyor şair. Sonra sırayla, uygarlık ve şiir, şiirde ses, şiir ve gerçeklik, şiir ve hayat… Bu yolculukta Hilmi Yavuz şiiri üzerinde duracakların varacakları ortak alan, elbette metinlerarasılıktır, gelenek bağlamında. Akbayır’ın da ulaştığı nokta orası: Gelenek ve metinlerarasılık. Hilmi Yavuz’un şiirinin kendinden önceki veya çağdaşı metinlere göndermelerle örülü ve böylece gelenekle köprüler kurmuş sıkı metinler olduğunu gözden kaçırmamış Akbayır. Uzun uzun, hatta şiirlerinden örnekler vererek, Yavuz’da metinlerarasılık üzerinde duruyor. Bunun aynı zamanda geçmişi, geleneği “temellük etme” olduğunu da saptamış araştırmacı. Doğallıkla bu, Akbayır’ı Yavuz’un şiirlerinde geniş yer tutan geleneğe ve tasavvufa götürmüş, ardından da felsefeye. Yavuz’un şiiri bağlamında kitabın ikinci bölümünde bu konular geniş yer tutmakta. Kitabın son bölümünde ise Hilmi Yavuz’un kaleminden çıkmış şair, yazar ve aydın portreleri var.

Bir aydının portresi

Hilmi Yavuz’u, son dönem Türkiye’sinin bir aydın portresini, yaşamının önemli duraklarını, yapıtlarının belirgin özelliklerini, düşünce dünyasını, yazınsal öyküsünü okumak isteyenler için, hem de zorlanmadan, sıkılmadan okumak isteyenler için bir başvuru kitabı Akbayır’ınki. Alışılmadık, verili olmayan, belli kalıplara sıkıştırmadan bir biyografi yazmış Sıddık Akbayır. Aslında daha cesur olmalı, daha çok kendi konuşmalı, sözü portresini yazdığı şaire az bırakmalıydı. İşte Hilmi Yavuz aynada. “Ne görüyorsun Hilmi Yavuz?” diye sormak geliyor içimden. O da şöyle yanıt verecektir eminim: “Görünmeyeni!”…


----------------
Gül-i ruhsaruna karşu gözümden kanlu akar su
Habibim fasl-ı güldür bu akarsular bulanmaz mı

http://www.turkcedersi.gen.tr/modules/newbbex/viewtopic.php?topic_id=21185&forum=12
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder