16 Mayıs 2015 Cumartesi

Devşirilemeyen Türk: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu / MahmutÇetin



Devşirilemeyen Türk: Oktay Sinanoğlu

1.Sınıfsal olarak Sinanoğlu

Sinanoğlu, Batılılaşma Dönemi’nin standart sınıf ve düşünce gelişimine göre Pozitivizm’den Sosyalizm’e evrilmesi tasarlanan bir kuşağın temsilcisi.
Babası Nüshet Haşim, Atatürk döneminde görevli bir diplomat, annesi Rüveyda Karacabey Akşam gazetesinde köşe yazarı.
Kardeşlerinden biri Latince profesörü Samim Sinanoğlu diğeri ise Yunanca profesörü Suat Sinanoğlu… Suat Sinanoğlu, ‘Türk Hümanizmi’ kitabını yazmış. ‘Türk Hümanizmi’; Atatürk Dönemi değil, İnönü Dönemi kültür politikasının bir sonucu. İnönü Dönemi kültür politikası, Batı Medeniyeti’ni tek evrensel medeniyet kabul eden bir bakış açısını içerir.
Kısacası Sinanoğlu Ailesi tasarlandığı gibi Batıcı bir yönelim içinde olmuş.
Kız kardeşi Esin Afşar da Sol bir çizgide yer alır. Eserleri arasında ‘Nazım Hikmet Şarkıları’ ve ‘Ruhi Su’ya Türkü’ albümleri yer alır. Ömrünün sonuna doğru Afşar da Oktay Sinanoğlu gibi yerli bir içerik arayışına girmişti. Hatta bir ara Namık Kemal Zeybek’in çıkardığı Ayyıldız gazetesinde yazılar yazdı.

2.Büyük dedesi Karaca Bey, Haçlılar’a karşı savaşan Selçuklu komutanı

Tayfun Er’den öğrendiğimize göre Sinanoğlu Ailesi, baba tarafından Selanik’in Türk eşrafından Haşim Paşa ve Selanikli Osman Hamit’in torunu.
Anne tarafları ise Ankara’nın yerleşik ailelerinden Karaca Bey Ailesi’ne mensup. Ankara Hamamönü’ndeki Karacabey Hamamı ve Camii ailenin yaptırdığı eserlerden.
Sinanoğlu’nun anne tarafından büyük dedesi Karaca Bey, Haçlılar’a karşı savaşan komutanlardan biri. Karaca Bey, Osmanlı’yı yıldıran Haçlı Orduları Komutanı Hünyadi Yanoş’u öldüren bir komutandır.

3.Pozitivistler; yetiştirilme biçimlerinden dolayı başka türlü olamayanlar

Süleyman Hayri Bolay, düşünce tarihinde materyalizm’e en büyük desteği Pozitivizm’in yaptığını söyler.  
Bürokrasi; Robert Koleji’yle, Galatasaray Lisesi’yle, Tıbbiye ve Mülkiyesi’yle başka türlü olamayacak kadrolarını yoğurur. Ankara’da kurulan TED Koleji de bu minvalde bir okuldur. Oktay Sinanoğlu bu okulda okur. Bu okul vasıtasıyla yurtdışına gönderilir.
Cemil Meriç, Pozitivizm’den Sosyalizm’e zorunlu gidişi görenlerdendir: “Sosyalizm, Tanzimat’la başlayan batılılaşmanın en tabii sonucu değil mi? İmanını kaybeden, tarihten koparılan genç nesiller için son kurtuluştu sosyalizm.”
Erol Güngör de, pozitivist inkılapçılık geleneği içinde yetişenler için, Sosyalizm’den başka açık kapı kalmadığını işaret eder.
Pozitivist inkılapçı nesillerin, Sosyalizm’e yönelmeleri ve bunun sonraki nesillerce kabulü, tabii bir gelişme olmuştur… Çetin Altan bu değişmenin iradi bir tercih değil tarihi bir zorunluluk olduğunu söyler. “Bir ayrıma muhtacız. Ateizm başka şeydir, paganizm başka. Ateizm insanın kendi iradesiyle Tanrıtanımazlığı felsefi olarak benimsemesidir. Biz paganlar ayrı bir vak’ayız. Paganlar başka türlü olmaları mümkün olmadığından, yetiştirilme biçimlerinden Tanrıtanımaz olanlardır. Türkiye’de ateizm yoktur, paganlar vardır.”
Pozitivizm-Sosyalizm bağlantısına ilginç örneklerden biri de, Hava Kuvvetleri Eski Komutanlarından Reşat Mater ve oğlu Tayfun Mater arasındadır. Babası kuvvet komutanıyken Tayfun Mater, Dev-Genç yönetiminde yer alır. Tayfun Mater’in eşi de meşhur Avrupa işbirlikçilerinden Nadire Mater’dir.

4.Sinanoğlu’na karşı olduğum bir yön var!

1990’lı yılların sonlarında Sinanoğlu’nun dönüşüm sürecinde tanışma imkanım oldu. İstanbul’da Türk Ocağı, Tarih ve Düşünce, Yazarları Birliği gibi ortamlarda sohbet etme imkanı buldum.
Sinanoğlu’nun anti-Batıcı söylemine yaşadığımız süreçte karşı oldum. Karşı oluşumun temel nedeni Sinanoğlu’nun doğru tespitlerinin Sağ’da algılanış biçimiydi. Bu algı biçimi beni ürkütmüştü.
Sağ’ın temel sorunlarından biri Batı’yı doğru algılaya-ma-ma sorunu.
Batı’yı doğru algılama için elimizdeki tek araç elbette yabancı dil.
Yabancı Dil’le Eğitim’le Yabancı Dil’e karşı olmanın birbirine karıştırılması Sağ’ın giderek getto’ya itilmesi demek.
Gettocu anlayışın Osmanlı Dönemi’ndeki sonucu Skolastik Tıkanma… Skolastik Tıkanma ile Zorunlu Pozitivizm birbirini besleyen iki çıkmaz yöneliş. (Necip Fazıl’ın devrim yobazı ve ham yobaz tabirlerini hatırlayalım.)
Kadir Cangızbay’ın Dil Devrimi’ni anlatırken Türkiye Günlüğü dergisinde kullandığı Zorunlu Pozitivizm tanımlaması bizim yaşadığımızı birebir ihata ediyor.
Sinanoğlu’nun Batı’dan eve dönerken duyduğu tepki, Sağ’da gettocu anlayışın (ham yobazlığın) kabullenilmesine yol açıyor. Bu minvalde Cemil Meriç’in de yobazlık övgüsünü Bu Ülke’den okuyoruz.
Sağ oluşumlar İLESAM ve Türkiye Yazarlar Birliği’nden Sinanoğlu’na dönüşüm sürecinde ödüller verildiğini hatırlayalım.

5.Devşirilmeye isyan eden adam

Oktay Sinanoğlu için ‘Devşirilemeyen Türk’ tabirini ilk kullanan Attila İlhan’dır.
Yukarıda söylediğim gibi Sinanoğlu ve kuşağının Sosyalizm üzerinden Kozmopolitizm ile bütünleşmesi tasarlanmıştı.
Ancak Sinanoğlu’nun Türkiye, ABD ve Japonya’da yaşadığı kişisel tecrübeler daha ‘keskin gözlemler’ yapmasını sağladı.
Sinanoğlu, Batı’da yetişmesine rağmen anti-Batıcı bir eksene oturdu.
Dindarlar, laikler ve milliyetçiler arasında bir aklı selim köprüsü kurmaya çalıştı. 28 Şubat 1997 sürecinden sonra kendince bir inşa faaliyetine girişti.

6.Paralel Yapı’nın şerrinden yeniden ABD’ye sığındı

Cemaat Hareketi’ne genel bakışım olumsuz değil, başta yurtdışı Türk Okulları başta olmak üzere bir çok faaliyetlerinin yanındayım. ‘Hizmet’ sınırları aşılınca sorunlar çıkıyor.
Cemaat Hareketi’nin sınırlarını aşarak Devlet içinde Paralel Yapı faaliyetlerine girmesi ve yerli olan bir çok insanı ‘Ergenekoncu’ olarak nitelemesi Sinanoğlu’nun hayat alanını daralttı.
Sinanoğlu, Paralel Yapı’nın Sağ’ı Devlet’le çatıştırma stratejisine karşı çıktı. Türkiye için kurgulanan Dindarlık-Laiklik çatışmasının Türkiye’yi küresel rekabetin dışında bırakacağına inanıyordu.
Bu süreçte Sinanoğlu’na Sağ’ın kapıları bir bir kapandı. Ak Parti medyası ve kurumları Paralel Yapı’nın oyununa gelerek Sinanoğlu’nu yalnızlaştırdı. MHP’nin Oktay Sinanoğlu’nu içselleştirebilecek bir kültür sanat faaliyeti zaten yok. Giderek yalnızlaşan Sinanoğlu sadece Perinçek’in Aydınlık dergisi sayfalarında yer bulabildi.
Çemberin daraldığını gören Sinanoğlu, ‘Ergenekoncu’ suçlamasından kurtulmak için yeniden ABD’ye Yale Üniversitesi’ne dönmek zorunda kaldı. Bu bir nevi kaçıştı ama başka çaresi yoktu. Burada dursaydı Kuddusi Özkır’a döndürülecekti.

7.Hatime: Batı ile çatışmadan kendimiz kalmak

Batıcı yabancılaşma’nın yol açtığı kimliksizleşme korkusu eve dönen aydınlarımızda yobazlığı da içine alan ölçüsüz bir yerlilik savunmasına yol açıyor.
Cemil Meriç’ten Oktay Sinanoğlu’na bu ölçüsüzlük, bizi daha fazla getto’ya iten bir yaklaşım.
Oysa bizim içe kapanmaya değil Batı’yı doğru anlamaya, dünya ile birlikte yaşamayı içselleştirmeye ihtiyacımız var.
Batı ile çatışarak ne kimliğimizi ne de devletimizi koruma şansımız var.
Batı ile çatışmadan da kendimiz kalmanın yolunu bulmak zorundayız.
Oktay Sinanoğlu’nun belirttiği gibi bugün de Türkiye kendi iç çatışmalarıyla vakit kaybediyor.
Sinanoğlu’nun öngörüleri hala canlılığını koruyor. Çatışarak yeni bir medeniyet tasavvurunu oluşturmak mümkün değil.
Devşirilemeyen Türk Oktay Sinanoğlu, yaşarken bize derdini anlatamadı. Ama inşallah bundan sonra onun kaos’tan nizam’a, şirk’ten tevhid’e yönelişini anlamak nasip olur.
İnanıyorum ki, Haçlı sürülerine karşı direnen büyük dedesi Karaca Bey’in ruhaniyeti onunla birliktedir. Oktay Sinanoğlu ile Sevgili Peygamberimiz’in liva-i hamd sancağının altında bulaşacağız inşallah.
Mekanı cennet olsun.
Mahmut Çetin


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder