13 Mayıs 2015 Çarşamba

Prof. Dr. OktaySinanoğlu ile bir söyleşi


...

Çok genç yasta profesörlüge ulastiniz. Bütün bunlar nasıl oldu? 

Bizim bütün sülalemiz millet için hiçbir menfaat düşünmeden çalismistir. Biz de yaratilis olarak böyleyiz. Onlar hep içtimai konularla yazdilar, çizdiler. Biz de çocukken edebiyata merakliydik, hatta 15-16 yasina kadar yazardim. Sonra baktim, babam dahil ailede bir sürü yazar-çizer var. Rahmetli annem Rüveyde Sinanoglu da kalemi çok kuvvetli bir gazeteciydi. Ben onunla nasil rekabet edebilirim diye düsünmeye basladim. 6 yasindan beri fen, fizik, kimya meraki vardi. Iyisi mi bilimi seçeyim dedim. O zaman "bu islerde aç kalirsin" dediler ama benim para kazanma merakim yoktu. Eger sen hak için halk için çalisirsan Allah rizkini veriyor. Biz aç kalacagiz diye bu islere girdik, bir- kaç sene sonra bütün dünyadan birseyler yagmaya basladi. Bir is yapabilmek, yaratabilmek, insanliga millete faydali olabilmek için kendini unutacaksin. 


Bir Türk 26 yasinda nasil profesör oldu? 

Biz nelerle ugrastik oralarda, adeta yedi düvelle. Profesör olmak için merak ettigimiz konularda yeni kuramlar, teoriler falan çikardik. Biz, dünyanin bilim adamlarinin "50 senede çözülemez" dedikleri isleri pat diye, Allah nasip etti, çözdük. Ondan sonra dünyada kiyamet koptu. Dünyanin her tarafindan bizi profesör yapmak istediler. Birçok üniversite beni çagirip konusmalar yaptirmaya basladi. Yasim 24, 25. Yale'de de yardimci profesör olarak baslamistim. "Yahu bu adam parladi, bizden kaparlar. Biz bunu profesör yapalim" demisler. Normal isleyise göre 40 yasindan önce olunamiyor. Her taraftan çullanilinca bizi kaçirmamak için bütün ara basamaklari atlatarak profesör yaptilar. 

O günler, hayatinizin en hareketli günleri... 

Kendi kendime dedim ki, "bunlara ne oluyor. Ben bu kurami 1 yil önce buldum ve bularak mükafatimi zaten aldim. Gecenin üçlerinde bir çözüm çikiyor ben havalara uçuyorum. Tasavvuf gibi birsey, âlemlere daliyorsun neler görüyorsun, neler. Gece üçte çikiyorum okuldan, kar yagiyor, hava buz gibi. Yarim saatlik yere kosarak gidiyorum, kafa ne biçim açiliyor. Simsekler çakiyor kafamda. Çünkü, kafa matematiksel olarak çalismaya basladi mi, her konuda çalisir. Kosarken bir yandan da marslar söylüyorum. 
Hangi mars? Dumlupinar'i söylüyorum. 

 Bu arayis nasil basladi, ne kadar sürdü? 

Ömür boyu. Zannedilir ki ben hep burnunu kitaplara gömmüs bir adam olarak bilinirim. Biz 17 yasinda nasil oralara gittik! Simdikiler gibi kapagi oralara atalim düsüncesi yok. O siralarda Ankara bir nevi isgal edilmis durumda, Amerikan askerleri falan var. Daha ilkokulda, "Türkiye 2. Dünya Savasi'na girmedi. Nasil oluyor da isgal ediliyor. Kurtulus Savasi'ni niye yaptik?" diyorum. Amerikan askerlerinin yaptigi rezillikleri görüp, sinir oluyordum. Amerika'ya gönderme niyetlerinin bizi devsirme yapmak oldugunu bildigim için karsi çikiyordum. Bir yakinim, "Senin bir anan var. Ona birsey olursa okuyamazsin" deyince gitmeye karar verdim. Giderken Türk bayragi önünde "Gidecegim. Allah kismet ederse orada söz sahibi olacagim. Ondan sonra gelip onlarla daha kuvvetli mücadele edecegim" diye yemin ettim ve yeminimi hiç unutmadim. 

Yani Sinanoglu hep, kendisini 26 yasinda profesör yapan sistemle hesaplasma içindeydi... 

Beni onlar profesör yapmasaydi, Avrupalilar da Ruslar da profesör yapardi. Niye kendimi borçlu hissedeyim! Zaten ben egitimimin yarisini tamamen Türkçe dille, Türkiye'de liseyi bitirinceye kadar aldim. Bu egitimle Amerika'ya gidip üç sene birden atladim. Yani beni yetistiren Türkiye'dir. 
...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder