4 Mayıs 2015 Pazartesi

Yüksek Öğrenimde Yabancı Dil Sorunu



Hayat Mecmuası, 1970
Bu yoğun trafik içerisinde, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu' ndan randevu alabilip karşısındaki koltuğa oturduğum zaman, bir süre söze başlayamadım. Karşımda 26 yaşında Yale'de profesörlük unvanı kazanmış,yıllardır uluslararası bilim dünyasında çalışmaları ve çeşitli buluşlarıyla kendini kabul ettirmiş, ödüller kazanmış bir Türk bilim adamı vardı. O kadar ki, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 23. Maddesi uyarınca, Üniversitelerarası kurul,profesörün çalışma ve buluşlarının uluslararası nitelikte olması nedeniyle, Ona ilk kez olarak 27 Haziran 1975'te Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanını vermişti.
Profesörün, Atom Fiziği, maddenin temel yapısı, sıvı ve gazların, yakıt moleküllerinin özellikleri üzerine temel kimya fizik çalışmalarının buluşlarının olduğunu hatırlayarak sordum:

Sayın Profesör, acaba Türkiye isterse atom bombası yapabilir mi? Biraz düşündü, şöyle purosunu yakacak kadar...

Bu bilimsel ve teknik bir soru olmaktan çok, siyasi bir konu. Fakat bugün teknik insan gücü açısından, iyi örgütlendi ğimiz taktirde, yapabilecek durumdayız.

Meksika'dan kısa bir süre önce dönmüş Prof. Sinanoğlu. Meksika Üniversitesi'nde yeni kurulan Teorik Fizik Şeref Kür süsü'nü vermişler kendisine. Bir ay süreyle konferanslar vermiş. Konuşurken, durmadan aklıma takılan bir konuyu, bir ara sordum.

26 yaşında nasıl profesör oldunuz sayın Sinanoğlu?

Eskiden Türk Eğitim Demeği Ankara Koleji, Yenişehir Lisesiydi Türkçe öğrenim görür, ayrıca yabancı dil öğrenirdik. 1953 yılında mezun oldum. Türk Eğitim Demeği beni Ameri ka'ya gönderdi. Türk dilinde öğrenim gördüğüm halde, Berkeley Üniversitesi'nde iki yıl atlayarak sınıf geçtim. Bunu söylemekten amacım, yabancı ülkelerde başarı kazanabilmek için, yabancı dilde örenim görmek gerekmediğini anlatabilmek. Bir süre kimya mühendisi olarak çalıştım. O sıralar yaptığım bir "Atom Fiziği Teorisi "nin bilim çevrelerinde geniş tilgi toplaması nedeniyle 1962 yılında 26 yaşında profesör oldum.
***
Bir ayağı Türkiye'de profesörün. Yurt dışındaki çalışmalarının yanısıra, ODTÜ'ince verilmiş özel unvanla danışman profesör olarak çalışıyor. Üniversitede yeni bölümler kurulmasında katkıları büyük. Teorik kimya bölümünü kurması, doktora yapan Türk Öğrencisi yetişmesini sağlamış.
Profesör Sinanoğlu'nun tüm konuşmalarında özellikle üzerine bastığı bir konu var:
Yabancı dilde öğrenim görmenin gereksizliği. Nedenini soruyorum cevap şöyle:

Boğaziçi Üniversitesi'nde, en son ve bence en önemli önerim, dil konusunda oldu. Tüm dersler, hatta Osmanlı tarihi bile İngilizce dilinde öğretiliyor. Bence bu sakıncalı. Tüm derslerin Türkçe öğretilmesini, yalnız İngiliz dili ve edebiyatı değil, Türk Dili ve Edebiyatının, yanısıra diğer dillerin edebi yatlarının da konulmasmı önerdik. Madem ki böyle bir üniver sitede yabancı dile gerek var, önemli teknik eserleri Türkçe'ye çevirip, eser kazandırsınlar dedim. Bütün bu son öneriler, öğrenciler ve öğretim görevlilerince son derece olumlu karşılandığı halde, değişiklik yapılmadı.

Bilimde yabancı dil öğrenmek, uluslararası ilişkilerde önemli değil mi?

Bilimcinin kendi ülkesi için yararlı çalışmalar yapması gereklidir. Ayrıca uluslararası bilim ortamı ile de ilişkisi olmalıdır. Bilimcinin açık seçik düşünebilmesi ve öğretebilmek için, kendi mesleğinde ana diline hakim olması gerekir. Ek olarak birkaç yabancı dilli de dış yayınları izleyebilecek kadar bilmeli elbette.
Bakın size bir örnek vereyim. Japonya'da bütün bilim dili Japonca dır. Ayrıca Türkçe, bilim dili için çok uygun. Bunu yabancı dilciler de söylüyor. Her ülkede yabancı dil, ek olarak verilir. Ana dil olarak kendi dilleri kullanılır. Hatta Porto Rico' da bile.

O halde yeterli yabancı dil nasıl Öğretilir?

-Yabancı dili her meslekte yetecek kadar öğrenmek zorandayız. Ancak, bunun için bizde uygulanmayan özel yön temler vardır. Örneğin bugün bir Amerikalıya 3-6 ay arasında Çince'yi bile öğretiyorlar. Hele İngilizce gibi kolay bir dil, bir kaç ay içerisinde öğrenilebilir.

Nedir bu yöntemler Sayın Sinanoğlu?

İki yıllık kaybı önlemek için, yoğun üçer aylık kurslar. Günde sekiz saat, kulak dolgunluğu ile, üniversitelerde her yaz yabancı dil kursları açılabilir. Böylelikle 100-150 bin öğrenci girecek üniversite bulamazken, iki yıl sıralar boş yere işgal ettirilmemiş olur. Dört yıllık öğrenimin altı yıla çıkarılması zararlı bence. Bu yöntem öğrencinin iki yıllık kaybını da önler.Üniversiteler, yabancı dilde eğitim yapacak yerde, kendi istedikleri oranda, teknik yabancı dil diye, özel bir ders koyabilirler, Bu derste, o öğrencinin seçtiği meslek dalı ile ilgili teknik terimler öğretilmiş ve tercüme yeteneği de verilmiş olur. Orta öğretimden itibaren, yabancı dilde öğrenim görmüş bir çocuğun Türkçe'si sağlıklı olamaz. Bu şekilde yetişenler Türkçe terimler kullanmakta zorluk çekiyorlar. Şöyle cümleler çıkıyor karşımıza: "Bu line 'in slop 'u plus mü, minus mü? "Yani, "Bu doğrunun eğimi artı mı, eksi mi? " Ben bu kırma dile Angolamanlıca diyorum. Türkçe'den Arapça ve Farsça sözcükler çıkarıldıktan sonra, Türkçe bu sefer de İngilizce ile mi doldurulacaktı?

Uluslararası bilim dünyasına kendini kabul ettirmiş, fakat Türkiye'yi düşünen bir bilim adamı olarak ne diyorsu nuz?

Haysiyetli her ülkede olduğu gibi, bu kadar köklü bir tarihe, bu kadar sağlam bir dile sahip olan Türk ulusu da, kendi diline, kendi kültürüne, ülkesinin, halkının çıkarlarına sahip çıkmalıdır. Bugün bir çok ülkede kabul edilmiştir ki, bir dış kuvvetin, bir ülkenin doğrudan doğruya bir eğitimine el atması, kültürel antropoloji, sosyoloji, halk içinde anketler, nüfus kont rolü araştırmaları gibi araştırmalar yapması, o ülkenin iç işleri ne müdahale demektir. Kesinlikle bu yasaklanmalıdır. Yabancı dil amaç değil araçtır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder