14 Haziran 2015 Pazar

Biz Bu Dünyadan Değil miydik?


İçinden geçmekte olduğumuz tarihsel süreçte özellikle Türkiye'nin bulunduğu konum ve bu konum üzerinden gerek iç gerekse dış olguların genel bir çözümlemesini yapıyor Hilmi Yavuz
Dünyanın küreselleşmesi olgusundan bağımsız olarak ele alınamayacak siyasal, politik, kültürel temel kavramlara dair yürütülen polemikler, geçmişin ve "şimdi"nin bireşimiyle geleceğe ilişkin yöntemsel bir bakış da sunuyor bizlere. 
Bir bilgi karmaşası yaşadığımız bugünlerde, "etrafını görebilmek" isteyen herkesin Hilmi Yavuz'un metinlerine başvurması gerekmektedir.

https://rob389.com/biz-bu-dunyadan-degil-miydik-hilmi-yavuz/dp/tr/11/9789753043410



Hilmi Yavuz polemiği sever ama…...

Hilmi Yavuz sözünü esirgemeyen bir kalem erbabı. Polemik deyince akla ismi ilk gelenlerden biri. Onun da bu konuda söyleyecekleri var. Zaman'ın 13 Şubat 2002 tarihli nüshasındaki bir yazısından…: "Polemiği severim; ama polemik olsun diye yapmam o işi! Kimileri, sanki gerçekten 'polemik için polemik' yaptığımı zannettiklerinden, adımı 'huysuz'a çıkarmışlardır. (…) Doğru bildiğimi yazmış, düşüncelerimi birilerini incitebilir kaygısıyla dile getirmekten asla çekinmemişimdir. Entelektüel ve ahlakî motivasyonlardır beni tartışmaya, polemiğe yönelten; -kişisel öfkeler, hınçlar, düşmanlıklar, hasetler değil!" Bu açıklamayı akıldan çıkarmadan okunacak, Zaman'da yayımlanmış pek çok tartışma konusu barındıran Hilmi Yavuz yazıları, geçtiğimiz günlerde Dünya Kitapları'ndan 'Biz Bu Dünya'dan Değil miydik?' adıyla çıktı. Diyeceğimiz, usta şairin söylediklerini bir de bu gözle okuyun…
http://www.aksiyon.com.tr/kitaplik/hilmi-yavuz-polemigi-sever-ama-_519255




‘Yoksa Biz, Biz Bu Dünya’dan Değil miydik?’
Ne garip günler yaşıyoruz! Her şey nasıl da anlaşılmazlaşıyor, yoksa bende mi bir değişme var? Sorulması gereken sorular, sorulmaması gerekenlerle yer değiştiriyor; nedenlerle gerekçeler birbirine karışıyor; aslolana yapılması gereken vurgu, teferruata; yazıya yapılması gereken karşı çıkış, yazara yapılıyor.


Başka bir mantık, başka bir yerden gelmiş de akıl yürütme gücümüzü, kendine tutsak etmiş sanki! Bu yüzden, sık sık, Orhan Veli’nin, ‘Yoksa biz, biz bu Dünya’dan değil miydik?’ dizelerini tekrarlıyorum kendi kendime;– sahi, ‘biz bu Dünya’dan değil miydik?’
Gerçekten de, anlamak mümkün değil; yani benim mantığımla anlamak mümkün değil, diye düşünüyorum. O kadar çok örnek var ki, hangisinden başlamalı, bilemiyorum. Şu Ece Ayhan tartışması sırasında yazılanlara bakalım, mesela. Kitap–lık Dergisi, ‘A’dan Z’ye Ece Ayhan’ başlığıyla bir risale yayımlıyor. Bu başlık altında sunulan bir risaleden ne beklersiniz? ‘A’dan Z’ye’ dediğine göre, Ece Ayhan’la ilgili olarak ne yazılmak gerekiyorsa, tümünün o risalede yer almasını, elbette! Tıpkı, mesela, üzerinde ‘Münir Nureddin Selçuk’un Bütün Eserleri’ yazılmış (ve piyasaya öylece sunulmuş) bir CD’den beklediğiniz gibi! Diyelim ki, bu CD’yi satın alıp dinlediniz ve içinde Münir Nureddin’e ait bestelerden birçoğunu demeyim ama, bir kısmını bulamadınız;–, kendinizi aldatılmış hissetmez misiniz?
‘A’dan Z’ye Ece Ayhan’ı gördüğümde, ben de kendimi aldatılmış hissettim. Çünkü, Ece Ayhan’la ilgili ve mevsuk birçok şey (mesela, bazı şair ve yazar dostlarını, ‘paramı yediler!’ diye mahkemeye vermesi; yazdığı ‘ihbar’ mektupları; kaymakamlık görevinden ayrılmak zorunda bırakılışı vb.) yer almıyordu bu risalede. Bunun Ceza Kanunu hükümleri gereği ‘sahtekârlık’ suçunu oluşturduğunu da belirterek yazdığım bir yazı, kıyametleri kopardı. Bu arada Ece’nin benim için ‘avangard’, dolayısıyla ‘hüdayinabit’ bir şair, ‘vasat’ bir okuryazar olduğunu da yazmıştım. Kıyamet koptu, ama bu, önemli değil;– asıl önemli olan, Kitap–lık dergisinin yönetmeni Murat Yalçın’ın yanıtı idi. Tastamam, şunları yazdı Murat Yalçın: “Hilmi Yavuz ‘A’dan Z’ye Ece Ayhan’ı yayımlayan ‘Kitap–lık’ sorumlularına bu kadar ‘cahil’, ‘vasat’, ‘hüdayinabit’ şiirler yazan biri için böylesi bir kitabı niçin yayımladıklarını soracağına, ‘Kendilerine verilen metnin, gerçekten ‘A’dan Z’ye kadar olduğundan nasıl bu kadar emin oldular?’ diyor.”
Fesüphanallah! Bana ‘yoksa biz, biz bu Dünya’dan değil miydik?’! sorusunu sordurtan bir tuhaf mantık! Tuhaf;– evet, çünkü, sorulmaması gereken soru, sorulması gerekenle yer değiştiriyor. Yapı Kredi’nin hangi ‘vasat’, ‘cahil’ ‘hüdayinabit’ şairi bastığı beni niye ilgilendirsin? Yayıncıdır, dilediğini basar! Kimseden ruhsat almak zorunda değildir. Ben neden ‘şunu niye bastınız?’ diye sorayım;– bana ne! Ama öte yandan, ‘A’dan Z’ye kadar’ başlığı altında sunulan ve ‘A’dan Z’ye’ deyiminin imlediği gibi, o konuyla ilgili her şeyi içermesi gereken bir metnin, niçin ‘eksikliklerle malul olduğunu sormak durumundayımdır;– yayınevi, okuru, aldatmıştır çünkü! Bunun da adı, hukukta, ‘sahtekarlık’tır!
Kitap–lık yönetmeninin ‘mantık’ını görüyor musunuz? Sorulmaması gereken soruyu niçin sormadınız, diye soruyor; asıl sorulması gereken soruyu da niçin sormadınız, diye... Bir kere daha, Fesüphanallah!
Gelelim, Rüstem Aslan’a. E Dergisi’nde, ‘Mircea Eliade’nin Feşistliği, Dinler Tarihi ve Hilmi Yavuz Üzerine Notlar’ başlıklı, dehşetengiz bir yazısı var. Bana, ‘yoksa biz, biz bu Dünya’dan değil miydik?’ dedirten bir yazı...
Mesele şu: Mircea Eliade’nin ‘Dinler Tarihi’ adıyla Türkçeye çevrilen kitabı üzerine ‘Zaman’da bir tanıtma yazısı yazmış, kitabın, bu alanda klasikleşmiş, değerli bir çalışma olduğunu belirtmiştim. Rüstem Aslan’ın, yazısında, özetle, Mircea Eliade’nin ‘faşist’ olduğu uzun uzun anlatılıyor ve benim Eliade’nin kitabını överken, onun geçmişini bilip bilmediğim sorgulanıyor.
Hemen belirteyim: Eliade (ve Cioran) hakkında öne sürülen bu tür iddialar, beni bu bağlamda hiç ilgilendirmiyor; –ben kitabı tanıtıyorum o yazımda;– Eliade’yi değil! Aslan, Eliade’nin ‘Dinler Tarihi’nde, onun ‘faşist’ dönemine ilişkin ‘düşüncelerinin kalıntıları yansımış olamaz mı?’ diye soruyorsa (–ki, soruyor!), bu sorunun örtük olarak içerdiği iddianın, benim tarafımdan değil, bizzat Aslan’ın kendisi tarafından kanıtlanması gerekir! Malum: ‘Beyyine külfeti, müddeiye aittir’...
Aslan, ayrıca, Oruç Aruoba ile aramızda Heidegger’in faşistliği konusunda geçen tartışmayı da anımsatarak, orada ‘çok doğru’ bir tavır koyduğumu belirtiyor ve aynı tavrı Eliade konusunda göstermediğim (?) gerekçesiyle beni, dolaylı olarak, ‘çifte standart’ uygulamakla suçluyor. Yine Fesüphanallah ve yine, ‘yoksa biz, biz bu Dünya’dan değil miydik?’ dedirten o tuhaf mantık! Aslan’a anımsatayım: Oruç’la Heidegger’in faşistliği üzerinde tartışıyorduk;– onun herhangi bir yapıtı üzerinde değil! Faşizmin kriterinin, ‘düşünsel’ olarak mı, yoksa ‘edimsel’ olarak mı belirleneceği üzerinde tartışırken, Heidegger’in yaşam öyküsünden yola çıkıyorduk. Oysa, Eliade yazısında, Eliade’nin yaşam öyküsü değil, bir yapıtı idi söz konusu olan... Bilmem anlatabildim mi?
Tepetaklak edilmiş bir mantık! Maalesef, artık bu türden türrehata muhatap oluyoruz!


25.05.2003


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder