12 Haziran 2015 Cuma

Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar


Hilmi Yavuz bu kitabında roman, şiir, çeviri ve sanat üzerine geniş bir yelpazede ele alınmış konuları farklı bir açıdan düşünerek ve düşündürerek ele alıyor.
Eleştiren ama çözümler de üreten, iğneleyen ama öğreten, düşündükleriyle düşündüren usta yazar, edebiyat sanat ve kültüre adanmış bir ömrün tüm ürünlerini Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar'la okuyucusuyla paylaşıyor. 

TADIMLIK

Huzur, Bir ‘Müzikal Roman' mı?  


Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'u, Romain Rolland'ın deyişiyle söylersek, bir ‘müzikal roman' mı? Öyle görünüyor;– zira, Huzur'un yapısıyla bir senfoninin yapısı arasında paralellikler olduğunu önesürenler var. Meselâ, Berna Moran. Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış'ta,l Huzur'un dört bölümden oluştuğuna dikkati çeker; bu bölümlere roman kişilerinden yolaçıkarak, ‘İhsan', ‘Nuran', ‘Suat' ve ‘Mümtaz' adlarının ‘bu bölümlerde bu kişiler anlatıldığı için değil, yapıtın kahramanı Mümtaz'ın hayatında oynadıkları rolden ötürü' verildiklerini söyledikten sonra, ‘daha önemlisi' der, ‘bu dört bölümün bir müzik yapıtındaki (özellikle belki bir senfonideki) bölümlerin işlevini yüklenmesi. Hiç kuşkusuz, Tanpınar Huzur'u bir müzik formuna göre düzenlemeye çalışmış. Bölümlerin her biri belli bir duygunun, bir ruh hâlinin egemen olduğu ‘movement'lar gibi kullanılmış. Ukalâca bir kesinlik iddiası gütmeden diyebiliriz ki, birinci bölüm sıkıntılı, ikincisi neşeli, üçüncüsü melankolik, dördüncüsü çok sıkıntılı.'


(Tanıtım bülteninden)


 

Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar

Hilmi Yavuz

Türk şiirinde birey yoktur. Şiir ister mitik, ister dinsel olsun, her iki düzlemde de, bir cemaat söylemi olmak konumundadır. Şiirde birey olmadığı için felsefe de yoktur.

Edebiyat ürünleri, bir bölümünü oluşturdukları sisteme göre değişirler; bu ürünlerin bağlı oldukları sistemden bağımsız olarak anlaşılmaları olanaksızdır. Bu yüzden birbirinden farklı iki sisteme ilişkin iki edebiyat ürünü, salt birbirlerine benziyorlar diye karşılaştırılamazlar; bu türlü bir karşılaştırma için edebiyat ürünlerinin değil, sistemlerin birbirine benzemesi gerekir. Levi-Strauss'un paradoks gibi görünen şu sözünü anımsayalım: "Gerçekte benzeşimler değil, farklardır birbirine benzeyen."

Nazım'ın şiiri, yazınsallığını ideolojik 'tekrar'dan değil, formel 'aşkınlık'tan alır. Şiiri, Gelenek'i dönüştürerek modernleşir. Ve unutulmamalıdır: "Sanatta ideoloji, soyutlanabilir öz'de değil, yapıtın biçiminde aranmalıdır. Edebiyat yapıtı, tarihin derin izlerini tastamam edebi yönüyle ortaya koyar, yüksek düzeyde bir toplumsal belge olarak değil.(Terry Eagleton)

İdeolojiler yanlıdırlar; taraf tutarlar ve o nedenle de, değer yargılarıyla inşa edilirler. Dünya görüşleriyse, felsefi düşüncelerin, sistemleştirilmiş olmayan ve kuramsal kavramlarla değil, gündelik konuşma diliyle inşa edilen dile getiriliş biçimleridir. Şiirsel söylem ise, ne soyut kavramlarla kurulan felsefeden ne de gündelik konuşma diliyle kurulan dünya görüşünden yararlanabilir. Şiirin, düşünce düzleminde ilişki kurabileceği alan, ideoloji'dir. Entelektüel söylemler arasında imgeselle ilişki kurabilen biricik söylem alanıdır ideoloji.

Şiir Dil değildir, Söz'dür.
Şiirin tarihi Dil'den Söz'e doğrudur.
Şiirin tarihi, kopma'larla belirlenir.
Şiirin geleneği, onun tarihi değildir.
Şiir Dil iken kapalı, Söz iken 'açık yapıt'tır.
Şiir Dil'den arındıkça, anlamdan da arınır.
Şiirin gösterilen'i kavram değildir, imge'dir.
Bir tanım: Şiir, dünyanın zihinsel imgesidir.


Umberto Eco: Sorun şu ki, insan 'okurun niyeti'nin ne anlama geldiğini belki bilse bile, 'metnin niyeti'nin ne anlama geldiğini soyut olarak tanımlamak daha güç görünmektedir. Metnin niyeti, metnin yüzeyince sergilenmez. Dolayısıyla, metnin niyetinden ancak okurun bir tahmininin sonucu olarak söz edilebilir. Okurun girişimi, temel olarak, metnin niyeti hakkında bir tahminde bulunmaktan ibarettir.

Arda Denkel: Söyleyen birey meramını doğru dürüst anlatamasa bile onun doğru dürüst anlatamadığı dinleyence anlaşılabilmişse iletişim başarılmıştır.

Levi-Strauss: Sanat yapıtı, ne nesnenin kendisidir ne de gönderme yaptığı nesneyle saymaca olmanın ötesinde hiçbir bağıntısı olmayan bir şey.

"Lirik şiir, tekamül ede ede sazını bırakır, yalnız nağme kesilir." (Yahya Kemal)

Balzac: Çizgi, ışığın eşya üzerindeki etkisini anlamak için insanın uydurduğu bir şeydir. Ama doğada çizgi yoktur, doğa tekdüzedir; resim yapmak eşyanın kalıbını çıkarmak, yani eşyayı çevresinden ayırmak demektir; vücuda görünüşünü veren ancak ışığın durumu, üzerine ışığın düşmesidir.
http://piktobet.blogspot.com/2011/11/edebiyat-ve-sanat-uzerine-yazlar.html

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder