14 Haziran 2015 Pazar

Elem Çiçekleri

Elem Çiçekleri

Baudelaire ve ‘Elem Çiçekleri’...



Bazı biyografilerin en hoş yanı, bizi beklediğimiz kişiler kadar ummadığımız kişilerle de buluşturmasıdır.
Bunun amacı çoğu kez, en basitinden kişiyi tarih içinde ele alabilmek için onu çevresiyle birlikte yansıtabilme çabasıdır.
Ama tabii sonuçta varılan nokta yeni zenginliklerin habercisidir.
Ve birden kendimizi hayatını okuyacağınız sandığımız kişinin yerine başka kişilerle de yolculuklara çıkmış buluruz. Hatta bazen öyle serüvenlere dalarız ki; geri dönmek bile istemeyiz.André Suaréz’in harika eseri Üç Ölümsüz’ü okurken böyle bir duyguya kapılmıştım. Yazar,Baudelaire’i anlatırken Dante’ye ulaşıyordu.
“Dante cennetin var olduğuna, kendisinin kusurluluğuna inandığı gibi inanıyor.
İnsan hiçbir zaman kendisini bu kadar muhteşem ve başkalarını da bu kadar hor görmüş olamaz. Baudelaire’de gurur bulunsa bile dayanılmaz değildir ve ondakine kötü bir tevazu denebilir.
Çok iyilere inanmadığı kadar, çok kötülere de inanmaz o: kısa zaman sonra da ortadan kaybolur; tiksintiyle aklın aynası olur.
Dante öfkeden, kinden ve aşırı kızgınlıktan kudurur; küçümseme dinsiz toplumlar karşısında onu yer bitirir.
Derde deva olan reddetme de delirme noktasına ulaşır.
Baudelaire’in böylesi boş hayalleri yoktur.
Düşmanını yüreğinde taşır.
Dante, Katolik Hıristiyanlığın; Baudelaire’se bu dönemin sonucudur.
Bir dünyanın düşüşünü ve çöküşünü haber verir Baudelaire.”Miguel de Unamuno, şöyle der:
“İşte nasıl anlamak gerekse öyle anlamışsın.
Don Quijote bir kitap değildir.
Hayatımıza katmamız gereken eksiksiz bir hayattır o.”
Yaşamına tanıklık etmeye başladığımız bu sürpriz kişiler bize hem zamanı, hem de kaynaklara giden yolları tarif ederlerken, daha kolay, daha huzurlu görmemizi sağlarlar.
Bu beklenmedik misafirler bazen başka zamanlardan gelirler ve bizi yeni, derin alanlara sürüklerler. Merak duygumuzu kamçılarlar.
Nasıl bir bağlantı kurulacağını düşünürken, sözgelimi bir sarayın içinde bizi yalnız bırakırlar, kaybolabiliriz de...
Tüm analizler bizi herşeyi yeniden ele almaya, yeni görüşlere götürebilir. Ama bu başka biri bağlantıyı bize açıklayabilir ve bizi yeniden hayata, tahmin ettiğimiz sokağa ulaştırır.
Bazen de başka bir ülkeden olabilir bu yeni kahramanımız. Ya da bir komşu, belki de aynı evde yaşayan biridir.
Çok ileri gidersek, bu kendi çevirdiği bir yazar da olabilir, bir antikahraman da.Baudelaire, belki de dünya dillerine en çok çevrilen şairlerin başında gelir.Edgar Allan Poe’yu da Avrupa’ya o tanıtır.
Şimdi önümde Alişanzade İsmail Hakkı’nın 1927’de Osmanlı Türkçesine çevirdiği Elem Çiçekleri duruyor. İlk kez Latin alfabesiyle basılıyor.
Çeviri yazı ve sunuşu üstat Hilmi Yavuz’a ait; eseri özenle yayına hazırlayansa Sakine Korkmaz.Baudelaire meraklıları için söze gerek yok...
Ben hem yarayım, hem bıçağım!Hem tokadım, hem yanağım!Hem işkence çarhıyım, hem azayımHem mazlumum, hem cellâdım!
Mehmet Güreli, 26. 04. 2012
http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/mehmet-gureli/baudelaire-ve-elem-cicekleri/21074/


Spleen (Melâl)
Bin seneden ziyâde yaşamışım gibi hatıralarım var.
Hesap pusulaları, şiirler, muhabbetnâmeler, dâvâlar ve şarkılarla,
makbuz kâğıtlarına sarılmış ağır saçlar dolu,
çekmeli bir büyük dolap benim kötü beynimden,
daha az sır saklar.
Bu umumi bir mezardan ziyâde, ölüleri hâvî,
bir ehramdır, cesîm mahzendir.
– Ben ayın menfur bir mezaristânıyım ki
orada vicdan azapları gibi uzun kurtlar sürünür
ve dâimâ benim en aziz ölülerimin üzerine savlet eder.
– Ben solmuş güllerle mâli eski bir kadın salonuyum;
orada bir yığın, mevsimi geçmiş modalar gömülüdür,
orada yalnız melûl pasteller, (buşe)nin soluk tabloları,
ağzı açık bir şişenin kokusunu teneffüs ederler.
Karlı senelerin sık kuş başı karları altında,
mağmum meraksızlığın semeresi, melâl,
ebediyyet nisbetlerini aldığı vakit,
uzunlukta hiçbir şey, kısalan günlere muâdil olmaz.
– Bâdemâ, sen ey madde-î zîhayat!
sisli bir sahrânın umkunda uyuşmuş
müphem bir koku ile muhat bir granit taşından
başka bir şey değilsin;
gamsız dünyanın meşhulü ihtiyar bir ebülhevl ki,
haritada unutulmuştur ve vahşi tabiatı
ancak gurub eden güneşlerin şuââtına şarkı söyler.


Charles Baudelaire
Tercüme: Âlişanzâde İsmail Hakkı Bey
Latinize eden: Hilmi Yavuz
https://siirantolojim.wordpress.com/tag/hilmi-yavuz/

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder