14 Haziran 2015 Pazar

Hurufî şiirler


Hurufi Şiirler

sen bir kurdun yalnızlığı
gibi kurdun yalnızlığı...
harfler ki, dağbaşlarıdır;
sözler, bulutların ördüğü hâle...

o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok!
harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok!
bir karşılık bulamadı melal'e...
(Arka Kapak'tan



"şimdi daralan odalarda
bir dar alan, dört duvarsın
ve öyle gizemsin ki sen, öyle
yalnızlık aramızda kalsın...
kimse bilmedi, ben dil-i mecruh
ser-i kuyunda itlerle... eyvah!
dokunmayın, dağ üstü bağ
yaralar gövdemde alısın..." 

Bir dil ustasının kaleminden dökülen harflerle biçimlenen
'Hurufî Şiirler', okuru derinlikler barındıran, mecazlarla örülen bir dünyanın kuytularına çekiyor. 
http://www.mehmethekim.com/index.php/kitap-dsinmenu-41/74-yerllerden--kaplari/892-hmyavuz--hurufi-irler
*

Hilmi Yavuz'dan Hurûfi şiirler

Harfler ünlü şairin şiir serüveninin son durağı oldu. Bütün eserleriyle Yapı Kredi Yayınları'na geçen Hilmi Yavuz'un yeni şiir kitabı 'Hurûfi Şiirler' okurla buluştu.



Kitap, 70. yaşının arifesindeki şairin yolunun, 'gül, çöl, akşam' gibi imgelerden sonra harflere ulaştığını haber veriyor. 'Hurûfi Şiirler' Hilmi Yavuz poetikasının yeni durağı...

Türk şiirinde güzel şeyler de oluyor. Hilmi Yavuz, bir kısmını dergilerde yayınladığı hurûfî şiirlerini, yetmişinci yaşının arifesinde 'Hurûfî Şiirler' adıyla bir araya getirdi. Kitap, hem Hilmi Yavuz poetikasında, ana damarından kopmadan gelişen bir değişimin ipuçlarını hem de ‘erbâb-ı nazar'a, Türkçe şiir geleneğinin o derin sesini yeniden dinleme imkanı veriyor. 'Hurûfi Şiirler', öznesini sözcükler olarak belirleyen modernist şiirin çıtasını biraz daha yükselten ve asıl öznesi harfler olan bir yapıt. Kitap üzerine söyleşimizde Yavuz'un vurguladığı da buydu: 'Sözcüklerin sadece sözcük olarak (yani harflerden inşa edilmişler olarak) öne çıkarılmış oldukları bir kitap ‘Hurûfi Şiirler'. Örneğin, ‘harfler ve kendi' şiirinde olduğu gibi, o şiirde geçen ‘dikendi', ‘tükendi' gibi sözcüklerden, ‘D'yi,İ'yi, T'yi ve Ü'yü atarsan ‘kendi' sözcüğü kalıyor. ‘bir başına kaldı ‘kendi" derken kastedilen bir kişi değil, bir sözcüktür.' Aynı durum, ‘ve ‘n'si düşmüş kedisiyle yaşadı' gibi dizeler için de geçerli.

Aslında Mallarmé'nin ünlü savını yadsımayan, neredeyse daha uçlara çekerek destekleyen bir ustalık denemesi ‘Hurûfi Şiirler'. Bakış Kuşu'ndan bu yana ezbere bildiğimiz gerçek, son kitapta da değişmiyor: Doğu'dan Batı'ya savrulan bir şiir Hilmi Yavuz'unki; lirik ve ahenkli bir savruluş. Yapıtın Doğu geleneğine ilişkin tarafı için Yavuz, 'Burada ‘hurufi'lik'in, Esterabadi Fadlullah'a ve Nesimî'ye yapılan göndermeler ve epigraflar dışında, ‘hurûfîlik' diye bilinen sapkın tarikatla ilişkisi yok. Ancak belki bir şiirde, ‘ben harflerden inşa edildim' sözünün doğrudan, Esterabadî ve onun tilmizi Nesimî'nin hurûfî görüşleriyle ilişkisi olabilir.' diyor. Harflere birer şiir nesnesi gibi bakış, aslında Hilmi Yavuz'un devraldığı şiirsel mirası ve onu besleyen poetik haritayı ortaya çıkarıyor: Rimbaud'dan Necatigil'e, Lacan'dan Şuarâ Sûresi'ne, Cüneyd-i Bağdâdî' den Roland Barthes'a uzanan alabildiğine geniş bir zihin haritası... Elbette, okurun ‘Hurûfî Şiirler'le kuracağı yakınlık, biraz da söz konusu isimlere olan yakınlığına bağlı.

‘Hurûfî Şiirler', ilk elde, kısmen de olsa Necatigil'in hikmet burcunda yaptığı o cesur denemeyi, 'Kareler/Aklar'ı akla getiriyor. Kitaptaki, şairin hiçbir yapıtında olmadığı kadar yoğun tevriyeler, açık okumalara imkan sağlıyor. Daha da önemlisi, bu şiirlerde, belli bir yaştan sonra şairlerin sezgilerini yitirip teknik ustalıklarına yaslandıkları savını yanlışlayan pek çok gösterge var. Her soy şairde varoluşsal bir ihtiyaç olarak beliren yenilik arayışı, Hilmi Yavuz'da, harflerin değişik kullanım biçimleriyle yeni bir boyuta taşınmış oluyor. Hurûf-u mukattaa'yı kendi tekilliği içinde şiir malzemesi olarak kullanmak, ilk bakışta kolay görünebilir; ne var ki, seçilen harfler rastgele seçilmemiş: Elif, lâm, mîm, tâ, sîn... Varoluşun merkezine yerleşen o üç harf ve her şairin kaçınılmaz yazgısı olan Şuarâ Sûresi'nin (Sezai Karakoç bu sûreden hep Türkçe karşılığıyla, ‘Şairler Sûresi' diye söz eder) ilk üç harfi, şiirlere ontolojik bir anlam yüklüyor. Bazı harflerin görselliğinden, bazılarının seslerinden yararlanma; bir şiirde öznenin başka bir şaire dönüşmesi (harfler ve Hölderlin); Jacobson'un tekrar'ını (repetition) öne çıkarma (harfler ve lay lay lom) gibi özellikler, kitaba eleştirel bir gözle bakıldığında göze çarpanlardan birkaçı...

Hilmi Yavuz şiirinde, imgeler daima sarmal biçimde yer almıştır: Gül, ayna, çöl, akşam, yolculuk gibi belli sorunsalların ya da geleneklerin sembolü haline gelmiş bu imgeler, aslında hep birbirinin habercisi olmuştu. O yol, sonunda gelip harflere ulaştı. Hilmi Yavuz, şimdi, çağdaş şiirimizde pek az şairin sahip olabildiği kendine ait poetikasında, tamamladığı o göz alıcı binada tasarruf hakkını kullanıyor. Artık daha iyi biliyoruz: Şiir, harflerle yazılır.

harfler ve şairler
akşam bir sözcük, aşklarsa bir harf;

m gibi mi dururuz, im gibi mi, kim gibi?

n ney'in içindedir, ne için?

mektup sandığımız sözler birer zarf...

Necatigil ktl dediydi, İ kırmızı,

E beyaz, O mavi, mercan dallar!

o şairler, ince yazar; -ya bunlar

hangi harfle yazdılardı o kızı?

bense bu şiiri yazdım da ketebe

el fakîyr hilmi yavuz, kendisi

ve n'si düşmüş kedisiyle yaşadı,

yalnızlığı baştanbaşa be te be...

http://www.haber7.com/kultur/haber/66779-hilmi-yavuzdan-hurufi-siirler
*
*

Harfler ve Melâl

ben esterabadî'nin sözünü kaale
almadım: harfler dünya'dan hayâle
doğru yolcudurlar, durmazlar;
dönüşür birbirine 'Allah' ve 'lâle'...

sen bir kurdun yalnızlığı
gibi kurdun yalnızlığı...
harfler ki, dağbaşlarıdır;
sözler, bulutların ördüğü hâle...

o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok!
harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok!
bir karşılık bulamadı melâl'e...

http://www.rob389.com/hurufi-siirler-hilmi-yavuz/dp/tr/11/9789750808906

*
*
HURUFÎ SONNET

nesimî ve mansur'la tenim dağıldı benim;
kendi yasımı tuttum, ölüydüm, aşk şehidi...
bir aynaya düşer de kırılırken bedenim,
söylenen söylenmeyenle mühürlendi idi...
düşüş düşleri oldum- ve 'kendinle seviş!...'
dediler... Söz'ü gördüm... zaten nicedir
üstünde kar ve inkârla belenmiş meneviş
sırları var! âh, bu   z e h e b î   gecede,
at üstünden 'eğer'i, atla kayıtsız koşulsuz
dörtnala o serseri aynaya... bu   h u r u f î   hecede
ol!... çıplak, mücerred ve hırkasız, çulsuz...

ordayım işte, gelgelelim hiç bilmedim yerimi
âh, elimle yüzerim elbet kendi derimi...

HİLMİ YAVUZ
*
Hilmi Yavuz’un yeni kitabı ''Hurufi Şiirler'' Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. 

OSMAN ÇAKMAKÇI 

ŞİİRİN hali perişan. Şiir, artık dünyada ve ülkemizde acz içinde. Önceden şiir patlaması olduğu söylenirdi: Her üç kişiden beşi şairdi. Şimdi ise, bildiğiniz gibi, roman ve romancı patlaması yaşıyoruz. Şiir, burçlarına geri çekildi. Tıknefes! Algılayamıyor olan bitenleri. Çaresiz kalıyor...
Şiir neden bu duruma düşmüş olabilir? Şiir neden bir zamanlar yaşadığı canlılığı koruyamadı da şimdiki aciz durumuna, acınacak hale düştü. Bunu kültürde küreselleşmeye bağlayabiliriz. Küreselleşme bütün dünyanın kültürlerini birörnekleştirirken aynı zamanda da kültürel kodları çözdü, gevşetti. Çözdüğü bu kültürel kodları piyasa ekonomisinin yararına kullandı. Demem o ki, kültür artık piyasa ekonomisinin boyunduruğu altına girdi. İki yönlü bir etkileşim var aralarında: Piyasa kültürel kodları çözüp işine yarayanları kullanıma sokarken, kullanıma sokamadıklarını bir kenara itti. Gözden uzağa... Şiir, işte böyle bir ayrışmadan geçti. Şiirsellik, piyasa ekonomisinin reklam sektörü tarafından ele geçirilip hayali gereksinimler yaratılmasında kullanılırken, şiirin elinden çalındı. Eski şiirin şiirselliği artık piyasanın elinde. Şiir eskisi gibi yazılamaz; çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi ‘şiirsellik kodları’ çözüldü, bu kodlar popüler kültürün buyruğunda, onun yordamınca kullanılmaya başladı. Sözü şuraya getiriyorum, kültürde küreselleşme ve piyasa ekonomisinin yaygınlaşıp ilkelerini ve koşullarını toplum üzerinde egemen kılması şiiri altüst etti, dilsiz bıraktı. Evet; şiir dilsiz artık! Dilini yürürlükteki popüler kültür ele geçirdi. Bu durumda şiir acizleşti, bütün güçleri elinden alınan mitoloji kahramanları gibi güçsüz kaldı, bitap düştü. Şimdi böyle bir duruma şiir nasıl bir tepki verecek, verdi, işte mesele burada!

   Şiirin seçenekleri 


Böyle bir durumda şiirin iki basit seçeneği vardı: Ya o da popüler kültürün ona yaptığını popüler kültüre yapacak ve onun kodlarını ayrıştırarak yeni bir şiirsellik inşasında kullanacaktı ya da kendi burçlarına çekilip kunt bir şiir dili yaratarak, yarattığı bu yeni dilin popüler kültür tarafından ele geçirilip kullanılmasına engel olacaktı. Ülkemizde (ve sanırım dünyada da) şiir bu iki basit seçeneği de seçmeyi göz ardı edip, bizim belirtmediğimiz üçüncü seçeneği, yok oluşa giden yolu seçti. Vazgeçti. Yeni bir şiirsellik peşinde koşmadı. Aymazlığa kapıldı. Her şeyi oluruna bıraktı. Yenildi. Hâlâ daha yazanlar ise bütün bu gelişmeleri ya görmezden geldikleri ya da bunların farkında olmadıkları için eski şiirsellikle yazmaya devam ettiler ve şiirleri popüler kültür tarafından anında, daha yazılır yazılmaz içselleştirildi. Bu şiirler hiç kimseye seslenmediği gibi, kimsenin derdine de derman olmadı.

   ''Hurufi Şiirler'' 


Şimdi bu uzunca girişten sonra gelelim asıl meseleye. Ünlü şairlerimizden Hilmi Yavuz Kitaplık Dergisi’nin ekim sayısında ''Hurufi Şiirler'' genel başlığı altında dört şiir yayımladı. Bu minvalde bir şiiri de Şiir Atı Dergisi’nde basıldı. Hilmi Yavuz, yukarıda sözünü ettiğimiz iki basit seçenekten ikisini de seçmeyip sanki hiçbir şey olmamış, sanki kültürde bir küreselleşme yaşanmamış, bu küreselleşmenin şiir üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmamış, şiir günlük güneşlik bir dünyada, eski havalarda yazılıyormuş gibi davranmayı seçen şairlerimizden. Yıllardır poetikasında herhangi bir değişme ya da gelişme olmadı. Hep aynı şiirsel anlayışı izleyerek hep ‘tematik şiirler’ yazdı. Şiir kitaplarını belli temalar çerçevesinde oluşturdu:


''Zaman Şiirleri'', ''Söylen Şiirleri'', ''Ayna Şiirleri''... Bu kitapların temaları da adlarında dışavuruldu. Şimdi de aynı yöntemi izleyerek (ki Yavuz, bir yöntem şairidir; bir felsefeci gibi şiirlerini belli bir yöntemle ‘yapar’) ''Hurufi Şiirler'' adını alan yeni şiirlerini yayımladı. Yeni kitabında yeni bir şiirsel arayışa mı girdi? Hayır. Yavuz yine bildiği gibi yazmaya devam ediyor şiirlerini. Hem de daha da kitabileştirerek, dili daha da metalaştırarak, dili bir malzemeymiş gibi kullanmayı daha da abartarak devam ediyor işine. 

Şiirlerini belli temalar çerçevesinde ‘yaptığını’ söylerken şunu da söylemem gerekiyor: Bu ‘yöntemi’ izlerken Yavuz sanki önce ‘tema’yı belirliyor, daha sonra da bu tema çerçevesinde şiirler ‘yapıyor’. Demek önceliği temaya veriyor, daha sonra da bu temanın ‘şiirsel im’lerini bulup bu imlerle şiirlerini inşa ediyor. Yavuz, belli temalar belirleyerek bunları şiir diline aktarıyor ve şiirlerini böyle yazıyorsa, bu bana biraz manzumeciliği hatırlatıyor. Bunu da söylemeden geçemedim. Birisinin bunu artık söylemesi gerekiyordu çünkü.

    Zihinsel im’ler 


Hilmi Yavuz, Yahya Kemal, oradan Asaf Halet Çelebi, oradan da Behçet Necatigil geleneğine bağlı olduğunu açıklayan bir şair. Bu şairlerin hepsi de şiirin yapısına önem verir. Yavuz da yapıya önem veriyor. Öyle ki artık yapı onun için imgelerden, şiir de her şeyden önce geliyor. Şiir eşittir yapı sanki. O imge değil, şiirsel imlerle yazıyor şiirlerini. Şiirlerini şiirsel imlerle yazdığını Yavuz fırsat bulduğu her yerde açıkladı. Bu benim kendi saptamam değil. Ayrıca şiirsel im ile ne demek istediği de pek anlaşılmıyor, açık değil. Ama bu açıklaması bende Yavuz’un şiirlerini masa başında, ‘zihinsel im’lerle yazdığı izlenimini doğurdu hep. Şiirini yaşantılardan fışkıran imgelerle değil, zihninde oluşturduğu imlerle yazıyor. Bu da günümüz şiirinde hiç de anlamlı bir çabaya işaret etmiyor. Şiirin dilinin bir üst-dil olarak kalmasında etkili oluyor yalnızca. Şiir, yalnız ve yalnızca bir üst-dil olarak görülüyor.

    Latin harfleriyle hurufilik 


Son yayımladığı ''Hurufi Şiirler''e gelince, Yavuz artık üst-dil kullanımını, yani şiirler üzerinden kalkarak şiir yazmayı, kavramlarla şiir yazmayı en had safhasına ulaştırıyor. Bir bütün olarak şiir, dizeler, kelimeler bitti, sıra artık harflere geldi. Harflere kadar indirgiyor şiirlerini. En büyük Hurufi şair Nesimi’ye mi gıpta ediyor, ona mı gönderme yapıyor? Hilmi Yavuz gibi şairler hep göndermelerle kurarlar şiirlerini. Şiirleri bir göndermeler kumkuması, hayattan uzak bir söylemler örgüsüdür. Hayatı umursamayıp, onu göz ardı edip masa başında kitabi şiirler yazarlar. Hurufiler ‘harflerle uğraşanlar’ anlamına geliyor. Annemarie Schimmel’in ''İslamın Mistik Boyutları'' adlı kitabının 399. sayfasında Hurufiler şöyle anlatılıyor:


''Hurufilere göre, söz, Allah’ın Zatı’nın ulu tecellisidir; aynı zamanda insanın yüzünde de görünür; sözcükler, Allah’ın sırlarının açığa çıktığı yazı, en mükemmel haliyle Kur’an haline gelir.'' 

Hilmi Yavuz tasavvuftaki bu Hurufilere gönderme yapıyor da olabilir bu şiirleriyle. Gerçi Latin harfleriyle Hurufilik nasıl olur, onu da kestiremiyorum. Ben işin o yanından çok, Yavuz’un şiirsel imlerini harflere kadar indirgemesiyle ilgileniyorum. 

Ve onu, şiiri kendi burçlarına çeken, dünyayı göz ardı eden, gerek felsefi gerek toplumsal gelişmeleri umursamayan bir şair olarak değerlendiriyorum.

''Hurufi Şiirler''i de bu yüzden Yavuz’un eski şiirsel anlayışının devamı olmaktan öte herhangi bir yenilik barındırmayan şiirler olarak görüyorum.
 http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/110105/02.html




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder