10 Haziran 2015 Çarşamba

Kara Güneş


Kara Güneş

Hilmi Yavuz'un Kara Güneş'i, bir önceki deneme kitabı Budalalığın Keşfi'nde olduğu gibi ironik bir dille kaleme alınmış, ince bir mizahla biçimlendirilmiş bol iğneli metinlerini değil; resimden romana, şiirden müziğe, felsefeden fotoğraf sanatına uzanan bir yelpazede düşüncelerini, eleştirilerini ve aydın duruşunu dile getirdiği, bunu yaparken de entelektüel çıtayı oldukça yüksekte tuttuğu yazılarını bir araya getiriyor. 
Divan şiirinin bir saray şiiri sayılıp sayılmadığından, şiirin tarih-mitos kavramları içindeki yerine; Necip Fazıl'ın Nâzım Hikmet şiirini değerlendirmesinden, Heidegger ve Hölderlin'in şiir bağlamında irdelenmelerine; Peyami Safa'dan Yakup Kadri'ye, Reşat Nuri Güntekin'den Kemal Tahir'e Türk romancılarına ve işledikleri konulara uzanıyor yazılar; Mehmet Kenan Kaya'nın deyişiyle: 'Şiirin ve felsefenin haddesinden geçerek incelmiş, sıradan okura hiç yüz vermemiş bir yazarın', bir düşünce ve dil ustasının güncelliğini hiç yitirmeyecek denemeleri var Kara Güneş'te. 
Eleştiriden ve eleştirilmekten korkmadığını, eleştirinin ve muhalefetin olmadığı yerde sanatın ve bilimin sağlıklı gelişemeyeceğine inandığını söyleyen Hilmi Yavuz, eleştirmekle yetinmiyor, çözümler üretiyor, yılların birikimiyle, kültüre adanmış bir ömrün yardımıyla okurun önünde ufuklar açıyor, okurunu araştırmaya, derinleşmeye, düşünmeye ve kıyaslamaya yöneltiyor. Hilmi Yavuz'un denemelerini okumak bir zenginlik kazandırıyor okura, bildiği dünyalarda yepyeni kapılar açıyor..



İki 'Kara Güneş': Melankoli ve tasavvuf
        Gérard de Nerval, o az rastlanır yetkinlikteki El Desdichado' adlı şiirinde, Melankoli'nin 'siyah güneş'ini taşıyan (ya da, 'yansıtan') büyülü (ya da, 'yaldızlı') sazından söz eder.
Şeyh Galib'in de Hüsn ü Aşk'ta 'nur-ı siyeh' imgesini kullandığını biliyoruz. Batı'nın simge geleneğinde olduğu kadar, Doğu'nun imge tarihinde, neredeyse arketipsel bir yeri var 'siyah güneş' ya da 'siyah ışık'ın... Batı'da Albert Dürer'in 'Melancholia' adlı tablosundaki 'siyah güneş'ten Gérard de Nerval'e ve Julia Kristeva'ya; Doğu'daysa Şebüsteri'nin Gülşen-i Raz'ından Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk'ına, oradan da Asaf Halet Çelebi'ye uzanan bir arketip!
Hemen belirtmeliyim: Doğu ve Batı geleneklerinden, 'siyah güneş' ya da 'siyah aydınlık' gibi, başka arketipler de var; mesela, 'boynu vurulmuş güneş' arketipi!... Apollinaire'in 'Zone' ('Bölge') şiirinin, 'Allahaısmarladık, Allahaısmarladık! Boynu vuruk güneş' dizesiyle bittiğini; Ahmet Haşim'in 'Ufukta bir ser-i maktuu ('kesik baş'ı) andıran güneş'ini ve Nazım Hikmet'in 'Şeyh Bedreddin Destanı'nda, sipahilerin 'boynunu vurup kanını göle' akıttıkları güneş'i anımsamak yeter. Ama bu arketip, güneşin batışıyla birlikte ortalığı kaplayan kızıllığa ilişkin, görsel bir arketiptir ve tasviri (betimsel) olmanın dışında herhangi bir ikonografik yorumu yoktur. Oysa 'siyah güneş' veya 'nur-i siyeh' öyle değil! Batı geleneğinde de, Doğu geleneğinde de, 'siyah güneş'in ikonografileri vardır; -farklı ikonografiler!
Gérard de Nerval üzerine yazdığı ve 1978 yılında Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün F.D.E. dergisinde yayımlanan bir yazısında Prof. Dr. Tuğrul İnal, 'siyah güneş' ('soleil noir') imgesi ile, Nerval'in öteki kitaplarına da, tıpkı yukarda sözünü ettiğim 'El Desdichado' şiirinde olduğu gibi, 'umutsuzluk' kavramının gösterildiğini bildirir. Nerval'in 'Aurelia'da 'yıldızlar gökyüzünde parlıyorlardı. Birden bütün yıldızlar, kilisede gördüğüm mumlar gibi söndü(...) Boş gökyüzünde siyah bir güneş gördüğümü sanır gibi oluyordum' diye yazdığını aktardıktan sonra şöyle der: 'Paris'liler arasında kendini yalnız hissetmesi, sevgililerinin teker teker bu dünyadan göçüp gitmesi, şairi gitgide bir umutsuzluk batağına iter. P. Audiat'a göre, Nerval gibi bütün melankoliklerde sönmüş güneş imgesi, yaygın bir olgudur. Bu imge ya da olgu, uzmanlara göre, Albert Dürer'in 'Melancholia' ya da 'Melancholie' adlı resmindeki kara güneş imgesinden kaynaklanıyor.' İnal, umutsuzluğu vurgulayan bu imgeye, Nerval'in 'Aurelia'sında olduğu kadar 'Voyage en Orient'inde de rastlandığını bildirir ve 'kara güneş' imgesinin, 'şairin doruğuna varan melankolisini incelikle vurgulaması yönünden önemli ve temel bir imge' olduğunu söyler. 'El Desdichado'yu yorumlayan bir başka uzman, J.W.Kneller de bu imgenin, güneşin sönmesiyle Dünya'nın sonunun geleceğine ilişkin antik inanca gönderme yaptığını ve Nerval'in bu imge ile kendi trajik sonuna işaret ettiğini yazar.
Elif Şafak, E Dergisi'ndeki 'Kara Güneş' başlıklı yazısında Julia Kristeva'nın bu adla ('Le Soleil Noir') yayımlanan kitabından ve Kristeva'nın bu bağlamda, 'melankolinin hayatımızın çeşitli alanlarında nasıl yankılar bulduğunu' incelediğinden söz ediyor. Şafak'ın yazdığına göre, Kristeva kitabında 'dil ile melankoli ilişkisi, ya da başka bir ifadeyle, 'melankolinin dili'ni incelemektedir. Şafak, yazısını şöyle bitiriyor:
'Bize, hep bunalımlarımızın, melankolimizin bizi pasifleştirdiği, pelteleştirdiği, örselediği öğretilmişti. Oysa, Kristeva'nın araştırması, bunun böyle olmayabileceğinin ipuçlarını veriyor. Çünkü kara bir güneştir melankoli; parıl parıl ışık saçmasa bile, yazmak ve yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi bize sağlayabilir.'
Oysa 'siyah güneş' ya da 'kara aydınlık' ('nur-ı siyeh') imgesinin Doğu kültüründe apayrı bir karşılığı var. Victoria Holbrook, Şeyh Galib'de renkleri yorumladığı makalesinde, Toshihiko İzutsu'ya atıfta bulunarak, onun 'nur-ı siyeh' kavramının tarihini araştırdığından söz ediyor. İzutsu, Şebüsteri'nin 'Gülşen-i Raz' adlı eserine ve eserinin Lahici tarafından yapılan şerhine ('Mefatihu'l İ'caz') dayanarak 'nur-i siyeh'i şöyle anlatmaktadır: 'İnsanın olgunlaşma evrimine, yaşantının doruk aşamasına, aklın ve dolayısıyla dilin ötesinde birdenbire aydınlanma seviyesine ait bir tecrübenin adı.'
Holbrook, İzutsu'nun ve Corbin'in Lahici şerhine ilişkin yorumlarını aktarıyor; ama Abdülbaki Gölpınarlı hocamızın, 'nur-ı siyeh' yorumundan hiç söz etmiyor. Gölpınarlı hoca, Şebüsteri'nin 'Gülşen-i Raz'ındaki, 'kara nur'u ('nur-ı siyeh') 'Siyah renk, sofilere göre kemal mertebesine mahsus bir renktir. Gece nasıl karanlığı ile her şeyi örterse, Tanrı'nın zat tecellisi de, her şeyi bütün mecazi varlıkları örter, yok eder. Bu bakımdan kemal rengi, kara nur'dur. Halifeler de siyah sarık sararlar' diye yorumlar. Şebüsteri'nin de söylediği zaten budur: 'Tanrı'nın pek parlak, pek nurlu olan zatına karşı aklın nuru, güneşe bakmaya çalışan göze benzer. Göz, güneşe bakmaya kalkıştı mı, kamaşır, kararır, bir şey görmez olur. Fakat bir bilsen... Karanlık, Tanrı zatının nurudur. Abıhayat, o karanlık içindedir. O kara nur, ancak göz nurunu alır. Sen bakışı bırak... Zaten burası bakış yeri değil...'
Şebüsteri'den Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk'ına, oradan da Asaf Halet Çelebi'ye eklemlenen bu gelenek için 'siyah güneş' ya da 'nur-ı siyeh', tasavvuf diliyle söylersek, Cemalulah'ı 'ayn el-yakiyn' görebilmeyi işaret eden bir imgedir.
Bir imge; ama Doğu'da ve Batı'da farklı ikonografileri olan iki ayrı 'siyah güneş'...

http://arsiv.zaman.com.tr/2001/06/08/yazarlar/HilmiYAVUZ.htm



Kara Güneş

Hilmi Yavuz'un Zaman gazetesinde yazdığı, şiirden resme, müzikten felsefeye, mitolojiden romana kadar geniş bir entelektüel zemini kuşatan yazılarının bir araya getirildiği 'Kara Güneş', hayatın ve sanatın her alanına dair, serbest ve geniş çağrışımlı, okuru alabildiğine serbest bırakan ama bir o kadar besleyen bir deneme kitabı. Yazarın, günlük gazete yazısı olarak yayımladığı ancak, içerdiği bilgiler, sorduğu sorular ve yaptığı karşılaştırmalar açısından bir günde okunup tüketilecek türden yazılar değil bunlar. Yan yana getirildiklerinde bir kavramı, bir olguyu ya da bir yapıtı derinlemesine irdeleyen denemeler. 
Edebiyata içeriden bakmaya alışmış okur için, edebiyatın aslında dışarlıklı 
bir bütün olduğunun altını çizen Yavuz, bu yazılarıyla 1950'li yıllarda, gazetelerde yazılar yayımlayan yazar ve şairlere benziyor. Peyami Safa, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İsmail Habib Sevük, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Türk edebiyatının en önemli isimleri de gazete yazılarında serbest çağrışımlı, ama ağırlıklı olarak sorgulayıcı bir tavırla edebiyata yaklaşmışlardı. Bu yaklaşım, onlar için olduğu gibi Hilmi Yavuz'un yazılarının da bir bütün olarak okunmasını sağlayan ve Türk edebiyatında eksikliğini çokça hissettiğimiz araştırmaları kucaklayan bir kitabın oluşmasını sağlamış. 
Bir önceki deneme kitabı 'Budalalığın Keşfi'nde zarif bir mizah anlayışıyla, sınır tanımayan ama ölçü aşmayan alaycılığıyla, günlük yaşama dair pek çok kavramı, ameliyat masasına yatıran Hilmi Yavuz, gülümseyen/ gülümseten düşünce diye tanımladığı denemenin sorgulayan/sorgulatan yanını ise 'Kara Güneş'te ortaya çıkarıyor.

(...) 

Sevengül Sönmez

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=2323



NERVAL’DEN HİLMİ YAVUZ’A “KARA GÜNEŞ” İMGESİ 

Abdulhalim AYDIN

ÖZET 

“Kara Güneş” (le Soleil Noir) imgesi Gerard de Nerval‟in çeşitli eserlerinde geçer. “El Desdichado” şiirinde bir yandan kaybettiği kadınları simgelerken, diğer yandan da Albrecht Dürer‟in “Melancholia” tablosuna göndermede bulunur. Aynı imge yazarın Voyage en Orient (Doğu’da Yolculuk)‟ında Dürer‟in alnına “karanlık ışıklar” saçar; Aurélia‟da ise kıyamet saatini haber veren bir işaret gibi gösterilmiş. 
Nerval‟in “Kara Güneş”le kendi trajik sonuna işret ettiği yolunda değerlendirmeler de yapılmıştır. Tümel bir yaklaşımla şairin yaşamını da göz önüne aldığımızda, imgeyi marazi psişik durumunun belirgin bir yansıması olarak değerlendirmek gerekir. Bu durumda, başta Nerval‟de olmak üzere Batı kültüründe “Kara Güneş” imgesi mutsuzluğun, huzursuzluğun, melankolinin simgesi olmuştur. 

Doğu kültüründe “Nur-u Siyah” imgesi Şebüsteri‟den Şeyh Galip‟e, A. Halet Çelebi‟den Hilmi Yavuz‟a kadar gelenekten günümüze uzanan bir çizgide kullanılagelmiştir. 
Algı sürecinden doğan küçük bir farkla (güneş-nur) aynı anlamsal değere sahip olmalarına rağmen, her iki medeniyetteki imgesel değerleri birbirinin tam tersidir. Böylece, Doğu kültüründeki kullanımıyla “nur-u siyah” mutluluğun, huzurun yani sufinin Vahdet-i Vücud‟la ulaşmaya çalıştığı mertebenin simgesidir. 

Makalede her iki medeniyetin bu kullanımlarına açımlama yapılmaya, oradan günümüze, Hilmi Yavuz‟a gelerek şiirinde kara güneş‟in, nur-u siyah‟ın ya da bunları imleyen başka kelimelerin kullanım biçimlerine, kazandığı değerlere bir giriş yapılmaya çalışılacaktır. 
http://www.turkishstudies.net/Makaleler/920821365_34-ayd%C4%B1n%20abd%C3%BClhalim1431(D%C3%BCzeltme).pdf




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder