2 Haziran 2015 Salı

Örtmektir Yazmak Dediğim


Doğu Medeniyeti edebiyatını şiir’le var etmiştir. Yüz, yüz elli yıllık bir macerası olan romanımızla karşılaştırdığımızda bizim asıl edebiyatımızın, hiç şüphesiz, şiir olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Doğu toplumları, kendilerini daima şiirle dile getirmişlerdir. Burada, şiirin yanı sıra edebiyatımızda ‘şerh geleneği’nden söz etmek gerekir. Bu geleneği bir ‘şarih’ olarak devam ettiren Ali Nihat Tarlan, metin şerhinin ayrı bir ilim olduğunu söyler. 

‘Şerh ilmi’nin günümüze kadar dönüşüp gelişen bir tarihi olduğunu da söylemeliyiz. Cumhuriyet sonrasında ‘şerh geleneği’ başta Mehmet Kaplan’ın çalışmaları olmak üzere, ‘şiir tahlili, çözümlemesi’ başlıkları altında olarak devam etmiş; günümüzde de kuram merkezli çalışmalarla ‘okuma, yeniden okuma, yeniden inşa etme, yapı bozumu’ olarak varlığını sürdürmüştür.

Büyük bir şiir mirası üzerine inşa edilmiş edebiyatımızın, bugün de geçmişte olduğu gibi ‘şiir’in yanı sıra, meseleleri üzerine düşünen, şiir çalışmalarına önem veren bir edebiyat olması beklenirdi. Ne yazık ki, bugün gelenekteki şerh’in yerini alan okumaların varlığı yeterli gelişme gösterememiştir.

Bu kitap öncelikle böyle bir hassasiyetle hazırlandı: Üzerinde oturduğumuz büyük şiir mirasının modern şiirimize taşınan şekline de hak ettiği değeri göstermek.
https://www.facebook.com/133264336708156/photos/a.231522146882374.65380.133264336708156/859682934066289/?type=1&theater
*

Hilmi Yavuz şiirine giriş

Hilmi Yavuz, gelenek ve onun yeniden üretilmesini şiirinde mesele edinmiş bir şair. Bâki, Yunus, Nedim, Şeyh Gâlib, Hâşim, Yahya Kemal, Behçet Necatigil… Bu silsilenin devamında görür şair kendini. Hilmi Yavuz’a göre şiir “kelimelerle yazılır, fikirle değil”. Onun şiirinde her kelime üzerinde çalışılmış, tartılmış, ölçülmüş, öyle yerine konmuştur. Örterek yazdığı için farklı okumalara açık bir şiir yazmıştır. Yazmak şiirinde şöyle söyler: Örtmektir yazmak dediğim / Şiirden gök ekin biçtiğim / Geçtiğim bağlardan bellidir. Sakine Korkmaz, Hilmi Yavuz şiiri üzerine yapılan ‘okuma’ları ‘Örtmektir Yazmak Dediğim’ adlı kitapta bir araya getiriyor. Kitap Hilmi Yavuz şiirine giriş ya da kelimelerin kalbine girme denemesi sayılabilir.
http://www.aksiyon.com.tr/kitaplik/hilmi-yavuz-siirine-giris_540067
*

Narkissos’un aynaları: Hilmi Yavuz şiiri

Narkissos’un aynaları: Hilmi Yavuz şiiri
AHMET HAMİT YILDIZ
5 Kasım 2014
‘Örtmektir Yazmak Dediğim’ adlı derleme, Hilmi Yavuz şiiri üzerine yapılan ‘okuma’ları bir araya getiriyor. Kitaptaki incelemelerde ağırlıklı olarak göstergebilimsel okuma yöntemleri kullanılmış olsa da psikanalitik, yaşamöyküsel, feminist okuma biçimleri gibi farklı yaklaşımlar da yer alıyor.
‘ÖRTMEKTİR YAZMAK DEDİĞİM’ - HİLMİ YAVUZ ŞİİRİ ÜZERİNE OKUMALAR,  HAZ.: SAKİNE KORKMAZ, MESERRET YAYINLARI, 222 SAYFA, 13 TL


Hilmi Yavuz’un, Bakış Kuşu’ndan (1969) bugüne 45 yıllık şiir yolculuğu bir doğulu yüreğin dünya şiirine değerli bir katkısı olarak görülebilir. Bugün 78 yaşını geride bırakan Yavuz -anlatı, deneme, felsefe metinleri dışında- sadece şiirini yazmakla kalmadı, aynı zamanda şiirinin alımlanma biçimini öngörerek ‘ideal okur’unu oluşturdu. 

1990’lı yılların sonlarında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencisi olma onurunu kazandığım ve kendisinden “Şiir Çözümlemeleri” dersi aldığım Hilmi Yavuz, Divan şiiri ve çağdaş şiire değinilerle ilerleyen derslerinde temel olarak Michael Riffaterre’in çözümleme yöntemini kullanıyordu. 
Diğer taraftan akademide verdiği dersleri, “Asaf Halet Çelebi’nin Semâ-ı Mevlana Şiirini Yeniden-Okuma Denemesi” ve “Necatigil’in Dağ Şiiri’ni Yeniden-İnşa Denemesi” gibi çözümleme örnekleriyle pratiğe döküyordu. 
Göstergebilimden yola çıkan Michael Riffaterre’in yöntemi özel olarak şiir çözümlemesi için oluşturulduğundan diğer okuma yöntemlerinden daha kullanışlı görünmekteydi. Riffaterre’in Şiirin Göstergebilimi (1978) kitabında temellerini attığı söz konusu yöntemin çıkış noktasında ‘matris’ kavramı vardır: “Şiir, bir sözcüğün ya da bir cümlenin bir metne dönüşmesidir. Metne dönüşen bu sözcük ya da cümle o şiirin matrisidir. Matris eğer bir sözcük ise o sözcük şiirde görünmez, yani ‘gizli’dir.”
    Okur/eleştirmen şiirin matrisine ulaşmak için onun düzanlam düzeyindeki tüm göstergelerini birer “temsilî im” olarak alır. Bu temsilî imler, daha önceden var olan bir sözcük öbeğine gönderme yapıyor olabilir (hipogram) veya konvansiyonel olarak bir araya gelmiş sözcük öbekleri şeklinde ortaya çıkabilir (betimleme öbekleri). Şair bir bağlam ortaya koyan hipogram veya betimleme öbeklerine atıfta bulunarak, onları yerdeğiştirerek (transposition) kendi bağlamını oluşturur. Yavuz’un Riffaterre’in yöntemini tercih etmesinin ardındaki neden, yöntemin ‘metinlerarasılık’a vurgusu ve matris, temsilî im, hipogram, şiirsel im gibi kavramlarının “bir geleneğe sahip şiiri” yorumlamada oldukça elverişli olmasıydı. Bir başka deyişle, söz konusu yöntem geleneği ‘temellük’ etme ve yeniden-üretme duyarlığıyla yazılmış şiirlerin anlam katmanlarını ‘kazabilme’nin veya metnin içine gömülmüş, ‘örtülmüş’ anlamları açığa çıkarabilmenin araçlarını sunuyordu. Bu doğrultuda, Doğu-Batı geleneklerini özümseyerek şiir yazmış olan ve Hilmi Yavuz’un bir şairler pleiad’ı diye sunduğu Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil ve bizzat Hilmi Yavuz şiiri için ideal okuma yöntemi olarak öne çıkıyordu. Nitekim bu yöntem birçok çalışmada Hilmi Yavuz şiirinin başat okuma biçimi olarak yerini aldı.

‘Her şiir bir sözcüğü örter ve gizler’

Bugünlerde yayımlanan ‘Örtmektir Yazmak Dediğim’ adlı derleme Hilmi Yavuz şiirinin 2000-2014 yılları arasındaki alımlanma biçimlerini bir araya getirmesi yönüyle önem taşıyor. Bu çerçevede, kitabın adındaki “Örtmektir Yazmak” ifadesinin Hilmi Yavuz şiirinin metin stratejisine ve Michael Riffaterre’in çözümleme yöntemine -Türkiye bağlamında söylemek gerekirse artık Hilmi Yavuz’un çözümleme yöntemine- denk düştüğünü söylemek gerekir. Çünkü Doğu ve Batı şiir geleneklerini “sırmalı bir çiğdemde” birleştiren Hilmi Yavuz’un yapıtı, metnin atkı ve çözgülerine gizlediği anlamları ortaya çıkaracak ‘örtük okuru’ daima talep etmektedir. Bir başka deyişle, yazarın anlamları metinlerarası düzeyde ör(t)me eylemi, okurun yine metinlerarası düzeyde örtüyü aralama eylemiyle karşılık bulmak durumundadır. Nitekim Hilmi Yavuz bir söyleşisinde, “Hölderlin’i, Şeyh Galib’i, Mevlana’yı, Elitis’i bilmeyen benim şiirimi izleyemez.” derken, talep ettiği okurun metnin ardındaki anlama gidebilen bir “örtük okur” (implied reader - Iser) veya anlamı yakalamak için metinlerarasında gezinen bir “çoğul okur” (archilecteur - Riffaterre) olması gerektiğini işaret etmektedir.

    Kitapta incelenen şiirlerden biri, “Yolculuk ve Şiir” Michael Riffaterre’e adanmıştır:

Yolculuk Ve Şiir

27ARA
her şiir bir sözcüğü örter ve gizler;
görülsün istemez ‘gül’ veya ‘hüzün’…
gizli bir hazine midir, bilinmediği,
kimbilir nereye gömdüğümüzün?
ah o kumaş ki, tene dokunur
dokunmaz farkedilen kayboluş
yolcu! öteki’m benim! eğer bulursan,
hemen o sözcüğü at bu şiirden…
Hilmi Yavuz

 Bu şiir okura Hilmi Yavuz şiirinin yorumbilgisini vermektedir: 

Açılışı yapan dize, okuma yönteminin ana kavramı olan ‘matris’i hipogram olarak kullanıp bir şiirsel im’e dönüştürür. Şair veya şiirin inşa edilişi ‘yırtık melek’ ise, okur ya da şiirin yeniden inşası ‘külden kuş’tur. Okur metnin yapısını çözüp onu yeniden inşa edecek, kendi külünden yeniden doğan kaknüs kuşu gibi onu yeniden bedenlendirecektir. 

Yavuz “Kazı” şiirinde (Yaz Şiirleri, 1981), “ben şairim: bir yeraltıyım ben/ acıyım/ kazdıkça/ ve derine indikçe/ siz kimbilir kaç gece/ bir gülün ölümünü andınız/ bir ipek simya sesi/ ve nice/ katmanlar aradınız/ [...]/ şiirler kazılmalı: o ince/ gurbetlerin gömdüğü” dizelerini yazarken yine ideal okuruna sesleniyordur. “Siz kimbilir kaç gece... nice katmanlar aradınız” dizelerini yazarken Yavuz, James Joyce’u düşünmüş olabilir mi? James Joyce’un Finnegans Wake’te “ideal okur” diye adlandırdığı okur, metin üzerine bitmeyecek sorgulamalara girişirken “ideal bir uykusuzluk” çekmek zorunda kalıyordur.
Aynalara tutulan aynalar
Kitapta yer alan incelemeler ağırlıklı olarak göstergebilimsel okuma yöntemlerini kullanıyor olsa da psikanalitik, yaşamöyküsel, feminist okuma biçimlerini de işe koşuyor. Kitapta Hilmi Yavuz’un talep ettiği ‘çoğul okur’ların yaptıkları çözümlemeleri okurken, onun şiirini ‘metinlerarası’ ve psikanalitik düzlemde daha derinden kavrama imkânı buluyoruz. “Ne Apollon ne Dionysos, ben Narkissos’um” diyen şairin Doğu geleneğinden aldığı ‘temaşa’ nosyonunu, duyuş biçimini “geçmişe, önceden yazılmış olan’a yaptığı atıflar”la nasıl yazınsallaştırdığına tanık oluyoruz.

“Ben yaşamadım, okudum” diyen bir Narkissos’un aynalarıysa şiirler, bu okumalar o aynalara tutulan aynalar olsa gerektir.
http://www.zaman.com.tr/kitap-zamani_narkissosun-aynalari-hilmi-yavuz-siiri_2255318.html
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder