1 Haziran 2015 Pazartesi

Şiirin Aynasındaki Simurg


Şiirin Aynasındaki Simurg


Şiirin Aynasındaki Simurg, "gövdem otuz kuşun tüyü" diyen Hilmi Yavuz'u her yönüyle ele alıyor. Şair, felsefeci, üniversite hocası ve köşe yazarı Hilmi Yavuz, bürokrat babası Yahya Hikmet Yavuz'un neredeyse tüm Anadolu'yu dolaşan tayinleri nedeniyle 'mobilyasız' bir çocukluk geçirir. Bursa'dan Siirt'e uzanan bu uzun yolculuktan, bir ceviz sandık, bir de battaniye kalabilmiştir geriye. Liseyi İstanbul Kabataş Erkek Lisesi'nde 'evci leyli' olarak okuyan Yavuz bundan sonra yıllarını İstanbul'da geçirecek, şairliğine burada başlayacak, Türkiye'nin en hareketli zamanlarına burada tanık olacaktır. 
Kitapta Hilmi Yavuz'un yaşam öyküsünün yanında şiir kitapları da var; bunlar yayınlandıkları tarih sırasıyla ele alınıyor; anlatılan, denemeleri ve gazete yazılarıyla birlikte inceleniyor. 
Kitabın sonuna eklenen bibliyografya, konuyla ilgili araştırmacılara kaynaklık edecek; çünkü Yavuz'un eserlerinin yanında, hakkında yazılan yazıları da derliyor. 
Şiirin Aynasındaki Simurg, genç edebiyatçıların yol açtığı 'Dram Tiyatrosu olayı'ndan, Yavuz'un 'siyasi muhabir'liğine, edebiyat dünyamızın unutulmaz polemiklerinden şiire, müziğe uzanan keyifli bir okuma serüveni.
http://www.kitapgalerisi.com/_45272.html
*
Hilmi Yavuz hakkında her şey!

Hilmi Yavuz"un "solculuğu", Zaman Gazetesi"nde yazmaya başladığı tarihten itibaren sol camianın gündemden eksik etmediği bir konu. "1950"li yıllarda yaşanan Dram Tiyatrosu olayından 1994"te Zaman"da yazmaya başlamasına kadar geçen sürede muhafazakârlığın argümanlarından haberdar bir sol entelektüel olduğunda kimsenin kuşkusu yok. Liselerde Osmanlıca okutulması gerektiğini söyleyen, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar"a laf söyletmeyen, her daim "polemik"lerin içinde olan "solcu" şair ve yazar... Zaman"da yazmasını "Gurme dergisinde yazmam gurme olduğum anlamına gelmez" bağlamında açıklasa da Yavuz"u "tanımlamak" kışkırtıcı bir konu olmaya devam ediyor.

Yeni bir tanımlama yapacak değiliz! Amacımız, hayata ve bilgiye bakışının farklılaştığı anlara ilişkin yorumlara katkı yapacak bir ayrıntıya dikkat çekmek sadece. 
Hayatını konu alan "Şiirin Aynasındaki Simurg" adlı çalışmada "Yavuz"un sol"a yönelişi "soyut ve teorik bilgilenmeden yoksun, ama somut insanlık durumlarından yola çıkan bir ahlaki duyuş ve tavır alışla gerçekleşmiştir" deniliyor. "Yani Marx"ı, Engels"i, Lenin"i okuyarak değil, Tolstoy"u, Balzac"ı, Dostoyevski"yi okuyarak solcu olmuştu." Çalışmayı hazırlayan Uğur Soldan, 1950"li yılların siyasi konjonktürünün bunda etkili olduğunu da ekliyor. İdeolojik önermelere "hapsolmaması" ve hayatla kurduğu ilişki "kendine özgü" bir entelektüelin doğumuna beşiklik ediyor.
Kitap, Hilmi Yavuz"un "hayatı, estetiği ve polemikleri"ne ilişkin bölük pörçük bilinen hikayenin tamamını görme fırsatı veriyor. Genel biyografi çalışmalarından farklı; küçüklüğünden başlayarak kronolojik olarak anlatmak yerine özellikle yazı hayatına başladığı tarihten itibaren yazarlığını, şairliğini, gazeteciliğini, yayınevi editörlüğünü, üniversite hocalığını ayrı ayrı ele almayı tercih ediyor. Muhafazakâr bir kaymakamın oğlu olarak edebiyatın ve musikinin "hatırı sayıldığı" bir evde dünyaya gelir. Edebiyat dergilerinde başlayan yazı hayatı "geçim" saikiyle daha üniversite yıllarında bir gazetede iş bulmasıyla devam eder. Gazeteciliği musahhihlikten siyasi muhabirliğe, oradan da Cumhuriyet"in dış haberler editörlüğüne kadar uzanır. 5 yıllık BBC Türkçe servisi yılları, köşe yazarlığı, ansiklopedi editörlüğü, Nurettin Sözen döneminde de Kültür İşleri Daire Başkanlığı... 

Can Yayınları"nın sahibi Erdal Öz"le beraberliği 1950"li yıllarda başlar. Kitapta yer alan 1980 tarihli bir "aile fotoğrafı"nda Engin Ardıç da karenin içinde görülüyor. Engin Ardıç belli ki polemikçi tarafını Hilmi Yavuz"dan kazanmış. İlerleyen yıllarda Hilmi Yavuz"la polemiğe girecek kadar da götürmüş işi. Kitapta Yavuz"un hayatında "öyle ya da böyle" yer eden yazarlar hakkında birkaç sayfalık değerlendirmeler yer alıyor. O yazarlar; Behçet Necatigil, Cemil Meriç, Cahit Külebi, Sezer Tansuğ, Edip Cansever, Erdal Öz, Berna Moran, Cinuçen Tanrıkorur, Yağmur Atsız, Doğan Hızlan, Hasan Pulur ve Orhan Pamuk. Ayrıca Yavuz"un Ece Ayhan, Enis Batur, ve İlhan Selçuk"la polemikleri de anlatılıyor. Doğan Hızlan"ın papyonuna ve dolma kalemlerine ilişkin "Doğan, kendini ötekinden, ya da kendi dışında kalan herkesten ayırmak için, kimliğe ilişkin belirli sınır çizgileri kullanır" yorumunu yapıyor.

Kitabın en ilginç tarafı, aynı zamanda üniversite öğretim üyesi olan Hilmi Yavuz"un üniversitelilerle kurduğu ilişkinin, şimdi pek çoğu profesör olan öğrencilerinin dilinden anlatılmış olması. Kitabın, yazılmamış hatıraları anlatmak ya da farklı bir Hilmi Yavuz okuması yapmak gibi bir amacı yok. İyi bir kaynak taraması ile Hilmi Yavuz"un yazdıkları ve hakkında yazılanların sunduğu fotoğrafı "okuma"ya çalışan, bir metin. Okurken sıkılmayacaksınız...

Şiirin Aynasındaki Simurg
Uğur Soldan
Can Yayınevi
321 sayfa
http://www.aksiyon.com.tr/kitaplik/hilmi-yavuz-hakkinda-her-sey_510189
*
şiirde yarım yüzyıl
SERPİL GÜLGÛN

Uğur Soldan, Hilmi Yavuz'un şiirdeki 50. yılı nedeniyle yazdığı biyografi "Şiirin Aynasındaki Simurg" için "Ne gönlümce bir Hilmi Yavuz portresi çizip onu göklere çıkardım, ne de haksız yergilerle karaladım," diyor. Ama...
TARAFSIZLIK pahasına iki arada bir derede kalmak? Hilmi Yavuz'a şiirdeki 50. yılına armağan olan "Şiirin Aynasındaki Simurg" için bu söylenebilir mi? Evet, söylenebilir. Özellikle de Hilmi Yavuz'un polemikçiliğini sevmiş, deruni ve akıntıya karşı duran o bildik tavrından dolayı onu çoğunluktan hep ayrı tutmuş ve de bugüne dek, şiirlerinin ve düzyazılarının hiçbirini kaçırmamaya çalışmışsanız, onu okumak, size her defasında bambaşka hazlar vermiş, kapılar açmışsa; bu yargıya kolayca varabiliyorsunuz. Üç yüzü aşkın sayfayı bitiriyor ve diyorsunuz ki; keşke onu göklere çıkarsalardı ya da yerin yedi kat dibine soksalardı da, bu iki arada bir deredeliğe şahit olmasaydım! Böyle diyorsunuz, çünkü karşınızdaki kitap Hilmi Yavuz hakkında yeni hiçbir şey söylemiyor. Dahası, Yavuz'un bugüne dek söylediklerinin ve yazdıklarının bir terkibi. Bir özeti. Kitap, önsözünde "Tarafsızlığımı mümkün olduğunca koruyarak onu farklı yönleriyle ele almaya çalıştım" diyen Uğur Soldan'ın iddiasını pek karşılamıyor. Yavuz'un ehl - i tarik annesi, karda donması, şiire ilkokuldan bir kız arkadaşı ve kadın öğretmeni 'sayesinde' başlaması, gençlik yıllarında Drama Tiyatrosu'na Attila İlhan'ın teşvikiyle genç yazarlarla birlikte yapılan baskın, gibi bazı bölümler dışında... Kaldı ki bütün bunlar bile Hilmi Yavuz'u yakından tanıyan okuru için yeni ve bilinmedik değil. Özetle Uğur Soldan'ın sözünü ettiği "farklı yönlere" bu biyografide rastlayamıyoruz.
Ama gelgelelim, Hilmi Yavuz'u yeni keşfediyorsanız - sözgelimi, okuduğunuz ilk kitabı, geçen mayısta yayımlanan "Kara Güneş"se; şiirleriyle henüz tanışmış ya da hiçbirini okumamışsanız, hatta onunla ilgili bildiklerinizi tazelemek ve Yavuz'un şiirinde size "giz" gibi görünen yapıyı çözümlemek istiyorsanız Uğur Soldan'ın Hilmi Yavuz biyografisi bulunmaz bir kitap. Hem sizi Hilmi Yavuz'un estetiği ve şiir dünyasına (şiirin yapılışı, anlam ve şiir bağlamında özellikle) hazırlayacağı, hem sadece bir şair ya da yazarla değil, aynı zamanda sizi felsefe, dil ve tarih alanında ufkunuzu açacak bir düşünce insanıyla tanıştıracağı için. Ve hem de onun hayatına ilişkin ayrıntılar, ipuçları vereceğinden... Velhasıl; "Şiirin Aynasındaki Simurg"un böyle bir rehber yanı da var; Yavuz'a aşina olmayan nesli "Zaman", "Ayna" ya da "Çöl Şiirleri"ne, "Taormina", "Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri" ya da "Kuyu" gibi anlatılarına ve onları okumanın hazzına, humoruna yönlendirmek gibi...
Son olarak iyi ki 50 yıldır bizimlesiniz Hilmi Hoca.
İyi ki bildik, okuduk sizi.
Yavuz'un polemikleri
Uğur Soldan'ın "Şiirin Aynasındaki Simurg" adlı kitabından aldığımız aşağıdaki alıntılar, kimi kabukları yeniden kaldıracağa benziyor.

'Ece Ayhan kötü bir insandı!' 
Hilmi Yavuz'a göre Ece Ayhan, "olsa olsa, 'avangard' bir şair"dir. Hiçbir geleneksel arka plana dayanmayan, 'hüdayinabit' bir şiiri vardır. Metinler arasılık, herhangi bir entelektüel bağlamı olmayan, ereksiz, dolayısıyla rastlantısal bir ilişkidir Ece Ayhan'da. Okuryazarlığı ise, bellediği üç dört kavramla sınırlıdır. Hilmi Yavuz, bütün bunları söyledikten sonra şöyle devam ediyor: "Avangard şairliği ve vasat okuryazarlığı bir yana, Ece Ayhan kötü bir insandı; evet, kötü!... Ona iyilik yapanlara, daima kötülükle karşılık verdiğini bilmeyen mi var? Başta rahmetli Onat Kutlar, Can Yücel, Cevat Çapan, Önay Sözer, Ferit Edgü ve daha başkalarını, 1970'li yıllarda İsviçre'de beyin ameliyatı geçirdiği sırada para toplayıp gönderdiler diye mahkemeye veren, bizzat Ece Ayhan'ın kendisi değil midir? İddia, 'paramı yediler!'idi..."

'Cuntacı' İlhan Selçuk
Hilmi Yavuz'a göre İlhan Selçuk'un çok önemli bir özelliği vardır: "Selçuk, cuntacılığı bir hayat üslûbu haline getirmiştir! Onun için cuntacılık, sadece 12 Mart öncesinde kalmış bir siyasal tavır alış değildir. Selçuk, dostlarıyla olan ilişkilerinde, patronlarıyla olan ilişkilerinde, iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde, hatta hatta kendisi ve kendi 'yazı'sı ile olan ilişkilerinde de cuntacıdır. Bu nedenle de, Cevat Fehmi Başkut'un ve Burhan Felek'in tasfiyelerinde oynadığı o elhak mahirane oyunların hiçbirini beceremeyen genç rakipleri (Hasan Cemal ve Okay Gönensin) bütün zekâlarına rağmen, İlhan Selçuk marifetiyle Cumhuriyet'ten tasfiye edilmekten kurtulamamışlardı."

Enis Batur'un 'kara cehaleti'
(...) Hilmi Yavuz, başka bir yazısında "Ben Enis Batur'un kıytırık bir şair, pespaye bir deneme yazarı olduğunu söylüyor muyum?" diye sorarken, "Ben böyle bir şey söylemiyorum, ama aslında öyle!" demeye getiriyor. Yavuz şöyle devam ediyor: "Enis Batur bana yanıt versin ya da vermesin (hiç umurumda değil bu!) kara cehaletini ve entel 'kalpazanlığını' teşhire devam edeceğim."

Orhan Pamuk ve oryantalizm
Hilmi Yavuz, bir romancı olarak Orhan Pamuk'un edebi değerinin 'vasat'olduğunu ve edebiyat - dışı sebeplerle, aşırı ölçüde şişirildiğini düşünüyor. Onun Amerika Birleşik Devletleri'ndeki şöhretini, yazarlığından çok, Andrew Wyley'e borçlu olduğunu da! Wyley, Pamuk'un 'edebi ajan'ı. Hilmi Yavuz bir Amerikalı bilim adamı dostuna, "Nasıl biridir bu Wyley?" diye sorduğunda şu cevabı almıştı: "He's a killer!" Yavuz'un dostu, bununla Wyley'in elinden uçan kuş kurtulmaz, öyle beceriklidir demek istiyordu. Hilmi Yavuz (özellikle de İrfan Külyutmaz) pek çok yerde, Orhan Pamuk'un oryantalist olduğunu iddia etti. Pamuk, bu imajını yok etmek istediğinden olacak, 'Oryantalizm / (Şarkiyatçılık)' adlı ünlü kitabın yazarı Edward Said'i Türkiye'ye davet etti. Hilmi Yavuz'a göre Said, bu davete icabet eder de Türkiye'ye gelirse, medyamız bunu, 'Edward Said, Orhan Pamuk'un davetlisi olarak Türkiye'ye geldi' gibi kocaman başlıklarla verecek ve elbette, Pamuk'u 'oryantalist'likle suçlayanların çanına ot tıkanacaktı. Ve medya, Pamuk'un oryantalistliğini iddia edenlere, 'Hani Pamuk oryantalistti?' diye soracaktı.


[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]

http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/031115/03.html

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder