9 Haziran 2015 Salı

Türkiye'nin Zihin Tarihi



İslam büyük ve muhteşem bir medeniyetse eğer, Osmanlı da büyük ve muhteşem bir kültürdür. Bu mirasın, her nasılsa, bugün bize yaşayarak kalanı ile yetinsek bile; bu onun büyüklüğünü, sezgisel düzeyde de olsa, idrake yeterlidir. Osmanlı’nın kuşatıcı estetik ve entelektüel mirası üzerine yazılanlar, maalesef, çoğu defa bilineni tekrarlamaktan veya deskriptif olmaktan öteye gitmiyor. Halbuki, onun sistemli, kavramsal ve analitik bağlamda yeniden inşası gerekiyor. Şayet bu yapılmazsa Osmanlı kültürünün büyüklüğünü, sezgisel idrakimize değil, zihinsel idrakimize mâl etmemiz mümkün olamayacaktır. 

İşte bu noktada doğan ihtiyaca karşılık Türkiye’nin Zihin Tarihi, Osmanlı kimliği ve kültüründen yola çıkarak Türkiye’nin zihin tarihini; dönemin aydın ve entelektüelleri, edebiyatı, saray ve kent kültürü, Batılılaşma ve Oryantalizmle etkileşimi başlıkları çerçevesinde irdeliyor. “Türk Kültürü Üzerine Kuşatıcı Bir Söylev” alt başlığıyla sunulan çalışma, Osmanlı kültürü ve zihin tarihinin, günümüz Türkiye’sinin ve Türk toplumunun oluşumu üzerindeki etkisini Hilmi Yavuz’un engin birikimi ve eşsiz üslubuyla sunuyor. Resmî ideolojinin ve arşiv belgelerinden yapılan okumaların ötesinde bir medeniyetin ruhuna nüfuz ederek onu anlamaya çalışan Yavuz, bambaşka bir Türkiye haritası çiziyor.

http://www.timas.com.tr/kitaplar/edebiyat/hilmi-yavuz-kitapligi/turkiyenin-zihin-tarihi.aspx



Türkiye'nin Zihin Tarihi
Hilmi Yavuz Hoca’mızın Timaş Yayınevi’nden Mayıs 2009’da çıkan 216 sayfalık kitabı, Türkiye’nin Zihin Traihi, Osmanlı kimliği ve kültüründen yola çıkarak Türkiye’nin zihin tarihini; dönemin aydın ve entelektüellerini, edebiyatı, saray ve kent kültürünü, Batılılaşma ve Oryantalizmle etkileşimi başlıkları çerçevesinde irdeliyor. Birçok konu ele aldığından “Türk Kültürü Üzerine Kuşatıcı Bir Söylev” alt başlığı ile tanıtılan kitap, üç bölümden oluşuyor: “Osmanlı’nın Zihin Tarihi”, “Kültür-Kimlik” ve “Demokrasi”
İlk bölüme, “Osmanlı’yı tanıyor muyuz?” diye sorarak başlayan yazar, resmi belgelerden ziyade Osmanlı’nın sanat eserlerinden onu tanıyabileceğimizi belirtiyor ve bunun nedenlerini açıklıyor. Kitapta Osmanlı’da felsefe, Osmanlıca ve Osmanlı entelektüeli ile Cumhuriyet Dönemi entelektüeli arasındaki fark, güzelce anlatılıyor. Yer yer yazılar ağırlaşsa da kitabın bu bölümü genel olarak akıcı ve bilgilendirici bir şekilde ele alınmış. Osmanlı’yı merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kaynak, Türkiye’nin Zihin Tarihi.
İkinci bölümde, kültürümüze ulusal bir perspektiften bakılıyor. Bunun yanı sıra Türk kültürünün, felsefe gibi sistemleştirilmesini ve temelleştirilmesini anlatan yazar, burada ilk bölüme nazaran daha ağır bir dil kullanmış. Türkiye’deki değişim ve kimlik sorununu Osmanlı ve Türk toplumu bağlamında irdelemek istediğinin altını çizen yazar,  Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘değişerek devam etmek’ tezine dikkat çekiyor. Türk kültür kökenini araştırmanın ise çok tehlikeli boyutlara varabileceğini söylüyor. Üçüncü bölümü sadece 3 başlık altında toplayan yazar, sivil toplum probleminden, tek parti rejiminden ve Türk jakobenizminden dem vuruyor. Bu bölümde Cumhuriyet Dönemi’ne ve Tek Partili Rejim’e belli eleştiriler getiriyor.
Son olarak, genelde geleneğe ait benzer şeyleri söyleyen yazarın eserini okunur kılan en önemli etken satır aralarına attığı ilginç tespitler. Yavuz, günümüz Türk toplumunun oluşumuna gelene kadarki süreçte birçok konuyu özgün bir şekilde işlemiş. Hilmi Yavuz’un entelektüel birikiminden yararlanmak isteyenlere şiddetle bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.
Yılmaz Şahin
- See more at: http://www.gazetebilkent.com/2013/04/24/turkiyenin-zihin-tarihi/#sthash.ysUQKtcC.dpuf



Türkiye'nin Zihin Tarihi - Hilmi Yavuz (1)

"İmdi, dikkat edilsin, Cumhuriyet dönemi Osmanlı historiografisi birbirinden farklı iki resmi tarih anlayışını dile getirir. İlki, Osmanlı tarihini, Osmanlı'yı Cumhuriyetin mefhum-u muhalifi olarak projelendirenresmi tarih konseptidir. Okul kitapları ve Emin Oktay Tarihi diye bilinen tarih... İkincisi, Osmanlı tarihinin resmi arşiv belgelerine dayanarak yazılan resmi tarih! İlki, ideolojik anlamda 'resmi'dir; ikincisi, dayanılan kaynaklar anlamında 'resmi'... Ama, şurası kesin: Osmanlı zihniyet tarihi, resmi arşiv belgelerinden yola çıkılarak yazılmış olan Osmanlı bürokratik elitinin tarihini de kapsayacak biçimde genişletilerek yazılmayı bekliyor." (sf. 11)
"....Osmanlı toplumunda biri üretim ilişkilerine dayanan bir sınıf, öteki de tüketim ilişkilerine dayanan bir statü tabakasının bulunduğu görülecektir. Bu iki tabakanın birer 'yapı' durumuna gelmesi, başka bir deyişler bir ideolojik tavrı içererek kültürleşmesi, üretim ve tüketim ilişkilerinin bağlamı içinde de ele alınmalıdır. Osmanlı toplumundaki kültür ikileşmesi (saray kültürü ile halk kültürü) bu ikilikleri temellendirdiği yapılar olarak irdelenirse, belirgin karakteristikleri açıklığa kavuşturmak kolaylaşmaktadır. Saray kültürü tüketim ilişkilerinin belirlediği bir tabakalaşmanın (statünün) yapısı ise, halk kültürü de üretim ilişkilerinin belirlediği bir tabakalaşmanın (sınıfın) yapısıdır." (sf. 29)

"Yavuz Sultan Selim, 1517'de, Mısır Seferi dönüşünde Halife oldu mu, olmadı mı? Ortaokul ve lise kitaplarımız Yavuz'dan itibaren Osmanlı padişahlarının 'Halife' unvanını taşıdıklarını yazmaktadır. Bu, gerçekten böyle midir yoksa Osmanlı padişahları için 'Halifelik' bir tevatürden mi ibarettir? Tevatürse şayet, bu nereden kaynaklanmaktadır?

Hemen belirtmeliyim: Bu iddia, Mouradgea D'ohsson'un Tableau General de L'Empire Ottoman adlı eserinde öne sürülmüştür ve bu eser, dikkat edilsin, 1788 tarihlidir! Daha sonra Namık Kemal de Evrak-ı Perişan'ında (o da 1885 tarihlidir!) bu iddiayı tekrarlamış; hatta, Hilafetin Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle Yavuz Sultan Selim'e devredildiğini öne sürmüştür! Tabiatıyla, ne böyle bir devir söz konusudur, ne de böyle bir tören! Ve anlaşıldığı üzre, tevatürün kaynağı D'Ohsson ve Namık Kemal'dir...

Arnold'ın İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı 'Halifelik' maddesi de hilafetin iktisabı veya devri konusunda herhangi bir delil olmadığını açıkça ortaya koyuyor; Bernard LEwis "Hilafetin devri bir mitostur." diyor; 'Halifeliğin kaldırılması ve laiklik' konulu bir çalışma yapmış olan Doç. Dr. Seçil Akgün de, 'Mısır'ın fethini izleyen dönemde tutulan Haydar Çelebi Ruznamesi'nde de Halifeliğin Selim'e teslimini anlatan bir kayıt bulamadıpını' bildiriyor. Kısaca, Mısır'da Memluklara sığınmış olan Abbasi halifelerinden sonuncusunun, El Mütevekkil'in Halifeliği resmen Yavuz Sultan Selim'e devrettiği iddiasından, 1788'e, yani D'Ohsson'unTableau General de L'Empire Ottoman adlı eserine kadar, hiç kimsenin, evet hiç kimsenin, söz etmemiş olduğu anlaşılıyor." (sf. 41)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder