2 Temmuz 2015 Perşembe

Bakış Kuşu

bakış kuşu-hilmi yavuz-n34

BAKIŞ KUŞU (1969), HİLMİ YAVUZ
     BA^KI'YE RUBAI," Ey bakislar ustasi umutlar pehlivani / Sen anlattin bir gulde anlatilmaz olani"
     DEVRIM," Bir gulun acilmasi devrimdir / Bildigin anladigin bir devrim"
     DIVAN EDEBIYATI BEYANINDADIR," Kus sananlar yanildilar / Bir bakistir dedi kimi"
     GECMIS," Gide gide nereye vardim / Karli bozkirda kosup kosup "
     INANCSIZ," Ac_ilir gecesi inancsizlarin / Tanri sari bir cicektir"
     KANTO," Denizdir en guzeli martilarin / Martilarin birazinda ak ko"pu"k"
     KASIDE," Ay karanlik gibi durma oyle gel / Sensiz bir sey duyulmuyor sevismemizden"
     KIS MEDITATION'LARI," Urkek ayak sesiyle kis / Geyikler cizen sesimdir "
     KUS_MA," Doner kapilardan girip cikardi / Tikabasa kusla dolu bir adam"
     SAATCI," En cok yanilgisi baskaydi benden / Bir suya calardi saati"
     SOMURGE," Elyazmasi acilar asilmis duvarlara / Tezgahlar umutlari daha da germis "
     YAHYA KEMAL'E RUBAI," Sen gittin gideli kuslar anlamaz gorunur / Her acilan gulde yepyeni bir Sira^z gorunur"
     YALNIZLIK BIR TARIHTIR," Yalnizlik bir tarihtir ikimiz / Dururuz odalarda bir giysi gibi "

    http://www.cs.rpi.edu/~sibel/poetry/hilmi_yavuz.html



    yapı
    lânetli gömleği sırtımda idi
    çökelir tortularda taş ve kum
    bir harç karmak benim harcım değildi
    - eski ev içlerini andıran durum –
    aklığına uymuyorsam da gerçek
    gün görmeyen odalarda kururdum
    giderek bin güçlükle solurdum
    ey baktıkça deniz görünen çiçek
    benim ahşap durgunluğum üstüne
    bozbulanık akar gökte bir turna
    kerpiçlerden sağlam bağdaş kurar da 
    ten sıcağı topraklara çökerdim
    sedef kutularda saklıdır adım
    bilinecek elbet bir gün yeniden:
    çocukken Haşim’in şiirlerinden
    yoğun menekşeler çalardım
    Hilmi Yavuz
    Bakış Kuşu: 1969 (17. şiir)




    çağdaş türk şiirinde gazeli yeniden yaratanlar : 21. yüzyıla girerken yazında dil kullanımları : alışkanlıklar - yenilikler - aykırılıklar - sapmalar : g. gonca gökalp - alpaslan : 20112001
              XIII. yüzyıldan XIX. yüzyılın ikinci yarısına dek süren Divan edebiyatı, Arap ve İran edebiyatlarından etkilenerek gelişmiş olmakla birlikte onlardan ayrı, özgün bir çizgiye sahiptir. Divan şiiri, 600 yıl boyunca varlığını korumasını daima aynı kurallarla, aynı özle yaratılan eserlere borçludur. Yüzeysel değerlendirildiğinde aşırı kuralcılık ve kapalılık olarak görülebilecek bu yapı, derinden bakıldığında Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal ve sosyal yaşam düzeniyle paraleldir.
    (...)
    divan edebiyatı beyanındadır

    Kuş sananlar yanıldılar
    Bir bakıştır dedi kimi
    Belki de bir bakış kuşu
    Kimseler bilmiyor hâlâ
    Güzelliği yaz iklimi
    Çiçek boyunca susuşu
    Uçardı azala azala

    Kaldı eski gazellerde
    Uçarı gözlere talimli
    Usulca yaklaşır sevmeye
    Kuş dediğin de neresi
    Bakışları gül resimli
    Bir şüara tezkiresi
    Yazılır azala azala

    Hilmi anladı gizini
    Giderdi hep hava üzre
    Bakış mülkünce osmanlı
    Issızlığı bir elinde
    Öbür elinde divânı
    Geçmiş bir gül saatinde
    Okunur azala azala
    (Yavuz 1999: 57)

    Hilmi Yavuz'un 1969 yılında yayınlanan Bakış Kuşu adlı şiir kitabının "Eskiden" başlıklı bölümünde yer alan şiirlerden ilki olan "Divan Edebiyatı Beyanındadır"ı, Attilâ İlhan'ın"Tarz-ı Kadim"i gibi Abdülbaki Gölpınarlı'ya göndermede bulunan bir şiirdir. Ama Attilâ İlhan'ın aksine Hilmi Yavuz, o şiirde Divan edebiyatının bugün bizim için uzak bir şiir olmasına hayıflanır gibidir; nitekim şair, Divan şiiri hakkkındaki düşüncelerini, bu şiire getirilen eleştirileri yanıtlayarak açıklar:

    "Divan şiirinin yaşamdan kopuk olması ne demektir? Sormalı: Hangi yazınsal yapıt, yaşamın kendisidir?Divan şiirinin yaşamdan kopuk olduğunu öne sürenler, kuşkusuz, yazınla yaşam arasında dolayımsız bir bağlantı var sayıyorlar. Gene sormalı: Acaba bu bağıntıların dolayımlı olabileceğini düşündüler mi? Belki sorunu bu düzlemde alırsak Divan şiirinin gerçek yaşamla bağıntıların yüzeyde değil, ama derin yapıda ortaya koyabiliriz." (Yavuz 1987: 84)

    Divan şiirine yöneltilen eleştirileri şiirinde biraz kırık briaz hüzünlü bir söyleyişle karşılayan Yavuz, düzyazılarında daha açık ve kesin bir tavırla Divan edebiyatını savunur:
    "Divan şiiri, simgeci bir şiir(Simgeciliği bir yazın akımı olarak değil, dilbilimsel bir terim olarak kullanıyorum burada). Evet, simgeci: Mazmunlar sistemi, burada sözcükle onun gösterdiği kavram arasında nedensel bir bağıntı olduğunu koyuyor ortaya. (...) Divan şiirinin kuralcılığı doğru: Bu sistemi değiştirmiyor; tersine sürekli yineleyerek mazmunlaştırıyor. Yineleme yoluyla saymaca bir nitelik kazanıyor bu sistem. Bunda garipsenecek bir yan yok: Antropoloji bize, büyü ve mit yapılarının, eğretileme dolayımında kurulan bir simgeciliğe dayandığını gösteriyor. Bilim öncesi toplumların dünyayı kavramada (nesnelerin bilgisini edinmede) kurduğu simge yapısını Divan şiiri de kullanıyor; ama temelli bir farkla: büyü ve mit, bizim benzeyen ve benzetilen diye iki ayrı varlık olarak düşündüğümüz şeyler arasında ontolojik bir ayrım gözetmez."(Yavuz 1987: 85-86)

    Divan edebiyatını okuyanların, anlayanların sayısının azalışını şiirde her bölümün sonunda tekrarladığı "azala azala" söyleyişiyle düşündüren şair, son bölümde adını geçirerek şiire imzasını atan Divan şairlerinin yolunu tutar ve -Attilâ İlhan- gibi bir köşeye çekilip divanları okumayı tercih eder. Bu çekilişte bilgelik ve hüzün biraradadır. Divan şiirinin biçimsel özelliklerinin -mahlas hariç- hemen hiçbiri kullanılmadığı halde şiirin "Divan edebiyatı beyanında" olması, hem Gölpınarlı'ya hem de Divan şiirini eleştirenlere bir yanıt gibidir; çünkü şair klasik Türk şiirinin ruhunun biçimde değil özde devamlılığını bu şiirle kanıtlar. Şairin "Kaside" başlıklı şiirinde de aslında kasidenin değil gazelin biçimsel özelliklerini kullanması, bu tavrın bir devamı olarak yorumlanabilir:
    kaside

    Ay karanlık gibi durma öyle gel
    Sensiz bir şey duyulmuyor sevişmemizden

    De ki halkın gözleri al gelincik sürüyor
    Uğrular geçiyorken güz şölenlerimizden

    Bu hüzünler benim mi diye baktım ki tamam
    Akıyor yakut bir ıssızlık kentlerimizden

    Yanardı mürted lambası ta sabaha değin
    Karanlık kilimlerin kan işlemesinden

    Hilmi elbet sürersin günleri bir yangına
    "Ãteş kesilir geçse sâbâ gülşenimizden"
    (Yavuz 1999: 59)

    Son beyitte II.Selim'in,

    "Biz bülbül-i muhrik-dem-i şekva-yı firakız
    Ãteş kesilir geçse sâbâ gülşenimizden"

    beyitini "tazmin" eden şair, sadece sevgiliye değil, divan şiirine de bir övgü şiiri yazmış gibidir; belki de şiirine "Kaside" başlığını vermesi hem bir şaşırtmacanın hem övgünün sonucudur ve şair geçmiş ile şimdinin kesişme noktasındadır. Ki bu, çağdaş Türk şairinin aradığı buluşmadır.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder