6 Temmuz 2015 Pazartesi

Hilmi Hilmi Yavuz bir aydın mıdır?


-1-

Kime aydın kişi denir?

Bir kimse için, “O  bir aydın mıdır?”sorusunu cevaplandırabilmek için  aydın kavramı hakkında bilgi sahibi olmalıyız, ayrıca O’nu tüm yönleriyle tanımalıyız.

TDK Güncel Türkçe Sözlükte aydın’ın tanımı şöyle yapılmaktadır:  Aydın,   
1. Işık alan, ışıklı, aydınlık, 2. Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver,

TDK sözlüğündeki bu tanımın yetersiz, hatta yanlış olduğunu söyler birçok yazar. Toplumumuzdaki aydın nitelemesi de bu tanım gibi yetersiz, belirsiz hatta yanlıştır. Maalesef aydın sıfatına layık olmayanlar aydın olarak bellenmektedir. Belki de bunun için, son zamanlarda gerçek aydın, hakiki aydın, sahih aydın kavramları sık sık kullanılmaktadır.

Bu konuyu aydınlatmak bakımından birkaç alıntı yapmakta yarar görülmektedir:

“Aslında “aydın” ile “entelektüel”, başka başka kavramlardır. “Yanlışlıkla entelektüel, aydın olarak tercüme edilmiştir. Oysa entelektüel, beyni ile çalışan kimsedir. Eğer onun beyni karanlıkları yaymak için çalışıyorsa o aydınlığın düşmanıdır. Ancak,  beyni aydınlık için çalışan beyin işçisi, aydındır.”[i]
...
Son yüzyılın en önemli mütefekkir ve gerçek aydınlarından olan rahmetli Cemil Meriç’in ifadesiyle “Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan, uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs’tür.[ii]

Bakır, bronz, gümüş, altın madenlerini ayırır gibi aydını aydın olmayandan ayıramayız. Ayırtık, kimin altın olduğunu bulduk diyelim. Bu kez altının kaç ayar olduğunu bulamayız. Bu konuda ölçütlerimiz yok. Bu ölçütleri koysa koysa aydınlar koyar; ama onlar hem çok alçak gönüllü, hem de kendilerini aydınlanmış sayamamaktadırlar. Çünkü aydınlanmanın sonu yoktur. Aydınlar dese dese, aydınlanma yolunda olduklarını söylerler.

Niyetimiz aydın kişi ölçütlerini tespit etmek değildir; ama bu konuda çalışanlara, okuyanlara ip ucu verebilmek için birkaç alıntı daha vereceğiz:

“Prof. Dr. Mehmet Kaplan aydın kelimesinin Fransızca karşılığı olan entellektüel üzerinde durur ve kelimenin, düşünceyi içinde taşıdığını belirttikten sonra, aydının sadece belirli bilgileri edinen kimse olmadığına işaret eder. Ona göre aydın;

·         Düşünmeyi alışkanlık haline getiren,
·         Hiçbir şeyi peşin olarak kabul etmeyen,
·         Her şeyin arka planını, aslını araştıran,
·         Sınırları belli bir dünya görüşünü şapka gibi başına geçirmeyen, onu, hakikatin ta kendisi olarak görmeyen,
·         Bilginin kölesi değil efendisi olan,
·         Karşılaştığı her meseleyi yeniden soran,
·         Başkalarından önce, kendine karşı hür olan,
·         Bilgiyi, bilgi olduğu için üreten,onu menfaat, propaganda, mevki için kullanmayan, ona sadece gerçek olduğu için bağlanan,
·         Konulara tek cepheden değil, çeşitli cephelerden bakan, hakikati bu yolla arayan, tek cepheden bakışın taassup doğuracağına inanan,
·         Varlığın görünen değil, görünmeyen hakikatlerini de araştıran, ebedi kanunların peşinde olan,
·         Siyasetin, politikanın dışında kalan ve ebedi hakikati arayan,
·         Gerçeği anlamaya ve anlatmaya çalışan,
·         Ebedi hakikatin dışında hiçbir şeye kesin şekilde bağlanmayan, beyannamelere imza atarak, onlarla kendilerine sınır çizme yolunu asla seçmeyen, tek başına çalışan ve fikir üreten insana denir.”[iii]

Mahmut Toptaş’ın bu konudaki görüşleri Kaplan’a yakındır:

·         Münevver: İçi dışı aydın olan ve etrafını da aydınlatan kişidir.  Her sözü duyan, en güzeline uyan kişidir.
·         Toplumu kendine tabi kılmaz, "Beni izleyin" demez.Topluma da tabi olmaz. Her şey ayrı yaratıldığı gibi ayrı özellik ve güzellikte yaratılmıştır.
·         Toplumun tecrübe birikimi bir taraftan basit akıllara yardımcı olurken aynı zamanda bu tecrübeler, toplum bilincinin salgıladığı ağlardırlar ve önden koşanların burnuna, geride kalanların sırtına dokunan ve ağlardırlar.
·         Kendi özellik ve güzelliklerini sergilerken hem yerel hem de küreselden aldıklarını hem yerele hem de küresele sunar. Bunu yaparken de bir şeyler verdiği iddiasında olmaz ve mütevazı yaşamının bir gereği olduğuna inanır.
·         Münevver/entelektüel, güneşten ışık alan gül gibi, menekşe gibi, papatya gibi güneşten aldığı renk ve kokuları sunar ve tabiata katkısını iddia etmez.
·         Münevver/entelektüel, risk alırım iddiasında olmaz. Kendi görevini yerine getiren her şey, o görevin riskini düşünmez. O riske karşı direnç, beden ve bilgisinin genlerinde olur ve direnir.
·         Münevver, sınırlı düşünce kalıplarını aşan adam olduğu gibi sınırlı zaman akımlarını da aşan ve sınırsızı yakalayandır.
·         Görevini yapan herkes hoş görür ve hoş görünür.Hoş görme ve hoş görünme ihtiyacı hisseden ise gösteriş hastalığına tutulur. Ya hükümetin yağcısı veya muhalefetin silahşörü olur. Yerel veya küresel güçlere göre hoş görme geliştirmeye kalkar ve bukalemun gibi olur.
·         Toplumcu değil, topluma yabancı da değil. Hep doğrunun yanındadır.
·         Her diplomalı aydın değildir.
·         Dilsiz olmaz ama bazı insanlar on dil bilse de aydın değildir. Eşeğe dünyanın en değerli kitaplarını yükleseniz, papağana bütün dilleri öğretseniz kendilerine faydası olmaz.
·         Körün her tarafını florasanla donatsanız  faydasız”[iv]


"Aydın" insan , aydınlanmış kişi demektir. Bunun gerçekte, şan, şöhret, titr, cemiyet içindeki yer, sosyal mevki, makam, unvan ve para ile hiç mi ama hiç ilişkisi yoktur. Aydın kişi gerçekleri, dünyamızda olup biten tüm gerçekleri tam anlamıyla gören, anlayan, hisseden "aydınlanmış", "aydınlığa" ulaşmış kişidir.
Tabii ki, şimdi bu "aydınlanma" kelimesini açıklamam gerekecek.. Bu "aydınlanma" nın "elektrik ampülü" veya"mum ışığı" ile aydınlanma ile de yakından uzaktan ilgisi yoktur. Takriben 2700 yıl kadar önce ilk defa o tarihlerde bu "aydın" ve "aydınlanma" kelimeleri uzak doğuda, uzak doğunun kendi halinde filozoflarından "Buddha" tarafından ortaya atılıyor.
Buddha, benim kanaatimce, aydın insan sorusuna cevap arayan ve bunu bulan ilk kişilerdendi.
Buddha'nın aydın tarifi, takriben 5000 ciltten oluşan, Tokyo'daki "Buddha Külliyesinde" okunabilir; özetlemek istiyorum..
'Aydın kişi, aydınlamış kişidir ve "gerçekleri gören" kişidir.. "Gerçek" ise hiç bir zaman değişmeyen ve kainatta hiçbir kuvvetin değiştiremeyeceği gözle görünen veya görünmeyen tüm varlıklar, enerjiler, tabiat kanunları ve ilişkilerdir.'[v]

Yukarıda sıralananlar bir kimsenin aydın olup olmadığını anlamak için ölçüt listesi değildir. Bir çok yazar da, daha değişik tanımlar vermekte, yine değişik nitelemeler yapmaktadırlar. Biz, bu konuda bir tanım yapamayız; ancak şu kadarını söyleyebiliriz:
Aydın kişi, gerçekler konusunda aydınlanmış ve bu aydınlığı ile başkalarını, toplumu doğru yolda, olumlu olarak aydınlatan kişidir.


-2-

Abdullah Şevki “Hilmi Yavuz Gerçek Bir "Aydın" Mı?”başlıklı yazısında Hilmi Yavuz’un gerçek bir aydın sayılmasının zor olduğunu belirtiyor:

“Hilmi Yavuz (HY) şair olarak bu ülkede kendini kanıtlamış olabilir. Buna diyecek bir şey yok. Ancak, bana göre onun bir “aydın” olarak, aydın olmanın gerektirdiği yeterli olgunluk, sivil ve demokratik hoşgörüye sahip olduğunu kabul etmek çok zor. Çünkü, aydın ya da eski deyimle “münevver”, toplumda bağımsız bir misyon yüklenen, duygusal değil nesnel ve ölçülü tepkiler gösteren, haklı savaşımlarda yer alan, birikimli ve donanımlı kişi anlamına geliyor. Bununla birlikte her donanımlı, birikimli kişiyi de “aydın” kabul edemeyiz. Mesela II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da Direnişe (Resistence) katılmayan yazar, şair gerçek aydın kabul edilmiyordu. Dünyadaki gelişmelere; yerel, cemaate, ümmete göre, ümmet ve cemaat açısından militanca bakan gerçek bir aydın olabilir mi? Bu sorularımla, evrensel ve seküler düşünen, yorumlayan batılı anlamdaki aydındır anıştırmak istediğim. HY, gerçek bir “aydın” (éclairé) olmadığı gibi, düşünsel açıdan dikkat çekici bağımsız bir misyona sahip de görünmemektedir. Toplumdaki kültüre dair gelişmeleri İslâmiyetin bakış açısından değerlendiren “angagé” bir konumu olduğu söylenebilir onun. Muhafazakâr sanatı bir gazetede yayımlanan söyleşisinde “İslam estetiği” kapsamında yorumluyordu örneğin. Bir ara Edward Said’in oryantalizmini de yorumlamaya çalışmıştı... Edward Said, Filistinli bir devrimci olarak bir model olamaz tutuculukta her defasında içinde bulunduğu ideolojik çerçeveye göre yönlenen, daha çok da telkinleri yerine getirdiği kanısı yaratan HY için. Kanımca HY’nin “misyonu”, kendisinin bir şair olmasından daha fazla, bu topraklarda yaşayan topluma “yön vermek isteyen” doğulu, geleneksel bir “düşünce adamı” olmaya doğru evrimleştiğini, cemaatin veya cemaatlerin düşünürü olduğunu kanıtlama, topluma kabul ettirme çabası olmalıdır. HY benim bu söylediğimi bağlılık “angagé olma” değil de “sempati duyma” biçiminde açıklıyor.” [vi]

Prof.Dr.Nurullah Çetin “Hilmi Yavuz’un sahih aydın kimliği” başlıklı makalesinde “Hilmi Yavuz’u Sahih Bir Aydın Yapan Bazı Özelliklerini 8 alt başlıkta incelemekte ve O’nun sahih bir aydın olduğunu vurgulamaktadır:

1.      Bağımsız ve Analitik Düşünen Bir Aydın Olması
2.      Doğu-Batı Tarihsel Kültür Birikimleri Karşısındaki Sentezci Tavrı
3.      Türkiye’nin Modernleşme Sürecini Doğru Yorumlaması
4.      Oryantalizme Getirdiği Sağlıklı Eleştiriler
5.      Sömürge Aydınının Din Karşısındaki Tavrına Bakışı
6.      Sömürge Aydınının Yabancı Dille Eğitim Dayatmasına Tepkisi
7.      Avrupa Birliği’ne Yaklaşımı
8.      İçe Dönük Eleştiri ve Türk Milletinin Kimlik Krizi
...

“Sonuç: Yazı ve konuşmalarını dikkatle incelediğimizde Hilmi Yavuz’un milletimizin ve ülkemizin belli başlı temel meseleleri üzerinde kafa yoran sahih bir aydın olduğunu görebiliyoruz. Toplumsal, ekonomik, kültürel, siyasal pek çok konuda var olan sorunlarımıza karşı bağımsız, eleştirel, tahlilci, üretici bir bakış geliştirmiş olan Hilmi Yavuz, Türk milletinin güvenebileceği nadir Türk aydınlarından biridir. Zira günümüzde “aydın” yaftasıyla dolaşan pek çok satılmış, hain, işbirlikçi, teslimiyetçi gibi ağır sıfatları fazlasıyla hak eden batı emperyalizminin görevli memurları var. Bunları farkedebilmek için Hilmi Yavuz’un dikkatle okunması lazımdır. O, bize bu karanlık aydınları farketmemize yarayan uyarılarda ve açıklamalarda bulunuyor. En büyük hizmetlerinden birisi, Türk milletini bilerek veya bilmeyerek yanıltan bu zararlı kişileri tanımamıza yardımcı olmasıdır.”[vii]

Bazı yazarlar, özellikle Hilmi Yavuz’un öğrencileri ve İslamı düşünceden yana olanlar Hilmi Yavuz’u sahih bir aydın olarak görüp överken, bazı yazarlar, özellikle Marksist görüşlü yazarlar da O’nu yermektedirler.

Hilmi Yavuz’u tümüyle incelemediğimiz için hakkındaki övgüleri de yergileri de değerlendirebilecek durumda değiliz; yalnız şu kadarını söyleyebiliriz:

İhtiyacı olmadığı halde polemiklere girmesine, eleştirilerinin dozunun fazla olmasına, kapalı ve ağır üslübuna rağmen Hilmi Yavuz’a aydın bir kişi denebilir. Çünkü;  Hilmi Yavuz kültürel bir muhafazar, fikir özgürlüğü savunucusu, Doğuyu da Batıyı da iyi bilen, oryantalizmin iç yüzünü keşfeden, okumasını bilen ve daha birçok güzel özellikleri olan, bilgili, görgülü bir kişidir. Hepsinden önemlisi de birikimlerini öğrencilerine, okurlarına, dinleyicilerine aktarmaya çalışan biridir.

Kısaca, Hilmi Yavuz gerçeği anlamaya ve anlatmaya çalışan bir aydındır.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli




[i] Ali Şeriati, Medeniyet ve Modernizm, Bir Yay., İst.1984,s.184

[ii] Ahmet Sezgin, Aydın, Entelektüel, Entel, Münevver Ve Âlim Kavramları Üzerine, http://www.ayvakti.net/ayvakti-siirler/item/aydn-entelektueel-entel-muenevver-ve-alim-kavramlar-uezerine


[iii] Necat Birinci, Prof. Dr. Mehmet Kaplan'a Göre "Aydın", http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/prof-dr-mehmet-kaplana-gore-aydin

[vi] Abdullah Şevki, Temmuz-2012, Ankara, http://www.siirakademisi.com/forum/showthread.php?t=6316

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder