5 Temmuz 2015 Pazar

Hilmi Yavuz Gerçek Bir "Aydın" mı ?


ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Hilmi Yavuz(HY) şair olarak bu ülkede kendini kanıtlamış olabilir. Buna diyecek bir şey yok. Ancak, bana göre onun bir “aydın” olarak, aydın olmanın gerektirdiği yeterli olgunluk, sivil ve demokratik hoşgörüye sahip olduğunu kabul etmek çok zor. Çünkü, aydın ya da eski deyimle “münevver” , toplumda bağımsız bir misyon yüklenen, duygusal değil nesnel ve ölçülü tepkiler gösteren, haklı savaşımlarda yer alan, birikimli ve donanımlı kişi anlamına geliyor. Bununla birlikte her donanımlı, birikimli kişiyi de “aydın” kabul edemeyiz. Mesela II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da Direnişe(Resistence)katılmayan yazar, şair gerçek aydın kabul edilmiyordu. Dünyadaki gelişmelere; yerel, cemaate, ümmete göre, ümmet ve cemaat açısından militanca bakan gerçek bir aydın olabilir mi? Bu sorularımla, evrensel ve seküler düşünen, yorumlayan batılı anlamdaki aydındır anıştırmak istediğim. HY, gerçek bir “aydın” (éclairé)olmadığı gibi, düşünsel açıdan dikkat çekici bağımsız bir misyona sahip de görünmemektedir. Toplumdaki kültüre dair gelişmeleri İslâmiyetin bakış açısından değerlendiren “angagé” bir konumu olduğu söylenebilir onun. Muhafazakâr sanatı bir gazetede yayımlanan söyleşisinde “İslam estetiği” kapsamında yorumluyordu örneğin. Bir ara Edward Said’in oryantalizmini de yorumlamaya çalışmıştı... Edward Said, Filistinli bir devrimci olarak bir model olamaz tutuculukta her defasında içinde bulunduğu ideolojik çerçeveye göre yönlenen, daha çok da telkinleri yerine getirdiği kanısı yaratan HY için. Kanımca HY’nin “misyonu”, kendisinin bir şair olmasından daha fazla, bu topraklarda yaşayan topluma “yön vermek isteyen” doğulu, geleneksel bir “düşünce adamı” olmaya doğru evrimleştiğini, cemaatin veya cemaatlerin düşünürü olduğunu kanıtlama, topluma kabul ettirme çabası olmalıdır. HY benim bu söylediğimi bağlılık “angagé olma” değil de “sempati duyma” biçiminde açıklıyor.

Hilmi Yavuz, belki de “sivil” değil, “ılımlı İslam toplumu”nun “kültür adamı” olmak istiyordur. Kimbilir… Tarihte böyle resmi “düşünür” örnekleri yok değil. Onun yıllar içinde Marksizm’den tutuculuğa doğru seyahati popülerlik endişesi ile ilgili de olabilir. Çünkü ülkemizde tutucu şairler, düşünce adamları ölümden sonra daha garantili biçimde kalıcı oluyorlar. HY Marksist yöntemi gerektiğinde dinci ve tutucu çözümlemeler için çok iyi kullanıyor ve bunu yapan başka bir yazar, şair ve kültür adamı yok sağcı tutucu kesimde. Rekabet gücü bundan kaynaklanabilir onun. Antipatik, alçakgönüllü gibi ama aslında kibirliymiş izlenimi de veren HY, mevcut çizgisiyle tüm çabasına karşın belli çevreler dışında toplumumuzun geneline yönelik bir düşünsel çekim gücü yaratmış görünmemektedir. Çünkü, imajının aksine yeni ve farklı, özgün hemen hiçbir şey üretememiştir. Örneğin: Felsefe Yazıları’nda yerel ya da evrensel olarak alıntılanacak, dipnot verilebilecek hemen hiçbir özgün düşünce ve yorumu yoktur onun. Çevresinin kültürel ve çözümleme bakımından sığlığı onu ister istemez öne çıkartmaktadır. Kral çıplak diyenlere sözlerim…

HY’yi kütle çekim gücünün toprağa yönelik etkisinden kurtaran, her şeye karşın havada tutarak imajını parlatan güç ne olabilir acaba? Hilmi Yavuz’un ne yerel ne de evrensel düzeyde yazdıklarının, söylediklerinin bilimsel, akademik bir değeri olduğu da söylenemez. Nedense “sol”dan “sağ”a doğru devinen, işe “solcu” şair olarak başlayıp da yaşlandıkça “düşünce adamı” olmaya yönelen örnekler çok kültür yaşamımızda: Attila İlhan, İsmet Özel vb. “Aydın” olarak nitelendirilen yazar ve şairlerimiz otoların kilometre göstergesi örneği kimi çevreler tarafından gaz verildikçe soldan sağa doğru hareketleniyorlar ya da dönüşüm geçiriyorlar. Bu bağlamda olacak, Hilmi Yavuz da geleneksel tutucu İslamcı /ümmetçi versiyonlara uygun, birtakım çevrelerin hoşuna giden ”popülist ve gelenekçi” yorumlar üreterek yararlı ve kalıcı olmaya çalışmaktadır. O görevini iyi yaptıkça tutucu kesimler de imajını parlattıkça parlatmaktadır. Doğrusu, sağcı, tutucu kesimin bu bakımdan değer bilir olduğu kesindir. N.F.Kısakürek’e kıyasla pek de yetkin bir şair olmayan ama tutucu kesimlerin dindar diye her fırsatta imajını parlatma yarışına girdiği Cahit Zarifoğlu’nu unutturmama çalışmaları HY’ye de cazip gelmiş olabilir. Ne de olsa böyle önemli bir örnek var ortada. Ölmeden önce kendisini destekleyenlerle birlikte Türkiye kültüründeki kalıcılığını pekiştirebilirse kendini mutlu addedeceğini sanıyorum HY’nin. Cenazemi Fatih Camiinden kaldırın diye de vasiyet etti üstelik. Bana göre popülist bir girişimdi bu da.

Aslında Hilmi Yavuz kadar kendisinin düşmanı, imajını olumsuz etkileyen çok az yazar vardır. Birikimine inananlarda hayal kırıklığı yaratan, kişisel zayıflıklar, duygusallıklar düşündüren yazılar yazar edebiyat ve kültür alanında sivrilmiş kişiler hakkında beklenmedik biçimde. Amacı zaman zaman ortaya çıkan ayrık otlarını kopartmak, kendine göre yükseldiğini düşündüğü sesleri bastırmak ve bu arada da ne kadar etkin olduğunu cümle âleme göstermektir. Telkinler doğrultusunda mı kendiliğinden mi böyle bir tavır içine giriyor arasıra bilemiyoruz tabii. Aşağıda biraz daha genişçe değineceğim Neo-Koloniyal romancı V.I:Naipaul üzerine bir zaman yazdığı yazıları örneğin… Hilmi Yavuz’un, kalıcı olabileceğini düşündüren-Doğu Şiirleri, Bedrettin Üzerine Şiirler’de yer alan şiirlerinden başka- hiçbir özgün ve farklı çalışmasının, iddia edildiği gibi özgün düşünsel yorumlarının bulunduğu söylenemez. Şimdi İslam estetiğine uygun şiirler yayımlamasını bekliyorum onun. Kimi zaman kitaplardan okuduklarını yorumlarına katıyor, anekdotlar veriyor yazılarında... Bir de rahmetli, adı her geçtiğinde “Şeyh-ül Muharririn” olarak nitelendirilen Burhan Felek biçeminde, yaşlı insanlardan, bilmediğimiz bilge, çelebi, dervişane, tasavvuf ehli adlardan, yerlerden söz ediyor yazılarında. Bu anlamda tipik bir “bon pour l’orient” şair-yazar olabilir Hilmi Yavuz. Ne dersiniz?

İlginçtir; Hilmi Yavuz’un akademisyenlerden oluşan yakın çevresi de sorgulamaksızın sürekli olarak onun imajını parlatma etkinliklerine katılıyorlar. Tabii böyle olunca da sanki yerli bir Valéry’miz varmış da haberimiz yokmuş gibi oluyor. Bunun görüngesel açıdan katılımcılarına uzun vadeli maddi-manevi kariyer yararları sağladığı düşüncesindeyim. Bilkent Üniversitesi’ne bir heykeli dikilmeli, en azından yaşarken bir büstü konulmalı Hilmi Yavuz’un, onu daha fazla gönendirmek, egosu okşanmak ve unutulmaması sağlanmak isteniyorsa. T.S.Halman ne der acaba böyle bir öneriye… Bir de, Harvard Üniversitesi geçenlerde Orhan Pamuk’a profesörlük ünvanı verdi… Bursa/Osmangazi Belediyesi Mayıs -2012 ayında düzenlediği bir makale yarışmasının duyurusuna jüri üyesi olarak “Prof.Dr.” akademik ünvanı yazmıştı HY’nin adının başına. HY’nin sessiz sedasız” Prof.Dr”. olduğunu bilmemek büyük bir eksiklik benim için. Yazdığı kitaplar ve şiirler tez kabul edilip birden bire “Prof.Dr.” yapılmış olabilir HY. Böyle bir akademik ünvanı olduğu doğru mu acaba HY’nin? Ama bu toplumda her şey olabiliyor şaşırmamak gerek. Hem sonra kimlere “Prof.Dr” ünvanı veriliyor Hilmi Yavuz’a verilmiş çok mu?

Yukarıda da değindim: Hilmi Yavuz’un, Kasım-2010 ayında İstanbul’da yapılan Avrupa Yazarlar Parlamentosu’na onur konuğu olarak bir konuşma yapmak üzere davet edilen, romanlarını okumadığı, dünyadaki işlevini pek iyi değerlendiremediği gereksiz ve abartılı V.S.Naipaul karşıtlığından sonraki yıllarda imajının parlatılmasına, kamu diplomasisi(PR) etkinliklerine daha çok ihtiyacı olduğunu düşünmüştüm. Aslında Naipaul konusu da kendi imajını parlatmak için böyle bir çıkış yapmış olduğu izlenimi yaratmıştır. Kim bilir belki yine telkinlerle, yönlendirmeyle, görevle yapmış da olabilir bunu. Bağlantılı olmayan bir yazar kendi hesabına böylesi çıkışlarda bulunabilir mi, etki yaratabilir mi? Hiç sanmıyorum.

Hilmi Yavuz’a yönelik zaman zaman su yüzüne çıkartılan garip akademik ilginin de öteden beri anlamsız ve gereksiz olduğunu düşünmüşümdür hep. Talat S.Halman örneğin, bitmez tükenmez bir gayretle-sanki Hilmi Yavuz’un PR danışmanıymış gibi- onun eşsiz bir insan olduğunu topluma, akademik çevrelere kanıtlama çabasındadır. Bu bağlamda başka akademisyenleri de ikna ederek kendine ortak edip durur. Onlar da bilinçli olarak ya da tam anlamıyla farkında olmaksızın bu işte bir hikmet olduğunu düşünüp birlikte hareket ederler Halman’la. Pir Sultan’ın dediği gibi “Şu dünyada bir baş olamadık…”

Hilmi Yavuz’un entelektüelliği derinlemesine sorgulanmalıdır kanımca. Akademik eğitimi nedir mesela Hilmi Yavuz’un? Tam olarak araştırılmış mıdır? Ciddi bir eğitim almış mıdır? Sorgulanmayan donanımı başkalarına kıyasla daha fazla kitap okumaktan mı kaynaklanmaktadır? Talat Sait Halman neden Hilmi Yavuz’a Bilkent’te öğretici statüsü vermiştir? Neden taşradaki üniversiteler onun adına zaman zaman sempozyumlar düzenlemekte gayretlidir? Bu olguların geri planındaki organize, kişiyi toplum nezdinde öne çıkarma ve imaj parlatma çalışmalarının nedeni, destekleri nelerdir? Sorular, sorular… Oysa, HY’nin yazdıklarının(felsefe, edebiyat vb.) dünyanın belli başlı akademik dergilerinde dikkate değer bulunup yayımlandığına, kendisinin önde gelen batı üniversitelerinde konferanslara davet edildiğine, kitaplarının yabancı dillere çevrilip, aranan, sık sık dipnot verilen yapıtlar olduğuna dair herhangi bir bilgi yok araştırdığım kadarıyla. Laurent Mignon Oxford’a giderken HY’ye böyle bir talep olmuyor örneğin. O halde bu abartma çalışmaları neden yapılıyor? Neyin uzmanı Hilmi Yavuz bir şair ve yazar olmanın ötesinde akademik anlamda? Örneğin: Bir şiirbilim kürsüsü kurmuş mudur Bilkent Üniversitesi’nde? Bu kadar şiir yazmasına karşın özgün bir poetika kitabı var mıdır onun?

İyi bir Müslüman olduğu, namaz kıldığı, Tanrı’ya inandığından ciddi ölçüde kuşkuluyum, Hilmi Yavuz’un. Derununda Marksist kalmaya devam ediyor olmalı… Ama şimdilerde İslâmcılık Marksçı görüşler ve çözümleme yöntemleriyle geniş ölçüde birarada yorumlanıyor. Hilmi Yavuz’un kimi çevrelerin işine yarayan yazıların yazarı olarak uzmanlaştığını da akla getirebiliriz. Zira böylesi bir çizgi, onun gündemde kalmasını sağlıyor. Bir ara edebiyat dünyasında da hedef aldıkları vardı: Enis Batur’a eleştiriler yöneltti, Hasan Bülent Kahraman’ın örnekler vererek cahilce yazılar yazdığını ileriye sürdü. Nobel ödülü alanları hiç sevmediğini göstermeye çalıştı. Naipaul’un yanı sıra Orhan Pamuk’u da örneğin... Orhan Pamuk’u milliyetçilikten mi kıskançlığından mı sevmiyor bilemiyoruz. Tam olarak netleşmedi bu. Hilmi Yavuz neden bunları yapıyor, genel ölçütler dahilinde dünya çapında ünlenmiş, başarılı yazarları hedef alıyor? Bana göre kesinlikle kamu oyunda onlar gibi ses getirecek ağırlıklı bir yazınsal noktaya/düzeye erişememenin sıkıntısını çekiyor. Öteden beri Türkiye’deki tanınmış yazarlara, şairlere eleştiriler yöneltir ve onların cahil olduğunu, bu arada da kendisinin ne kadar bilgili olduğunu el altından göstermeye çalışır HY. Kendisine sempati duyan, müridi olan şairleri göklere çıkarır. Bu tavırlarıyla özünde kıskançlık, şişkin ego gibi marazi özelliklere sahip bir kişi olarak görünüyor Hilmi Yavuz. Yanılıyor muyum acaba?

Ankara TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde 20 Nisan 2011 günü düzenlenen bir etkinlikle Hilmi Yavuz’un 75. doğum günü kutlanmıştı. Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi Haber Bülteni “Kanat” ın 8.sayfasında yer alan Ç.Y.Akbulut imzalı bir sütunluk yazıda bu etkinlikten söz edilmiştir. Yazıda anlatıldığına göre: TOBB ETÜ Rektör Yardımcısı söz konusu etkinliği açış konuşmasında: “ Dil ustası olarak nitelendirdiği Hilmi Yavuz’un bir daha gündeme gelmesinin zor olduğu ileri sürülen klasik şiir kültürü geleneğini yeniden ürettiğini(!) “ söylemiştir. Talat S. Halman ise, “Hilmi Yavuz’un dâhi ve yaşayan en büyük şairlerden biri” olduğu kanısındadır. Hilmi Yavuz da yaptığı konuşmada: “Hiçbir grubun, topluluğun mensubu olmadım. Sempatilerim olmuştur ama mensubu olmadım.” demiştir.Akademik ünvanlı konuşmacıların “dil ustalığı” saptaması dışındaki görüşleri ile Hilmi Yavuz’un kendisi hakkında söylediklerinin tartışma götürür ve abartılı yaklaşımlar olduğu açıktır. Öte yandan 25 Kasım 2011 günü de Çanakkale Onsekiz Mart Ümiversitesi’nde düzenlenen bir törenle Hilmi Yavuz’a onursal doktora ünvanı verilmiştir. Üniversite rektörü Prof.Dr.Sedat Laçiner, konuşmasında “Türk edebiyatı ve entelektüel hayatına pek çok katkıda bulunduğu” için Hilmi Yavuz’un seçildiğini belirtmiştir. Bu açıklama hiç olmazsa daha alçakgönüllüce sayılabilecek bir açıklamadır.

Zaman Gazetesi’nde köşe yazısı yazan, Ece Ayhan gibi bir şairi hem de ölümünden sonra gelenek ve hoşgörüden uzak bir biçimde “ahlâksızlıkla” nitelendirerek yadsıyan, sürekli Müslüman ümmetinin yanındaymış görünümü veren bir yazar ya da şair bana göre sempatinin ötesinde basbayağı “bağlı” biri olsa gerektir. Ayrıca, üyesi olduğu ödül jürisinde oğlu Ali Hikmet’e olumlu oy kullanarak nesnelliği konusunda kuşku yaratmıştır. Sonuçta Ali Hikmet’in şiir kitabı birincilik ödülünü almıştı. HY’nin nesnellik bakımından hiçbir ödül jürisinde yer almaması gerektiğini düşünüyorum.

Eğitim açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm başka bir konu da şudur: Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerin neden her yazdıklarında Hilmi Yavuz’un müritleriymişçesine ona övgüler de içeren göndermeler yaptıkları düşündürücü bir olgudur. Bilimsel kuşku çok önemlidir ve özellikle yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerin, öğretim görevlilerinin hoşuna gitmek, “köprüyü geçmek” amacıyla mevcut akademik erk ortamının baskısına göre yönlenerek onun bunun imajını olmadığı biçimde parlatmak yerine sadece gerçeklerin araştırılmasına her şeyden fazla önem vermeleri gerekir. Bilimsel kuşku ve gerçeğin peşinde koşmak bu öğrenciler için akademik ünvan ve diploma elde etmekten daha önemli olmalıdır. Hilmi Yavuz’un imajının parlatılması gayretleri enerji savurganlığından başka bir şey değil bana göre. Böylesi verimsiz çalışmalardan vazgeçmek gerekir. Bu tarz yararsız imaj parlatmaları bana Ezop(Aisophos)’un kimi masallarını hatırlatıyor ve gülümsüyorum. Edebiyatımızda kısır döngüsel işler çıkartan, uluslararası yazınsal bir değeri olmayan iki demode yazar var kanımca, biri Selim İleri, diğeri de Hilmi Yavuz… Kimi çevrelerin Hilmi Yavuz’dan İslâm âlemi için ikinci bir Muhammed İkbâl çıkartma özlemi olabilir. Bu biraz abartılı oldu galiba.


Abdullah Şevki

Temmuz-2012, Ankara

*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder