7 Temmuz 2015 Salı

Hilmi Yavuz ile ilgili etkinlik haberleri

Sahih bir şairin 60 yılı
Şairliğinin 60.Yılında Hilmi Yavuz Sempozyumu
Türkiye’nin önemli edebiyatçıların biri olan ve 76 yıllık yaşamına 60’a yakın eser sığdıran Hilmi Yavuz,  Şairliğinin 60. Yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Medeniyet ve Kültür Araştırmaları  Merkezi işbirliğiyle organize edilen bir sempozyumla ele alınıyor.




SEMPOZYUM SUNUM BİLDİRGESİ

76 yıllık bir ömür. Bir şair ve yazar olarak sadece edebiyatımızın değil, entelektüel kimliğiyle de Türk düşünce hayatının ustası, müstesna bir kalem… Gelenek ile modern’i âdetâ sırmalı bir çiğdemde birleştirerek gelecek kuşaklara sunan bir usta… Necatigil’in dizesiyle ‘Asfalt ovalarda yürüyen abdal’… Dolu dolu yetmiş altı yılı geride bırakan Hilmi Yavuz Cahit Külebi’nin deyişiyle ölümsüzlüğü de sırtlamış gidiyor…

Kelâma can vererek bu kubbede daha şimdiden hoş bir sadâ bırakmış Hilmi Yavuz ustayı, ‘bâkî kalacak sâhife-i âlemde adınız’ diyerek selâmlamak ve kendisine bizim kalbimizi yeniden yazdığı için şükranlarımızı sunmak için bir fırsat Hilmi Yavuz Sempozyumu.

Bu sempozyumla, sadece çağdaş Türk şiirinin değil Türk düşünce hayatının da yaşayan en müstesna isimlerinden biri olarak kabul edilen Hilmi Yavuz’un eserinin anlaşılmasına katkı sağlamak ve bu manada yeni kapılar aralamak en temel amaçtır.

Kendisinden önceki şiirsel birikimden de yararlanıp özgün bir şiir tarzı geliştiren ve kendisinden sonraki şairler üzerinde derin tesirler bırakan Hilmi Yavuz’un ilk şiirini yayımlamasının ardından 60 yıl geçmiş olması, sempozyumun bağlamını belirlemektedir.

Hilmi Yavuz’un başta şiirleri olmak üzere “sahih şiir” tezi,  özgün poetik görüşleri, açtığı yol bakımından Türk şiirine kazandırdıkları; yerel bir felsefe arayışına girmesi, savunduğu İslâm estetik medeniyeti tezi, İslâm medeniyeti üzerine ileri sürdüğü özgün bakış açısı; Türkiye’de ilk postmodern anlatıları kaleme alması; gazetede yazdığı yazılarla yazar-muharrir geleneğini devam ettirişi ve güncel meseleler üzerine düşünerek verimli tartışma ortamları yaratması; hoca olarak birçok alanda başarılı olmuş öğrenciler yetiştirmesi, onun farklı açılardan değerlendirilebilecek bir kültür adamı olduğunun en açık ispatıdır.

Bu proje ile çok yönlü bir kültür adamı olarak Hilmi Yavuz farklı açılardan tartışılacak ve anlaşılmaya çalışılacaktır.

http://www.ciftlikdergisi.com.tr/sairliginin-60-yilinda-hilmi-yavuz-sempozyumu.html

Sahih bir şairin 60 yılı
‘Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz’ sempozyumunda, sadece Hilmi Yavuz’un şiiri değil; hocalığı, mizahı, gazeteciliği, denemeciliği, düşünce yazıları da konuşuldu. Tarihten edebiyata, felsefeden sanat tarihine kadar farklı disiplinlerdeki akademisyenlerin yanı sıra sempozyuma katılan siyasetçi ve sanatçılar da Hilmi Yavuz’un çok yönlü kişiliğine işaret ediyordu.
Belki başka bir şair söz konusu olsaydı, ‘Şairliğinin 60. Yılında…’ başlıklı bir sempozyumun sadece şiir etrafında geçmesi beklenebilirdi. Fakat başlığın devamına Hilmi Yavuz yazılınca deneme, düşünce, mizah, felsefe, öğretmenlik (hocalık), gazetecilik, çevirmenlik, İslâm medeniyeti, estetik gibi pek çok alan devreye giriyor.


‘Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz’ sempozyumunun katılımcılarını ayrı tutarsak, dün, vakit ayırıp Sirkeci’deki Legacy Ottoman Otel’e yolunu düşüren isimler sıralandığında Hilmi Yavuz’un çok yönlü kişiliği ortaya çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, İlber Ortaylı, Abdullah Uçman, Kenan Gürsoy, Beşir Ayvazoğlu, Ömer Erdem, Mehmet Aslantuğ, Nejat Birecik; onlarca lise, üniversite, yüksek lisans ve doktora öğrencisi, akademisyen…
Hilmi Yavuz’un, ‘Geçmişin şimdileşmesidir şiir’ sözü, dün teyit edildi. Hilmi Yavuz’la asker arkadaşı olduğunu söyleyen Ertuğrul Günay da, şairin Doğu ile Batıyı birleştiren düşünce dünyasına dikkat çeken Hüseyin Çelik de, onun kendi kuşağındaki müstesna yerini teslim eden İlber Ortaylı da geçmişten alıp bugüne taşıyarak anlattı Hilmi Yavuz’u. Hastalığından dolayı sempozyuma katılamayan Halil İnalcık dahi, kısacık mesajında, yıllar evvelki sohbetlerinde neşet eden bir rubaiyle ‘yâr-ı sâdık’ına selam gönderdi.
Çağatay Karaçizmeli’nin yönettiği ‘Ben, Bizzat’ adlı kısa belgesel, sempozyum öncesi Hilmi Yavuz’un kendini takdimi gibiydi: “Ben şairim: Bir yeraltıyım ben / acıyım / kazıdıkça / ve derine indikçe”. 1952’de Kabataş Erkek Lisesi öğrencilerinin çıkardığı ‘Dönüm’ dergisinde yayımlanan ilk şiiri ‘Sabahların Türküsü’nün üzerinden geçen 60 yıldan sonra Hilmi Yavuz, muzip gülümsemesiyle bir anekdot nakletti: “Hayatımda iki şeyi iyi yaptım; şairlik ve öğretmenlik. Böyle deyince, ‘Biraz mütevazı ol, bırak onu başkaları söylesin’ diyor. Fakat o kadar şeyi kötü yaptım ki, Allah rızası için, bırakın da bir şeyi iyi yaptığımı söyleyeyim!”
Volkan Severcan’ın sunduğu açılış bölümünde, Hilmi Hoca’nın âdeta gören gözü olan, sekreteri Sakine Korkmaz’ın takdimi dikkate değerdi. Programı düzenleyen Medeniyet ve Kültür Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhat Buhari Baytekin’in sevinci ise gözlerinden okunuyordu. Bütün o açılış ve plaket konuşmalarının ardından ‘içten ve dağınık’ kısa konuşmasında Hilmi Yavuz, katılan herkese teşekkür ettikten sonra hocası Behçet Necatigil’i andı. ‘Hüznün şairi’, “Mizahı severim, insanları eğlendirmekten hoşlanırım.” diyerek hayatını bir cümleyle özetledi: “Hem hüzünlendim hem güldüm.”
Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Serdar Bedii Omay’ın başkanlığını yaptığı ilk oturum, Prof. Erdoğan Erbay’ın sunumuyla başladı. Erbay, ‘Yara Şiirleri’nden hareketle Hilmi Yavuz’un masivadan maveraya yolculuğunu özetledi. Prof. Şaban Sağlık, Hilmi Yavuz şiirinin söylem yelpazesini örnekleriyle ele aldı. Yrd. Doç. Bahtiyar Arslan’ın sunumu ise ufak çaplı bir tartışmaya kapı araladı. ‘Hilmi Yavuz Şiirinde Hilmi Yavuz’ başlıklı tebliğinde Arslan, şairin çoklu kimliğine dikkatleri çekerken, Yavuz için, ‘narsist’ tespitinde bulundu. Oturum başkanı Omay ile nükteli bir atışmaya da yol açan Arslan’ın sunumundan sonra Yrd. Doç. Mustafa Zeki Çıraklı, ‘teknik’ bir tebliğ sundu. İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Çıraklı, ‘Duyuş’tan Deyiş’e: T.S. Eliot, Hilmi Yavuz ve Modernizm’ başlıklı sunumunda, şiiri bir dil problemi olarak gören ve buna göre ‘kuran’ Eliot ile Hilmi Yavuz’un şiirleri arasında nesnel bağlılaşımları örnekleriyle ele aldı. Âdeta bir şiir atölyesi şeklinde geçen Çıraklı’nın sunumu, Bahtiyar Arslan’ın ‘narsist’ göndermeli okumalarıyla birlikte  ikinci oturuma kadar üzerine en çok konuşulan tebliğler olarak kayda geçti.
‘Doğu Şiirleri şairinin “Çok uzun anlatmak gerekti / ve biz, sadece ima ile geçtik” dizesini ödünç alarak belirtmek gerekir ki; birbirinden değerli sunumu ve dolayısıyla pek çok tespiti ima ile geçmek durumundayız. ‘Hilmi Yavuz’un Denemeciliği ve Anlatı Yazarlığı’ başlıklı ikinci oturum, Doğan Hızlan’ın başkanlığında Yavuz Demir, Mukadder Erkan, Abdülhalim Aydın ve Nilüfer Kuyaş’ın sunumuyla gerçekleşti. Kenan Gürsoy’un başkanlığındaki üçüncü oturumda, ‘Batı ve Doğu Düşüncesi Kavşağında Hilmi Yavuz ve İslam Medeniyeti Düşüncesi’ başlığı etrafında Süleyman Hayri Bolay, Burhanettin Tatar, Ali Utku ve Zeynep Gemuhluoğlu tebliğlerini sundu. ‘Bir Hoca Olarak Hilmi Yavuz’ başlıklı son oturumda ise Gürol Irzık, Dilek Cindoğlu, Derviş Zaim ve Ezel Akay, Hilmi Yavuz’un ‘iyi yaptığı’ iki şeyden biri olan hocalığını anlattı.
İSTANBUL, 9 Aralık 2012

http://www.zaman.com.tr/kultur_sahih-bir-sairin-60-yili_2026388.html


Adına Sempozyum Düzenlenen Hilmi Yavuz: Yaptıklarımın Mürüvvetini Gördüm

Yavuz ile asker arkadaşı olduklarını anlatan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da, "Çocuklar gibi askerlik çağındaki gençler de acımasızdır. Biraz da zorla askere getirilmiş olan ağabeylerini dede, baba diye nitelerler. Babalar dedeler sırası vardır. Ben Hilmi Yavuz'u o sıralarda tanıdım. Okulu bitirir bitirmez aradan çıksın diye askere gitmiştim. O biraz da zorla, kerhen, gönülsüz gelmiş gibiydi. Aramızda 10 yaştan fazla fark var. Akşam saatlerinde boş alanlar bulduğumuzda arkadaşlarımızla birlikte söyleşilerde araya şiirler de katarak ilgiyle dinlediğimiz bir ağabeyimiz oldu. 70'li yılların başıydı. Bizim bu dostluğumuz 12 Mart ile darma dağın oldu, herkes bir tarafa savruldu." dedi.

70'li yılların sonunda Yavuz'un bir şiirinin kendisini çok etkilediğini dile getiren Günay, askerlik arkadaşını 40 yıldır tanıdığını ve hep takip ettiğini söyledi.

Toplantıya katılanlara ve hakkında güzel sözler dile getirenlere şükranlarını sunan Yavuz, program başlamadan önce basın mensuplarının sorusu üzerine, "Çok mutluyum. Benim için çok önemli bu etkinlik. Bizim toplumumuz biraz ölü seven bir toplum. Bu yüzden genellikle insanlar öldükten sonra değerlendiriliyorlar. Bu bakımdan kendimi bahtiyar addediyorum. Hayattayken, eski deyimle yaptıklarımın mürüvvetini görüyorum. Çok güzel." diye konuştu.

http://www.haberler.com/adina-sempozyum-duzenlenen-hilmi-yavuz-4154758-haberi/




Gazali kadar önemli
HİLMİ Yavuz'un hayatını anlatan bir belgeselle başlayan sempozyumda açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, Hilmi Yavuz'un Gazali kadar önemli bir isim olduğunu söyledi. Hilmi Yavuz'un felsefeyi sadece Viyana olarak ele almadığını doğunun büyük düşünürlerini de bildiğini dile getiren İlber Ortaylı, 'Hilmi Yavuz'un şiir dili divan edebiyatının dilidir. Hilmi Yavuz'un Türk şiiri Behçet Necatigil, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal'dir. Bizim için çok uyarıcı ve ilginç şiirinin uzun yıllar devam etmesini diliyordum' dedi.


Yavuz, ismiyle müsemma bir insandır


HİLMİ Yavuz şiirlerinden dinletilerin de gerçekleştirildiği sempozyumda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik protokol konuşması yapmak için çağrılmasına bozulduğunu belirtti. Çelik 'Hocalarımız kabul ederse ben de bir edebiyatçıyım. Ama herhalde politikacılığımız daha öne çıkıyor' dedi.


HİLMİ Yavuz'un zıtlıkları bir araya getirdiğini de vurgulayan Çelik 'İsminden başlamak üzere adeta zıtların birleştiği bir insan. Hilmi yumuşaklık, iyi huyluluk, Yavuz ise bunun zıttıdır. İsmiyle müsemma bir insandan bahsediyoruz' diye konuştu. 


İZZET-İ NEFİS SAHİBİ 


YANLIŞLAR haksızlıklar karşısında durmasıyla izzet-i nefis sahibi olan değerli birisinden bahsediyoruz diyen Çelik, Hilmi Yavuz'un eskiyle yeniyi bir araya getirdiğini söyledi. Program başlamadan Hilmi Yavuz'a takıldığını belirten Çelik, 'Mazi ile gelecek arasında köprü vazifesi görüyorsunuz dedim. Bak şimdi de benimle sayın bakanın arasına oturdunuz. O şimdi bakan, ben de eski kültür bakanıydım. Ben maziyim o hal. Yine ortaya geldiniz dedim' diye konuştu.


HEM DOĞU HEM BATI


HİLMİ Yavuz'un hem doğuyu hem batıyı bildiğini söyleyen Çelik, 'Köklerimizden koparılmaya çalışılan bir toplumuz. Doğu ile batıyı bilmeden ahkam kesen aydın tipler var. Hilmi Yavuz bunun çok dışında. Bunlar Hilmi Yavuz'u Hilmi Yavuz yapan unsurlar. Ziraat Fakültesinde bir böcek konusunda uzmanlaşmanız sizi profesör yapabilir. Ama bu sizi entellektüel yapmaz' dedi.


http://www.aksam.com.tr/guncel/60-siir-yili-gecti--153143h/haber-153143




Okurunu da inşa eden bir şair

Okurunu da inşa eden bir şair

Erzurum Atatürk, Mardin Artuklu ve Ardahan üniversitelerinin ortaklaşa düzenlediği 'Hilmi Yavuz Sempozyumu'nda sekiz üniversiteden öğretim üyeleri bildiri sundu. Hilmi Yavuz'un şairliği için yapılan değerlendirmelerden biri onun çok yönlü kişiliğine de vurgu yapıyordu: "Hilmi Yavuz bir şiir inşa ederken, okurunu da inşa ediyor."


"Bu tür programlar, sempozyumlar sağken kendi mürüvvetimi görebilmem anlamına geliyor. Bu benim için büyük bahtiyarlık." Hilmi Yavuz, Erzurum'da önceki gün kendi adına düzenlenen sempozyumu bu cümlelerle değerlendirdi. Gerçekten de yakın zamana kadar kültür ve sanat adamları yaşadıkları dönemde hak ettikleri ilgiyi göremiyor; Oğuz Atay ve Tanpınar örneklerinde olduğu gibi birçok şair ve yazar ancak ölümünden yıllar sonra hatırlanıyordu. Artık bu kadir bilmezlik yerini vefaya bırakıyor. Bugün Rasim Özdenören'den Sezai Karakoç'a, Yaşar Kemal'den Selim İleri'ye yaşayan ustanın eserleri üniversitelerde okutuluyor, adlarına toplantılar düzenleniyor. Erzurum, böyle bir programa ev sahipliği yaptı. Üç üniversite (Erzurum Atatürk, Mardin Artuklu ve Ardahan), Hilmi Yavuz Sempozyumu düzenledi. Rektörler Prof. Dr. Hikmet Koçak, Prof. Dr. Serdar Bedii Omay ve Prof. Dr. Ramazan Korkmaz'ın da katıldığı sempozyumda sekiz üniversiteden öğretim üyeleri bildiri sundu.

“HİLMİ YAVUZ  VE SANATI”  ELE ALINDI

AKADEMİSYENLERİN GÖZÜYLE...

Hilmi Yavuz bir şair, bir düzyazı ustası, felsefeci, üniversite hocası, yerli bir aydın, entelektüel... Sempozyumda sunulan bildiriler de onun bu çok yönlü kişiliğine uygun başlıklar taşıyordu. Başkanlığını Doç. Dr. Mukadder Erkan'ın yaptığı ilk oturumda Prof. Dr. Şaban Sağlık, "Bir şiir vardır şiirden içeru: Hilmi Yavuz ve 'Temellük etme' kavramı"; Doç. Dr. Alaattin Karaca "Hilmi Yavuz'un poetikasında ve şiirinde Yahya Kemal"; Yrd. Doç. Dr. Alphan Akgül "Bir eleştirmen, iki kuramcı: Hilmi Yavuz, Erwin Panofsky, Michael Riffaterre" ve Dr. Hayrettin Orhanoğlu "Hilmi Yavuz şiirinde imge problemi" başlıklı bildiriler sundu. Şaban Sağlık'ın "Hilmi Yavuz, şiirlerinde kendi medeniyetinin sembollerini güncelleyen şairdir. Şiirlerinde geleneği tekrarlayıp çoğaltmaz, onu yeniden üretir." ifadeleri hatırda kalan cümlelerdi.

“HİLMİ YAVUZ  VE SANATI”  ELE ALINDI

Başkanlığını Prof. Dr. Yurdagül Mehmedoğlu'nun yaptığı öğleden sonraki oturumda Hilmi Yavuz felsefeci kimliğiyle tartışıldı. Prof. Dr. Burhanettin Tatar, "Hilmi Yavuz felsefesinde İslam düşüncesinin sürekliliği sorunu"; Prof. Dr. Hakan Poyraz "Hilmi Yavuz: Şair ve mütefekkir"; Doç. Dr. Vefa Taşdelen "Bir inşa biçimi olarak şiir: Rainer Maria Rilke ve Hilmi Yavuz örneği", Yrd. Doç. Dr. Ali Utku "Rıza Tevfik'in Nakşî-i Akkirmânî ve Hilmi Yavuz'un Şeyh Galip okumaları üzerinden kültürümüzde şiir-felsefe ilişkisi üzerine bir sorunlaştırma" konulu bildirilerini sundu. Hakan Poyraz, "Hilmi Yavuz, bizim ve pek çok hocamızın yetişmesine katkıda bulunmuştur." diyerek Yavuz'un hocalığına dikkat çekti.

“HİLMİ YAVUZ  VE SANATI”  ELE ALINDI

Son oturum Prof. Dr. Mehmet Törenek başkanlığında yapıldı. Doç. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu "Hilmi Yavuz şiirinde beden ve bilinç gerilimi"; Yrd. Doç. Dr. Dursun Ali Tökel "Batarak kendisini yenileyen Doğu'nun şairi: Temerküz-Temellük ve Tezemmül'de Hilmi Yavuz Yazarı/Okuru"; Yrd. Doç. Dr. Fatih Kanter "Doğu'yu içeriden okumak: Doğu şiirleri üzerine" konulu sunum yaptılar. Sempozyumun en ilgi gören bildirisinde Dursun Ali Tökel, Hilmi Yavuz okuru olmanın zorluklarından bahsetti. İdeal bir Hilmi Yavuz okuru olmanın hem Mevlânâ'yı hem Lorca'yı bilmekle mümkün olacağını söyleyen Tökel, "Hilmi Yavuz bir şiir inşa ederken, okurunu da inşa ediyor." dedi.

“HİLMİ YAVUZ  VE SANATI”  ELE ALINDI

Sempozyumun değerlendirme oturumunu ise Prof. Dr. Yılmaz Özbek ile Doç. Dr. Sebahattin Çevikbaş yaptı. Çevikbaş'ın konuşmasında kullandığı Prof. Dr. Serdar Bedii Omay'ın şu cümlesi sempozyumun özeti gibiydi: Hilmi Yavuz illa ve evvela şair'dir... Sempozyum, Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Erdoğan Erbay'ın ve Hilmi Yavuz'un teşekkür konuşmasıyla son buldu. 
'Benim için bahtiyarlık vesilesi'

"Böyle bir sempozyum benim için bireysel olarak büyük bir bahtiyarlık vesilesi. Benim bir edebiyatçı, kendime göre fikir adamı olarak yazdıklarım, karşılığını buluyorsa bu beni elbette mutlu edecektir. Yaptığım işin karşılığını görüyorum, demek ki değer veriliyor, demek ki yazdıklarım üzerinde insanlar düşünüyorlar, önemli buluyorlar. Bu mühim. Türk edebiyatı bakımından ise yaşayan bir yazara itibar gösterilmesi –sadece bana değil, başka birtakım yazarlara da aynı biçimde ilgi gösterilmesi- ki bu da beni ayrıca bahtiyar kılıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, 40 yıl yazı yazmış ama önem verilmemiş. Kırk yıl boyunca hakkında 50 yazı yazılmış. Sadece 2001 yılında Tanpınar hakkında yazılan yazıların sayısı 200 civarında. Bu böyle olmamalı. Bunun değiştiğini görüyoruz."
MURAT TOKAY, 22 Mayıs 2011, Pazar

http://www.zaman.com.tr/cuma_okurunu-da-insa-eden-bir-sair_1137212.html


Fatih'te Hilmi Yavuz'a 75. yaş kutlaması


Fatih Üniversitesi'nde Hilmi Yavuz'a 75. yaş kutlaması

Büyüklere Vefa Programı I: 


75. Yılında 'Gül’ün Ustası' Hilmi Yavuz’a Vefa Programı

Günümüz edebiyatının önemli şair ve yazarı Hilmi Yavuz’un 75. Yaş günü dolayısıyla bölümümüz tarafından organize edilen programa başta Hilmi Yavuz’un kendisi, oğlu, asistanı, öğrencileri ve şairin eserleri hakkında çalışma yapan pek çok değerli isim katıldı. Programda bölümümüz öğrencileri şairin şiirlerinden kesitler sunarken, değerli musiki sanatçıları tarafından Hilmi Yavuz’un sevdiği parçalar seslendirildi. Günün sonunda katılımcılara plaket takdiminin ardından Hilmi Yavuz’un doğum günü pastası öğrencilerimizle birlikte kesildi.

"Yaş yetmiş beş yolun neresi eder?" diye soran usta yazar Hilmi Yavuz için Fatih Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri Bölümü Diyalog Avrasya Kulübü 75. yaşında 'Gülün Ustası Hilmi Yavuz' adlı bir etkinlik düzenledi.

Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan'ın açılış konuşmasından sonra Prof. Dr. Cevdet Nergis, Doç. Dr. Yusuf Çetindağ ve Yrd. Doç. Betül Coşkun, Hilmi Yavuz hakkında değerlendirmelerde bulundu. Daha sonra Prof. Dr. Adnan Aslan duruş, özgünlük, birikim ve şair-düşünür başlıkları altında Hilmi Yavuz'u anlattı ve şairin bir tarafıyla Wittgenstein, Heidegger, Spinoza; bir tarafıyla da İbni Haldun, Farabi olduğunu söyledi.

Beşir Ayvazoğlu ise, "Hilmi Yavuz, içinde bulunduğu aydınlar grubundan farklı olarak Doğu'yu ve Batı'yı bilen bir entelektüel. İki dünya arasında köprü vazifesi görüyor, Türk sanatında, düşüncesinde önemli bir konumu var." dedi.

Ali Çolak 'Yazarın eseri hayatına dahil midir?' sorusundan yola çıkarak Hilmi Yavuz'un düzyazılarına yansıyan mizacına değindi. Şair Vural Bahadır Bayrıl, bir şair olarak Hilmi Yavuz'dan neler öğrendiğini maddeler halinde saydı: "Dize yazamayan şair olamaz, şiir bir dile tasarruf etme işidir, şiir yapılan bir şeydir, gelenekten el almayan şiir sahih değildir, hem Batı'nın hem Doğu'nun şiirini mülk edinebiliriz ve şair entelektüel olmaya mecburdur." 

Dr. Bedia Koçakoğlu, Hilmi Yavuz'un "Üç Anlatı"sından yola çıkarak şairin kitabının tam manasıyla bir postmodernizm örneği olduğunu söyledi. Sakine Korkmaz ise usta şair ile tanışmasını anlattı.

Konuşmaların ardından Hilmi Yavuz'un sevdiği şarkılar söylendi. Daha sonra kürsüye gelen Yavuz, "Biz birbirini öldükten sonra seven bir milletiz. Artık bu değişiyor. Topluma bir katkısı olan insanlar artık anılıyor, yaşarken kendi mürüvvetlerini görüyorlar. Türk düşünce hayatına katkıda bulunanlara yaşarken sevgimizi göstermek çok önemli." dedi. 

Daha sonra Hilmi Yavuz'a oğlu Ömer Yavuz, Dr. Faruk Tuncer ve Doç. Dr. Yusuf Çetindağ tarafından onur plaketi takdim edildi ve öğrencilerle birlikte usta şair için 75. yaş pastası kesildi.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
11/05/2011
http://musaigrek.blogspot.com.tr/2011/05/fatih-universitesinde-hilmi-yavuza-75.html





Hilmi Yavuz'un 75. yaşı kutlandı

20 Nisan 2011
Şair, yazar, mütefekkir Hilmi Yavuz'un 75. doğum günü vesilesiyle düzenlenen 'Hilmi Yavuz'a Saygı' programı, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nde yapıldı.
Programa; TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Fuat Birkan, Bilkent Üniversitesi Öğretim Elemanı Prof. Dr. Talat Halman, üniversite yöneticileri ve öğrenciler katıldı.
Program, şairin biyografisinin okunmasıyla başladı. Ardından kürsüye çıkan ilk kültür bakanı ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Elemanı Prof. Dr. Talat Halman, Hilmi Yavuz'un iyi bir hiciv ustası ve mükemmel bir öğretmen olduğunu söyledi. Etkinlikte, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile Bilkent Üniversitesi'nden örenciler, Yavuz'un şiirlerinden seçmeler okudu.
Daha sonra kürsüye çıkan Hilmi Yavuz, "Benim hayatım küçük acılar, küçük mutluluklardan ibarettir. 75 yaş öyle kötü bir yaş değil. Genç insanlara tuhaf gelebilir ama 75'e gelindiğinde öyle olmadığı anlaşılır." dedi. "Benim dostlarım da oldu düşmanlarım da oldu." diyen yazar Hilmi Yavuz, "Türkiye'de birey olmanın yolu düşman edinmekten geçer." şeklinde konuştu.


Program sonunda, kendisi için hazırlanan pastayı kesen Yavuz'a çiçek verildi. Halen Bilkent Üniversitesi'nde öğretim elemanı olan ve Türk dili derslerine giren şair Hilmi Yavuz, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nde de seminer dersleri veriyor.
http://www.zaman.com.tr/gundem_hilmi-yavuzun-75-yasi-kutlandi_1124148.html


ic sayfa afis

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ TOPLUMSAL ARAŞTIRMALAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ TARMER SEMİNERLERİNİN SEKİZİNCİSİ OLAN “BİLMEK-OKUMAK” KONULU KONFERANSINDA YAZAR, ŞAİR, FİLOZOF HİLMİ YAVUZ’A EV SAHİPLİĞİ YAPTI.

İstanbul Aydın Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Uygulama Ve Araştırma Merkezi (İAÜ- TARMER) Müdürü Prof. Dr. Mustafa Saim YEPREM moderatörlüğünde TARMER Seminerleri- 8 Değerli Araştırmacı Yazar, Filozof, Şair Üstat Hilmi Yavuz; Bilmek – Okumak (Niçin Okumayı Sevmeyen Bir Toplum Olduk) konulu konferansta İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencileri ile bir araya geldi.

Öğrencilerin yanı sıra birçok akademisyenin de dinleyici olarak katıldığı konferansta Hilmi Yavuz konuyla ilgili olarak dört kavrama değineceğini belirterek Mektep, Okul, Talim, Terbiye konularında öğrencilerimizi bilgilendirdi. Öncelikli olarak kavram kargaşasına değinerek geçmişte Mektep olarak bilinen bugün ise okul dediğimiz eğitim kurumunu mektep ile eş anlamlı kabul edilmesinin yanlış olduğunu belirterek. Mektebin Arapça kökenli olarak yazmak anlamını okulun ise okumak kökünden gelerek çok ayrı ifadeleri temsil ettiğini vurguladı.

“MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI DEĞİL MİLLİ ÖĞRETİM BAKANLIĞI OLMALIDIR!”

Talim ve Terbiye konularına değinen Yavuz, Talim’ in kökü ilim Terbiyenin ise eğitim olduğunu belirterek geçmişte Maarif Nezareti bugün ise Milli Eğitim Bakanlığı olarak bilinen kurumun Milli Öğretim Bakanlığı olarak doğru ifadeyi karşılayabileceğini açıkladı.

“OKUMAYI SEVDİRMENİN YOLU TERBİYEDEN GEÇER!”

Bilmek ve Okumak konularını “Okumayı nasıl sevdiririz?” ve “Okuduğumuz nasıl anlarız?” soruları üzerine yoğunlaşarak aktaran Yavuz; okumayı sevdirmenin yolunun terbiyeden geçtiğini belirtti. “Çocuğun ruh ve estetik terbiyesi olmalı” diyen Yavuz, konferans boyunca estetiğin önemini vurguladı. Buradaki terbiyenin eğitim anlamında olduğunun açıklamasını yapan Hilmi Yavuz, eğitimin en çok aileden başladığı üzerinde durarak “Ben birçok terbiyeyi aile içinde edindim” diyerek samimi bir ifade kullandı.

“KENDİ ÇOCUKLARIMDA DENEY YAPTIM.”

Yazmanın okumaya göre önceliği olduğunu aktaran Hilmi Yavuz, psikolojik olarak da insanın yazarken daha dikkatli olduğunu savundu. Bu nedenle Mektep ve Okul kelimelerinin farklı anlamlar ifade ettiğini altını çizerek belirtti. Kendisinin her zaman okuduğundan kısa notlar tutarak ya da okuduğu metnin özetini yazarak tekrar ettiğini belirtirken kendi çocuklarında da bunu denediğini ve başarılı sonuç aldığını anlatan Yavuz, “Okumak dağıtıcı, yazmak toparlayıcı bir işlev görür”diyerek öğrencilere de aynı öğütte bulundu.
Gerek İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencileri gerekse akademisyenler tarafından yoğun ilgi gören Hilmi Yavuz, kendisine sorulan soruları yanıtladı. Konferans, İstanbul Aydın Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Uygulama Ve Araştırma Merkezi (İAÜ- TARMER) Müdürü Prof. Dr. Mustafa Saim Yeprem ve İstanbul Aydın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Zaimoğlu’nun günün anısına Hilmi Yavuz’a plaket takdim etmesiyle son buldu.

İzlemek için tıklayın…https://www.youtube.com/watch?v=hJ5eaTs6AMc&feature=youtu.be


ic sayfa jpg
http://tarmer.aydin.edu.tr/gecmis-programlar/



Şair Hilmi Yavuz'a Fahri Doktora Ünvanı Hilmi Yavuz'a, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Senatosu tarafından fahri doktora unvanı verildi. 


Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, ÇOMÜ Terzioğlu Yerleşkesi Troia Kültür Merkezi'nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, şu anda üzerinde bulundukları coğrafyanın tarihin çok erken dönemlerinden itibaren değişik kültürlere, uygarlıklara ev sahipliği yaptığını ve yeni mayalanmalara imkan hazırladığını söyledi. 

Yöneticilere düşenin ellerinin altındaki potansiyelleri iyi değerlendirip, bunu uygulama alanına intikal ettirebilmek olduğunu belirten İsen, ''Osmanlı'nın ilk dönemlerinde, doğu batı buluşması sayılabilecek, atalarımızın Avrupa'ya geçişleri bu coğrafya üzerinden oldu. 1350'li yılları takip eden dönemde aşağı yukarı İstanbul'un fethi ve İstanbul fethedildikten sonra da bir başkent olarak dizayn edilinceye kadar, 150 yıllık bir dönem vardır ki, bu dönemde doğu batı ilişkisi tam bu coğrafya üzerinden aktı'' dedi.

 İsen, soğuk savaş dönemiyle birlikte sınırların bu kadar yakından geçmesi, daha sonraki dönemlerde İstanbul üzerinden bazı faaliyetlerin akıyor olmasının bölgeyi biraz kapalı hale getirdiğine işaret ederek, ''Küreselleşen çağda şimdi ben bu coğrafya için inanılmaz bir takım fırsatların zuhur ettiği kanaatindeyim. Bir akışın bu coğrafya üzerinden devam edeceği, İzmir-İstanbul oto yolunun yine bu bölgeye büyük bir canlılık getireceği kanaatindeyim. Tüm bunlardan hareketle üniversitenin bu oluşumlarda bir lokomotif rol üstlenerek, öncülük etmesini gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu. 


Hilmi Yavuz'un çok yönlü bir kültür adamı olduğuna işaret eden İsen, şöyle konuştu: 

'Hilmi Yavuz, bizim hemen hemen kültür sanat faaliyetlerimizin neredeyse her alanında mütevazi bir yaklaşımla, son derece dikkate değer eserler vererek fazlasıyla hak ettiği bir hadiseye, bugün ÇOMÜ ev sahipliği yaparak bizi de böyle güzel bir olaya tanıklık etmek üzere davet ederek, çok önemli bir görevi yerine getirdiği kanaatindeyim. 
Hilmi Yavuz, yaptığı işi fevkalade ciddiyetle ele alan ve bir aydın sorumluluğuyla meselelere yaklaşan çok önemli bir aydınımızdır. Ben onun birincil olarak gündemde tutulması gereken hususunun şiirimize kazandırdığı ivme olduğunu düşünüyorum. Onunla aynı çağda yaşıyor olmaktan, bize sunduğu güzel örneklere tanıklık etmekten çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Hak edilmiş bir şeref doktorasıdır bu.'' 


-AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de Hilmi Yavuz'un bugün ''allame'' denilecek bir üstad, bir ağabey olduğunu söyledi. Yavuz'un en önemli özelliklerinden birisinin gelenekten geleceğe bir köprü oluşturması olduğunu dile getiren Çelik, şöyle konuştu: 

''Onun şiirine, onun dünyasına baktığın zaman sırtını maziye dönmemiş, yüzünü gelecekten alı koymamış bir insanla, yazarla karşılaşıyorsunuz. En sevmediğimiz şey en çok bilmediğimiz şeydir. İnsan bilmediği şeyi sevemez. Biz maziyle bağlarımızı koparmayı adeta marifet zannetmişiz belli dönemler. Bu doğru bir yaklaşım değildir. O 'vahdet-i vücud'u da bilir, panteizmi de bilir. Ama biz ikisini aynı zannederiz. Her inanç ve düşünce sistemi, kendi terminolojisiyle anlatılmak zorundadır. Aradaki farkı bilen bir insandır Hilmi Yavuz... O zıtları birleştiren bir adamdır. 

Hilmi Yavuz bir ideolojinin şairi değildir. Sağcılar şu şairi baş tacı ederler, zaman zaman solcular şu şairi kutsarlar, baş tacı ederler. Muhafazakar 'x' şairi baş tacı eder, ama Türkiye'deki tüm renkler Hilmi Yavuz'da kendisini bulabilir. Boğaziçi Üniversitesinde hocalık yapar, ama Zaman Gazetesi'nde köşe yazısı yazar. Ben Hilmi Yavuz hayranlarına bakıyorum, solcu gençler, sağcı gençler, milliyetçi gençler, dindar gençler var. Ama herkes var, çünkü herkes Hilmi Yavuz'da kendine ait bir şey bulur.'

 -''Darbe liderlerine fahri doktora''- Hüseyin Çelik, fahri doktoranın usulen verilmiş olması için, verilmemesi gerektiğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: ''Bu ülkede hatırlarsanız bir zamanlar bizim üniversitelerimiz darbe liderlerine fahri doktora vermek için birbirlerini kırar geçerlerdi. Ben de bir üniversite hocası olduğum için bu özeleştiriyi yapıyorum. 60 darbesi yapılmış. İstanbul Üniversitesinin Rektörü Sıddık Sami Onar, darbe lideri Cemal Gürsel'in yanına geliyor, diz çöküyor, 'kutlu bir ihtilal yaptınız. Siz bu adamlardan birkaçını asmazsanız, bunları Yassıada'ya kapatmazsanız ihtilal meşrulaşmaz' diyor. Böyle de üniversite hocaları vardı. Üniversite hür düşüncenin, üniversal değerlerin olduğu yerlerdir. 

İşte Hilmi Yavuz ve benzerlerine fahri doktora veren üniversite, ama darbe liderlerine fahri doktora vermek için yarışan ve adeta birileri 'hizaya geç' dediği zaman yanaşık düzende hizaya geçen üniversitelerimiz vardı. Çok şükür bugün böyle üniversitemiz yok.'' 

-Vali Tuna ve Rektör Laçiner'in konuşmaları- Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna da sanatlar içinde, insanı ve hayatı terennüm etme bakımından edebiyatın özellikle de şiirin en başta geldiğinin inkar edilmez bir hakikat olduğunu söyledi. ''Çünkü biz, varlıkları sadece dış görünüşleriyle değerlendirirken şairler, eskilerin tabiriyle 'eşyanın künhüne vakıf olup', yani sırrını çözüp bu sırrı büyüleyici bir üslupla anlatırlar'' diyen Tuna, şunları kaydetti: 

''Şüphesiz, şiir hikmetli ve sihirlidir. Şair yeri gelir filozof gibi hikmetli ve derinden konuşur, yeri gelir sihirbaz gibi var olanı göründüğünden daha farklı ve estetik boyutta etkileyici bir şekilde sunar bizlere. Bugün hem hakimane hem şairane tarzıyla geleneği yorumlayıp yeniden söyleme cehdini gösteren Türk edebiyatının mümtaz bir siması olan Hilmi Yavuz'u ağırlıyoruz.''

 ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner de kanla sulanmış topraklarda kurulmuş, güçlü bir misyonu olan üniversite olarak ülke için ''nasıl güzel yaşanırı'' gösteren bir üniversite olduklarını ifade etti. Laçiner, 19 yıllık bir üniversite olarak 9. fahri doktora unvanını şair Hilmi Yavuz'a vermekten dolayı gururlu olduklarını dile getirdi.

Çanakkale'de Dr. Hilmi Yavuz

Konuşmaların ardından Hilmi Yavuz'a cübbesi giydirildi ve ÇOMÜ kimlik kartı ile çeşitli hediyeler verildi. Törenin sonunda konuşan Yavuz, Çanakkale'de olmaktan ve bu unvanı almaktan dolayı mutlu olduğunu ifade etti. Törene, Çanakkale Belediye Başkan Vekili Belgin Akpınar, eski kültür bakanlarından Prof. Dr. Talat Sait Halman, çeşitli üniversitelerin rektörleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. AA 
kaynak: http://www.on5yirmi5.com/haber/kultur-sanat/edebiyat/68632/sair-hilmi-yavuza-fahri-doktora-unvani.html

Prof. Dr. Talat Sait Halman ise konuşmasında, Hilmi Yavuz'u gökkuşağının yedi rengine benzeterek, onun şair, hoca, felsefeci, eleştirmen gibi farklı kimliklerini renklerin diliyle anlattı.

 'Misafir' rektörler Prof. Dr. Serdar Bedii Omay ve Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur ise bir dost, bir şair ve kültür adamı olarak kendilerine yansıyan portresini çizdiler Hilmi Yavuz'un. Konuşmaların ardından, Yavuz'a cübbesi giydirildi ve ÇOMÜ kimlik kartı ile çeşitli hediyeler verildi. 



Hilmi Yavuz ise nüfus cüzdanında doğum yeri olarak 'Biga' yazdığını hatırlatarak, Çanakkale'de olmaktan ve bu unvanı almaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Törenin ardından gerçekleştirilen panelde Prof. Dr. Ramazan Gülendam, Prof. Dr. Şaban Sağlık, Prof. Dr. Burhanettin Tatar, Doç. Dr. Cüneyt Issı ve Yard. Doç. Dr. Dursun Ali Tökel, Hilmi Yavuz'un edebî kişiliğini ve şiirini çeşitli açılardan değerlendirdi. Hilmi Yavuz'un sevdiği şarkıların seslendirilmesiyle program sona erdi.




Hilmi Yavuz'a fahri doktora

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ), öğrencilerine 25 yıl ders veren şair, yazar ve felsefeci Hilmi Yavuz'a 'fahri doktora' unvanı verdi.


Yavuz, doktora beratını önceki akşam üniversitenin oditoryumunda düzenlenen törende Rektör Prof. Dr. Rahmi Aksungur'un elinden aldı. Eski öğrencileri, dostları ve okurları Yavuz'un mutluluğunupaylaşmak üzere salondaydı. Törene sanat ve edebiyat dünyasından Prof. Dr. Talat Halman, Doğan Hızlan, Prof. Dr. İskender Pala, Hasan Pulur, Cahit Kayra, Esin Eden, Halit Refiğ, Prof. Dr. Abdullah Uçman, Füsun Akatlı, M. Nuri Yardım, Ömer Erdem, Vural Bahadır Bayrıl gibi isimler katıldı.

Üniversitede 1977-2001 yılları arasında uygarlık tarihi, ilk ve ortaçağ kültürü, sanat estetiği, çağdaş düşünce ve sanat sosyolojisi dersleri veren Hilmi Yavuz için hazırlanan tören, MSGSÜ Devlet Konservatuarı öğretim üyeleri Prof. Metin Ülkü ve Dilbağ Tokay'ın mini konseriyle başladı. Törenin açış konuşmasını yapan üniversite rektörü ve aynı zamanda Yavuz'un eski öğrencilerinden Prof. Dr. Rahmi Aksungur, 'Hilmi Hoca'nın yüzlerce sanat tarihçisinin yetişmesinde büyük emekleri olduğunu söyledi. Yavuz'un verdiği sanat sosyolojisi dersinin şu anda verilemediğini hatırlatan Aksungur, 'hoca'nın kaçırdığı dersleri için çok üzgün olduğunu dile getirdi.

Hilmi Yavuz'a fahri doktora verilmesine Türk Edebiyatı Bölümü öncülük etmiş. Bölümün isteğini onaylayan Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı kararı üniversite senatosuna sunmuş ve doktora senato kararıyla verilmiş. Rektör Aksungur, böyle bir durumun üniversite tarihinde ilk kez gerçekleştiğini ve isteğin tabandan gelmesinin Yavuz'un öğrencileriyle sıkı ilişkilerinin göstergesi olduğunu ifade etti. Aksungur şöyle devam etti: 'Hilmi hoca binlerce öğrenci yetiştirdi. Öğrencilerinin birçoğuyla mezuniyetleri sonrası dost olarak ilişkilerini sürdürdü. Öğrencilerinin yüzde 99'u kendisini çok sevmektedir. Üniversitelerin geçmişinde merkezde duran hocalar vardır. Yıllar içinde bu hocaların birikimi üzerine bir üniversite inşa olur. Bu hocalardan biridir Hilmi Yavuz. Bizlere çok emek verdi. Eski bir öğrencisi olarak tüm öğrencileri adına kendisine teşekkür ediyorum.' Aksungur'un konuşmasının ardından, Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Muharrem Kaya, Kamil Fırat'ın fotoğrafları eşliğinde hazırlamış olduğu Hilmi Yavuz biyografisini sundu.

'Hocalık en coşkulu meslek' 


Daha sonra Rektör Aksungur, hocasına cübbesini giydirerek fahri doktora beratını takdim etti. Cübbesiyle kürsüye gelen Hilmi Yavuz, teşekkür konuşmasına 'anlamlı' olduğunu söylediği bir rastlantıyı anlatmakla başladı: 

'Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladığım yıl, 1977-1978 ders yılıdır. O yıllarda doğanlar, 2001 yılında bu üniversiteyi bitirdi. Ben de o yıl emekli oldum. Demek ki, göreve başladığım yıllarda doğanları mezun ederek emekli olacakmışım.' Hocalığın dünyanın encoşkulu mesleği olduğunu ve öğrencilerinin ufukları geniş aydınlar olarak yetişmelerine çalıştığını belirten Yavuz, şunları söyledi: 

'Yıllardan beri anlattıklarını sanki yepyeni bir şeyler öğreniyormuş gibi tekrarlayabilmek, işte o Dionizyak coşkuyu duyumsamaya bağlıdır. Anlatılan her şey, hocayı baştan çıkaran, onu bir esrimeyle kendinden geçiren bir haz nesnesine dönüşmedikçe, bir anlam taşımaz. 30 küsur yıllık hocalık serüveninden sonra güvenle söyleyebilirim ki, hocalık bilgi kadar bilgi iletiminin hazzıyla ilişkilidir. Öğrenci külyutmazdır. Hoca dersi kerhen mi yoksa kendini vererek mi anlıyor, şıp diye anlar. Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl, Sabahattin Kudret Aksal... Ben bu şair hocalar geleneğinin alçakgönüllü sonuncusu olmaktan gurur duyuyorum.'


(Zaman)http://www.haber7.com/kultur/haber/242889-hilmi-yavuza-fahri-doktora





Dil Bayramı'nda Konuğumuz Hilmi Yavuz

79.Dil Bayramı'nı kutlama etkinliğimizin teması, "sevdiğimiz sözcükler", konuğumuzsa  şair Hilmi Yavuz'du.(Etkinlik akışı ve öğretmenlerimizle öğrencilerimizin sevdiği sözcükler için: Sevdiğimiz Sözcükler..)

Hilmi Yavuz, en sevdiği sözcüğün "hüzün" olduğunu söyledi. Bu sözcüğü anlamından çok içerdiği seslerin oluşturduğu güzellikten ve çağrışım zenginliğinden ötürü sevdiğini belirtti. Hüzünlü bir adam olmadığını da özellikle vurguladı:
“Şahsen çok hüzünlü bir adam değilim. Hüzünlü olmayı hiç sevmem. Ama gelgelelim kelime beni büyülüyor.”


Dil Bayramı'nda öğrencilerimizle buluşturduğumuz Hilmi Yavuz'un konuşmasının genel çerçevesi, sözcükleri sevmekti. 

Ana hatlarıyla söyledikleri:
"Kelimenin güzelliği başkadır, kelimenin gösterdiği nesnenin güzelliği başkadır."
Kadayıf ve kedi sözcüklerini örnekleyerek, kadayıfı lezzet olarak, kediyi sevimli bir hayvan olarak sevmek ile "kadayıf" ve "kedi" sözcüklerini birer sözcük olarak sevmenin birbirinden apayrı olduğuna vurgu yaptı.
"Asıl olan kelimenin müzikalitesidir."

Jean Cocteau'nun, "Ben deniz kelimesini denizden daha çok severim." sözünü örnekleyen Hilmi Yavuz, sözcükleri oluşturan harflerin tınısına sözü getirdi:
"Kelimeyi sevmek, onu harfleriyle sevmektir." 
Aynı çerçevede, dile şairce bakışın, diğer insanların bakışından farklı olduğunu da ekledi. Sözgelimi, sen sevdiği sözcük olarak "hüzün"ü neden sevdiğini açıklarken, "hüzün"ün içerdiği iki "ü" sesinin "güzün", "yüzün" gibi diğer sözcükleri çağırdığına ve bu sözcüklerin "ne sonbahar ne de insan yüzünün anlamsal çağrışımıyla ilgisi olmaksızın, sadece 'hüzün'le birlikte oluşturduğu şiirselliği dikkat çekti.
"Kelimeyi sevmek, meseleye dilin içinden bakanların yapabileceği bir şey." 
"Daha çok ve ağırlıklı olarak şair kimliği"yle konuşmasını sürdürdüğünü söyleyen Hilmi Yavuz, gündelik yaşamda sözcük seçimleri konusundaki bakışını da açıkladı. Gündelik yaşamda iletişimin önemli olduğunu, dolayısıyla iletişimi en kestirme sağlayacak sözcüklerin kullanıldığını ve kullanılmasını gerektiğini söyledi. "Olasılık" ve "ihtimal" sözcüklerini örnekleyerek:
"Bunların hangisi gündelik hayatın içinde daha çok dolaşımda ise onu tercih etmeliyiz."
 dedi. (Kendisi de konuşması boyunca sözcük ve kelime sözcüklerini birlikte kullandı.)

Geçen yıl, Dil Bayramı dolayısıyla TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın'ı ağırlamış ve Türk Dil Kurumu'nun çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler edinmiştik; bu yıl, Türkçenin güçlü şairlerinden Hilmi Yavuz'un bakış açısında şairlerin sözcüklere yaklaşımını öğrendik.


Yayın tarihi 24 Mayıs 2009

Şiirimizin Dünü ve Bugünü


Bu sempozyumun amacı, çağdaş Türk Edebiyatı’nı; Türk yazarların, düşünürlerin, aydınların yorumlarıyla zenginleştirerek bilimsel anlamda hepimize katkıda bulunarak, Türkçe ve edebiyat öğretmenlerimizi bir araya getirmek ve bu keyifli ortamda bilgi paylaşımını sağlamaktır. Sempozyumumuzu, alanında yetkin kişilerin, her yıl değişen temamızla ilgili birikimlerini paylaşmak için 2004 yılından beri bahar döneminde düzenlemekteyiz.
SP (Sainte Pulchérie Lisesi)
Hilmi YAVUZ


Hilmi YAVUZ

Şiir ve Entellektüel Tarih
Modernleşme tarihini Türk edebiyatı için ister Tanzimat’la başlatın ister Cumhuriyet’le tüm bu süreçte genekler varlığını sürdürmüş her dönem var olmuştur, diyen Hilmi Yavuz konuşmasını şöyle sürdürdü: 
“ Bizim entellektüel tarihimiz bize şunu söylüyor, 19. yy’dan beri biz hem geleneksel hem modern bir toplumuz; daha anlaşılır bir dille biz hem doğuluyuz hem batılıyız. Türkiye’de şair de kendi entellektüel tarihiyle örtüştüğüne göre böyle bir tarihle örtüşen şair “sahih” şairdir. Sahihlik geleneğinin soyağcını oluşturursak bu kütük Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’le başlar. Yahya Kemal hem modern şiirin hem geleneksel şiirin özelliklerini mülk edinmiştir diyebiliriz. Sahih şiir geleneği 1920’lerden sonra başlar. İkinci kuşak sahih şairlerse Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’dır. Üçüncü kuşak ise Behçet Necatigil ve Asaf Halet Çelebi’dir.
Şiirin artık bugün bir tarihsel nesne olmadığını vurgulayan Yavuz:

Homeros’un İlyada’sını Truva Savaşı için bir tarihsel metin olarak okuyabilirsiniz; çünkü İlyada’nın söylendiği yıllarda şiir başat bir söylemdir.Yani ne söylenmek isteniyorsa şiirle dile getirilir de ondan. Aynı şey felsefe için de geçerlidir. Ama aynı şeyi Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı için yapamayız ; çünkü tarih ve şiir söylemi artık birbirinden ayrılmıştır.” dedi.
Tarihin, felsefenin, kavramlar ve terimlerle yapıldığını ve şiirde tarihin artık bir figür olarak ortaya çıktığını vurgulayarak. “ Bugün artık şiirle tarih arasındaki bağıntının olabilmesi şiirin sahih olmasından geçiyor. Ancak sahih şairlik büyük şarilik değildir. Yukarıda adlarını saydıklarımın büyük şair olmaları onların sahih şair olmalarından kaynaklanıyor değildir. Sahihlikle büyüklük rastlantısal biçimde örtüşmüştür. Sahihlik objektif olarak tespit edilebilir bir şeydir. Oysa büyük şairlik çok sübjektif bir şeydir. 

Eğer bir metin kendinden önce yazılmış bir başka metne olumlu-olumsuz, dolaylı-doğrudan atıfta bulunmuyorsa o metin edebi bir metin değildir. Dolayısıyla bugün artık hiç kimseden etkilenmemiş, tamamıyla özgün bir şair değerlendirmesi yüceltme değildir.Tam tersine böyle bir şey söz konusu olsa bile o metin için edebi değildir belirlemesi yapmak zorundayız.
” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Katılımcı sorusu: Felsefi şiir olur mu , bu mümkün mü? Şiirin içinde insan varsa felsefe de olmak durumunda değil midir?
Hilmi Yavuz’un cevabı: Düşünce tarihimizde de bu çok sorulmuştur. Yanıtı kesinlikle belli olmayan bir sorudur. Rahmetli Ziya Ülken hocamız şöyle der: “Felsefi düşünceler eğer bir şiirde dile getiriliyorsa buna biz felsefe diyebilme imkanına sahip değiliz. Buna biz olsa olsa ’ Hikemiyat ’ adını verebiliriz.” der. 
Felsefi düşünceler yalnız şiirin içinde değil hukuki ve ahlaki bazı metinler içinde de dile getirilebilir. Bu tip metinlerdeki felsefi düşüncelere de hoca ’tefelsüs’ der. Her ikisi içinde aşağılayıcı bir ifade ile felsefe kırıntıları demiştir. Bunun nedeni şudur; felsefe batılı anlamda genel konularda kavramsal, sistematik düşüncedir. Batıda felsefenin nasıl yapıldığından yola çıkarak yorumladığı için şiirde böyle bir şey felsefe kırıntıları olarak değerlendirilmiştir. Ben ise şiirde felsefeye şöyle bakıyorum: 
Felsefenin nasıl yapılması gerektiği konusunda bir dayatmayla karşı karşıyayız. Batının entellektülelleri bize sistematik üretim araçlarıyla yaparsanız felsefedir bunu dışındakiler felsefe krıntılarıdır diyor. Kant gibi, Hegel gibi yaparsanız felsefedir diyor. Şimdi bu bir kalıp oluşturuyor. Bana göre her uygarlığın kendine göre felsefi düşünüşünü dile getirme yolu vardır. Batının dayattığı felsefe yapma biçimiyle bizim felsefe yapma biçimimiz örtüşmez. Yani mesele söylem farkıdır. Söylemin içinde dile getirilen görüşlerin felsefi olmaması söz konusu değildir. Örneğin Nietzsche böyle bir filozoftur. Şair mi filozof mu, diye düşündürür.
Ben felsefe kırıntıları sözünü onaylamıyorum ; ama felsefi düşüncenin sistematik olan ve olmayan biçimde iki ayrı yolla dile getirilmesidir. Ben böyle düşünüyorum.

http://www.sp.k12.tr/turkce/etkinlikler/2009-2010/sempozyum/2009-Siirimizin-Dunu-ve-Bugunu/Siirimizin-Dunu-ve-Bugunu






20 Ekim 2013

Hilmi Yavuz Seminerleri

Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde kısmi zamanlı olarak ders veren Hilmi Yavuz her iki haftada bir dinleyicileriyle buluşuyor.  Hilmi Yavuz’un seminerlerine yeni başlayan öğrenciler de katılacak. Edebiyattan felsefeye, siyasetten tarihe kadar zengin bir tematik çerçevede sunulan seminerlerin sonunda Hilmi Yavuz soruları cevaplıyor.


31 Ekim 2013

Hilmi Yavuz, Üniversitemizde Felsefe, Bilim ve Sanat Üzerine Düşüncelerini Paylaştı

Hilmi Yavuz’un felsefe, bilim ve sanat konularındaki düşüncelerini paylaştığı söyleşiler dizisinin ilki, İpek Üniversitesi Rektörü Ali Fuat Bilkan, öğretim üyeleri, çok sayıda öğrenci ve farklı üniversitelerden misafirlerin katılımlarıyla 31 Ekim Çarşamba günü İpek Üniversitesi Konferans Salonunda gerçekleşti.

Soyut-somut kavramlar, felsefenin değindiği başlıca konular, felsefenin kriterleri, felsefe ve bilim arasındaki fark, sanat kavramı ve sanatın felsefe ve bilimle ilişkisi gibi konular üzerinde duran Yavuz "Eğer görünüşle gerçeklik bir olsaydı o zaman bilime ihtiyaç olmazdı. Bilim ancak yanlışlanarak ilerler. Doğru olanı onaylamak bilimsel bir tavır değildir, Yanlışlayabiliyorsanız insanlığın düşüncelerine bir şey katmış olursunuz." ifadelerini kullandı.



Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi Dünya Şiir Gününde 100 yaşında şairlerimizi andı...
23.03.2014 


14. Dünya Şiir Günü’nü kutlamak için 21 Mart 2014 Cuma akşamı  1914 yılında doğan Orhan Veli, Oktay Rifat ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın 100. doğum yılı dolayısıyla bir program düzenledi. Bilkent Üniversitesi'nde yapılan toplantıdaProf. Dr. Talat Sait Halman Fazıl Hüsnü Dağlarca ile ilgili anılarını anlattı. Dağlarca'nın "Dayak" adlı şiirini "Günümüz dünyasındaki rezaletler"e uyduğunu belirterek okudu.


Sayın Halman'ın konuşmasının bir bölümü şöyle:

"... Ahmet Emin Yalman'ın eşi Dağlarca için 'çok iğrenç bir adam' gibi tanımlarda bulunmuştu benim yanımda. Ancak çok dahi tanıdım hayatımda; hem dışarıda hem içerde. Dağlarca bilgisi, aklı, yeteneğiyle müstesnadır. Tanrı vergisi yeteneği vardır. Bunu sadece şiirde kullanmıştır. Başkalarının şiirinden etkilenmemek için şiir okumazdı ama kendisi etkilerdi. Bağımsız bir fenomendir. En az on bin şiir yazmıştır. Yayınlanmamış en az bin şiiri vardır. Dağlarca kadar değişik türde değişik güzellikte şiir yazan şair çok azdır. Kendinden emindi ve kendine güveniyordu. Ama hep tek kaldı. Türk edebiyatında onun kadar büyük yaratıcı bulmak çok zordur.

1974 yılında Struga Şiir Festivali'ne Dağlarca'yla birlikte gittik. Çok içerdi. Onu yolda bir uçuruma düşmekten ben kurtardım. Yani hayatını kurtardım. Hayatımda başardığım en büyük iştir. Ünlü Göl şiirini orada otelde yazdı... Amerika'da New York'da adına yapılacak törene gelmedi. 1969'da Cemal Gürsel için 'Binme o Amerikalıların uçağına...' gibi bir şiir yazmıştı. Bu kez ABD'ye gideceğini duyan gençler, 'Binme o uçağa' diye kampanya başlattılar;  o da gelmedi; töreni onsuz yaptık ve çok da ilgi çekti... "



 Hilmi Yavuz da Orhan Veli ve Oktay Rifat'la ilgili konuşmalar yaptı.

Dağlarca, Orhan Veli, Oktay Rifat'ın kendi sesinden şiirlerin yanında Prof. Dr. Talat Sait Halman ve Hilmi Yavuz'un coşku ve heyecanla şiir okumaları salonda içten, duygulu bir ortam yarattı.  

Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi  Prof. Dr. Talat Sait HalmanHilmi Yavuz, Prof. Dr. Nuran Tezcan, Prof. Dr. Semih Tezcan'la Ankara'da edebiyatımıza katkıda bulunan önemli bir "merkez" olarak çalışıyor.



http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/dunya-siir-gununde-talat-halman-ve-hilmi-yavuz-ne-konustu/1415
*

İLESAM KÜLTÜR EVİNDE “HİLMİ YAVUZ’UN ŞİİRLERİNDE KLASİK TÜRK ŞİİRİNİN İZLERİ” KONUSU KONUŞULDU
(29.11.2014)
HER CUMARTESİ GÜNÜ İLESAM KÜLTÜR EVİNDE
BİR BAŞKA KONUK… BİR BAŞKA KONU…
Bu hafta da Doç. Dr. Aysun Sungurhan Hanımefendiyi ağırladı İLESAM Kültür Evi.
Program İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız tarafından yapılan açılış konuşması ile başladı.

Mehmet Nuri Parmaksız “Benim de kadim dostum olan Hilmi Yavuz gibi değerli bir şahsiyetle ilgili derlemelerini, tespitlerini, çalışmalarını paylaşacak birazdan bizlerle Aysun Hanım. Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum ki akademisyenler genellikle hayatta olmayan şairlerimiz/yazarlarımız hakkında araştırmalar yapıyorlar. Oysa hayatta olan şairlerimizle/yazarlarımızla ilgili araştırmalar da yapmalı, onları da anlatmalılar. Bakın burada  Abdullah Satoğlu var, Ali Kemal Parıldar var, İlter Yeşilay var, Sibel Unur Özdemir var. Bir dostum ‘Şair olmaya kalkmak deli gömleği giymeye benzer” demişti. Şeyh Galip bir deli bence. Onca şair arasından sivrilip çıkmak hiç de kolay değil. 

Divan şiiri, Halk şiiri, kısaca şiir geleneği -dünya evrensel şiir geleneği- takip edilmelidir. Şiiri anadilinden okumak iyidir. 

Tercüme şiir okuduğunuzda bu, şairinin değil çeviri yapan kişinin şiirini okuyorsunuz demektir. Ben de şiir yazıyorum. Bana ‘aruz şairi’ diyorlar. Oysa ben aruzu çok kullanmadım. Şiirlerimin yüzde yirmisini aruzla kaleme aldım. Şiirlerimi yazarken klasik Türk şiirini akıl süzgecimden geçirdim. Geleneği yorumlamaya, metinler arasallığa yer vermeye çalıştım; sadece şiirlerimde değil, romanlarımda ve denemelerimde de buna önem verdim. Okuyanlar var elbet ana ben sosyal medyada paylaşılan şiirlerin okunduğunu düşünmüyorum Şiir yazmak hiç de kolay değildir. Duygu kadar bilgi ve donanım da önemlidir. Bu noktada burada olduğu gibi sıkça karşılaştığım bir soru var  Aşık Veysel  hakkında. Evet, Veysel’in gözleri görmüyordu ama altı yaşına kadar görmüştü ve kendi kitap okuyamasa bile bir başkasına kitap okutarak onu dinlemişti. Evet, sözü Aysun Hanım’a bırakalım ve Hilmi Yavuz’un şiirlerinde klasik Türk şiirinin izlerini dinleyelim.” diyerek Doç. Dr. Aysun Sungurhan’ı kürsüye davet etti.

Doç. Dr. Aysun Sungurhan “Klasik Türk Edebiyatı, XI. yüzyılda Karahanlı döneminde başlamış olmakla birlikte özellikle XIII. yüzyılda Anadolu sahasında Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişen; zamanla kendi benliğini, kişiliğini bulan, XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden edebiyattır. Ancak bu edebiyat XIX. yüzyılın ikinci yarısında dönemini kapatmış gibi gözükse de günümüz şair ve yazarları Klasik Türk Edebiyatı geleneğinden çeşitli şekillerde yararlanmaktadır. Bu şair ve yazarlardan biri de Hilmi Yavuz’dur.

Hilmi Yavuz “bakış kuşu”, “bedreddin üzerine şiirler”, “doğu şiirleri”, “mustafa subhi üzerine şiirler”, “yaz şiirleri”, “gizemli şiirler” ve “zaman Şiirleri”ni, “Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize” (1989, toplu şiirler) adlı kitabında bir araya getirdi. Sonra “Söylen Şiirleri” (1989) ve “Ayna Şiirleri”ni yayımladı (1992). Bu dokuz kitap “Gülün Ustası Yoktur (1993, toplu şiirler 1)” ve “Erguvan Sözler (1993, toplu şiirler 2)” adlarıyla iki ayrı kitap halinde tekrar basıldı. “Çöl Şiirleri” (1996), “Akşam Şiirleri” (1998), “Yolculuk” (2001), “Hurufi Şiirleri” (2004), “Büyü’sün Yaz” (2006), “Küller ve Zaman”, “Kayboluş Şiirleri” (2007) ve “Yara Şiirleri” (2012) birbirini takip etti. 

Hilmi Yavuz’un “yaz şiirleri”nde Klasik Türk Edebiyatının izleri en belirgin şekilde görülmektedir. Ancak Yavuz’un diğer eserlerinde geleneksel şiirin ses, söyleyiş, imaj ve sembolleri yok değildir. Yavuz’un eski şiirle tanışıklığı babası Yahya Hikmet Yavuz vasıtasıyladır. O, çocukken babasını hiç anlamadığı dizeleri yüksek sesle okurken görmüş ve şiir sevmeyi babasından öğrenmiş; Nâ’ilî-i Kadîm, Neşâtî gibi şairlerle o yıllarda tanışmıştır. Şair, Klasik Türk şiir geleneğinin yoğun izlerini taşıyan “yaz şiirleri” kitabını da babasına ithaf etmiştir.

H. Yavuz’un “kaside” başlıklı şiiri de Klasik Türk Edebiyatının izlerini taşımaktadır. Klasik Türk şiirinde nazire yazma geleneğiyle usta-çırak ilişkisi içerisinde şairlerin kendilerini yetiştirdikleri bilinmektedir. “Çıraklık” sözcüğüyle bu gelenek hatırlatılmakta ve Hilmi Yavuz kendisini çırak olarak nitelendirmektedir. 

Klasik Türk şiirinde olduğu gibi modern şiirde Mevlânâ’dan ve Mesnevî”sinden de söz edilir. 
Doğu Şiirleri’nde, Doğu Anadolu’nun kültürel dokusunu oluşturan tarihî ve bazı trajik olaylar tema olarak ele alınmaktadır.
Hilmi Yavuz’un şiirlerinde Şeyh Gâlib’in etkisi de vardır. Modern şairler,  Şeyh Gâlib’in “Hüsn ü Aşk”ından ve Divan’ından çeşitli şekillerde faydalanmaktadır.

Hilmi Yavuz’un şiirlerinde özellikle gül çok sayıda geçmektedir. Klasik Türk Edebiyatında gül, saltanatını ilan etmiş bir çiçektir. Özellikle Gizemli Şiirler ve Zaman Şiirleri’nde karşımıza erguvan çıkar. 

Sonuç olarak Hilmi Yavuz’un şiirlerini Klasik Türk şiirinden ayrı değerlendiremeyiz. O, şiirlerinde gelenek ve tasavvufî unsurlara oldukça fazla yer vermekte; Klasik Türk şiiri unsurlarını dönüştürüp değiştirmektedir. Onun şiirleri Halk şiir geleneğinin de izlerini taşır. Hilmi Yavuz, Klasik Türk şiirini aynen tekrardan öte özümsemiş ve bu şiire kendi birikimi doğrultusunda yeni bir yaşam alanı kazandırmıştır.” dedi.
Söyleşisini bir sunum eşliğinde gerçekleştiren Sungurhan zaman zaman Yavuz’un şiirlerinden örnekler  vererek kendisine yöneltilen soruları da cevapladı.
“(...)
ne zaman bir suya eğilip baksam
orda suyun hayalini görürüm
yüzümü uçura uçura yürürüm
Zaman’ı gezdire gezdire 
vururum bir gölge gibi kendime” (zaman şiirleri)
Hilmi YAVUZ
Söyleşi sonrasında Doç. Dr. Aysun Sungurhan’a katılımlarından dolayı İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız tarafından bir Teşekkür Belgesi takdim edildi.
http://ilesam.org.tr/sdetay.asp?did=759,412,a



Keçiören Belediyesi tarafından düzenlenen D. Mehmet Doğan ile Edebiyat Sohbetleri programının bu ayki konuğu şair Hilmi Yavuz’du. ( 4 Nisan Çarşamba akşamı saat 19)
Hilmi Yavuz: Ben biraz da  gazete yazarlığımın ve hocalığımın kurbanıyım
Konuğunun Kabataş Lisesi mezunu olduğunu belirten D. Mehmet Doğan’ın, şair Behçet Necatigil ile alâkalı, “ Behçet Bey hocanızdı. Onun sizin üzerinizde etkisi olmadı mı?” sorusunu, “ liseye 1950’de girdim. O yıllarda Necatigil’in yazdığı şiir ile herhangi bir ilişkim olmamıştı. Çünkü şiirleri, benim tabiatıma uygun değildi. “ şeklinde cevaplandıran Yavuz, bunu 1970’li yıllarda Behçet Necatigil’e söylediğini ve ona, “siz şair olarak benim için 1964 senesinde çıkarttığınız Yaz Dönemi şiir kitabınız ile önemlisiniz.” açıklamasında bulunduğunu ifade etti.

Necatigil’in Yaz Dönemi kitabından sonra yazdığı şiirlerinin müstesna bir yerinin olduğunu vurgulayan Hilmi Yavuz, şairin, “Nilüfer, Çakmak, Zaman Gibi Bir Tren” şiirlerini, Türk edebiyatının mücevherleri olarak nitelendirdi.

Şiir ile felsefe arasında dil bakımından bir ortaklık kurulabileceği düşüncesini benimsemediğini ifade eden Yavuz, şiir dilinin esaslarının soyut kavramlara dayanmadığının altını çizdi. Necip Fazıl Kısakürek’in poetikasından misalle, şairin somut olandan soyuta doğru gitmek durumunda olduğunu vurgulayan Hilmi Yavuz, felsefî, soyut neticeler çıkarılmak isteniyorsa, bunun müşahhas olandan çıkması gerektiğini belirtti.

Hilmi Yavuz’un çağdaş berceste mısralar söylemiş bir şair olduğunu söyleyen D. Mehmet Doğan, konuğuna, şiir ile düşünce arasına bir çizgi çekmenin mümkün olup olmadığını sordu. Yavuz ise soruya mukabil Bilkent Üniversitesi’nde hocalık yaptığını dile getirerek, “ derslere hazırlık olsun diye yaptığım çalışmalar var. Çalıştığım metinlerden sadece öğrencilerim değil; neden başkaları da yararlanmasın diye düşündüm. Ben biraz da gazete yazarlığımın ve hocalığımın kurbanıyım. Bunlar olmasaydı yalnızca şiirle iştigal edecektim. “ dedi.

Eserlerinin üslup özellikleri ile ilgili, D. Mehmet Doğan’ın, “ Öztürkçe kelimelere iltifat etmiyorsunuz. Şiirinizin Osmanlı nesrine yakın olduğunu düşünüyorum. “ tesbitini enteresan bulan Hilmi Yavuz, kendisine yakın gördüğü şairleri de açıkladı: “ Benim şair olarak bir soy ağacım var. Soy ağacımın tepesinde ise Yahya Kemal ve Ahmet Haşim bulunmakta. Çünkü onlar geleneksel müktesebatımızdır. İtibar ettiğim, daha çok kendimi aynı paralelde hissettiğim diğer şairler de; Asaf Halet Çelebi ve Behçet Necatigil’dir.

Katılımcıların sorularının da cevaplandığı D. Mehmet Doğan ile Edebiyat Sohbetleri programı, Hilmi Yavuz’un kitaplarını imzalaması ile sona erdi.
Haber: Sami Terzi

http://www.tyb.org.tr/hilmi-yavuz-ben-biraz-da-gazete-yazarligimin-ve-hocaligimin-kurbaniyim-6250h.htm




‘Şairlerin adı artık anılmıyor’
Küçükçekmece Belediyesi tarafından düzenlenen 3. Göl Saatleri Şiir Akşamları etkinliğinin açılışı onur konuğu Hilmi Yavuz’un katılımıyla Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde yapıldı.
Hilmi Yavuz’a berat takdimini yapan Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin İpek, Göl Saatleri Şiir Akşamları fikrinin Hilmi Yavuz tarafından ortaya atıldığını söyledi.
Ödül töreninde yaptığı konuşmada Nabi’nin
“Biz köhne-i metaız revâcımız yoktur
Revaca o kadar da ihtiyacımız yoktur”
 beytini okuyan Hilmi Yavuz, “Ben bunu yazan şair kadar iyimser olmayacağım. Bizim revaca ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.
Yavuz, Türkiye’de şiirin giderek geriye itildiğini, düzyazının özellikle hikaye ve romanın öne çıktığını belirtti. Bundan elli yıl öncesine göre artık şairlerin adının anılmaz olduğunu anlatan Yavuz, günümüzde birtakım anma programlarıyla idare edilmeye çalışıldığını söyledi.
Türk kültürünün şifahi geleneğe dayanmasına dikkat çeken Yavuz, “Türkiye’de şiirin revaca ihtiyacı var. Neden? Bizim edebiyat ağacımızın kökü şiirdir. Türk edebiyatı Türk şiiridir.” ifadelerini kullandı. 
Yavuz, şiir ve muhalefet ilişkisinin sorulması üzerine “Hüzün en büyük muhalefettir” dedi. Sosyal medyanın etkisiyle artan bir eğilim olan sloganlaşmayı eleştiren Yavuz, “Şiirin sloganlaşması kadar büyük bir tehlike yoktur. Bizim insanımız büyük laflara çok inanıyor. Sloganlaşmanın sıradanlaşma olduğunu düşünüyorum” dedi.

    13. 09. 2013


    http://gomphoses.rssing.com/chan-1498879/all_p130.html





    Şair Hilmi Yavuz Trabzon'da Kendi Fotoğraf Sergisini Açarken...

    (24 Mayıs 2009)


    Foto: M.Nihat MALKOÇ






    Hilmi Yavuz'un kişisel fotoğraf sergisi
    24 Mayıs 2009
    1. Trabzon Çocuk ve Gençlik Edebiyat Kültür Sanat Şenliği'nin onur konuğu Yazar Hilmi Yavuz...

    1. Trabzon Çocuk ve Gençlik Edebiyat Kültür Sanat Şenliği'nin onur konuğu, Yazar Hilmi Yavuz'un fotoğraflarından oluşan 'Kişisel Fotoğraf Sergisi' Trabzon'da açıldı. Sergide, Yavuz'un değişik kişiler tarafından çekilmiş kişisel fotoğrafları yer alıyor.


    Zanos Vadisi Parkı'ndaki kitap stantlarının bulunduğu alandaki serginin açılışını, Trabzon Valisi Nuri Okutan ve Hilmi Yavuz birlikte yaptı. Açılışın ardından sergiyi gezen Yavuz, katılımcılara fotoğralarla ilgili bilgi verirkin, Vali Nuri Okutan, şenliğin onur konuğu olan Yavuz'a bir plaket verdi.


    Serginin açılışına, Okutan ve Yavuz'un yanı sıra, Ahmet Turan Alkan, Mehmed Niyazi ve Vural Yalvaç ile kitapseverler de katıldı. (CİHAN)


    http://www.haber10.com/haber/169068/#.VPFGlHysVrU



    Şair Hilmi Yavuz, Edebiyat Öğretmeni Fatih Cep...(24 Mayıs 2009 Pazar/Trabzon)...




    İki Büyük Edebiyatçı: Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu- Şair Hilmi Yavuz....(24 Mayıs 2009 Pazar/Trabzon)...






    M.Nihat MALKOÇ, Son Dönemin Büyük Şairlerinden Hilmi Yavuz'la Birlikte..

    (24 Mayıs 2009 Pazar/Trabzon)...

    Şair Hilmi Yavuz'a Trabzon'da Onur Plaketi Verildi

    (24 Mayıs 2009)




    Foto: M. Nihat MALKOÇ





    Şair Hilmi Yavuz İmza Gününde Trabzonlu Okurlarıyla...

    (24 Mayıs 2009/Pazar)...




    Şair Hilmi Yavuz, Şair Hasan Kantarcı ve Şair Kenan Sarıalioğlu'yla...

    (24 Mayıs 2009/Pazar/Trabzon)...





    Soldan Sağa: Kenan Sarıalioğlu-Hasan Kantarcı-Serkan Türk-Hilmi Yavuz...

    (24 Mayıs 2009/Pazar/Trabzon)....




    Trabzon Kitap Şenliği'nde Şair ve Yazarlar Bir Arada...

    (24 Mayıs 2009/Pazar)




    Yalvaç Ural-Şair Hilmi Yavuz-Vali Nuri Okutan-Gazeteci Yazar Ahmet Turan Alkan-

    Romancı Mehmet Niyazi Trabzon'da Kitaplı Hayaller Vadisi'nde...



    Trabzon Valisi Nuri Okutan-Yazar Yalvaç Ural ve Şair Hilmi Yavuz Koyu Sohbette(24 Mayıs 2009/Trabzon)...


    http://objektifimdenmeshurlar.blogspot.com.tr/2009/05/trabzon-kitap-senliginde-sair-ve.html







    (...)

    Hilmi Yavuz ise "Nazım Hikmet ve Tarih" başlıklı konuşma yaptı. Hilmi Yavuz, 1975 yılında "Bedreddin Üzerine Şiirler" kitabında unutulmayacak şiirler yazmıştı.


    HİLMİ YAVUZ

    "Benim Nazım Hikmet'e ilgim Şeyh Bedreddin Destanıyla başladı. Bu destanıyla ilk kez geleneksel şiirimizle ilişki kurduğu için... Destanları lirik tarzdadır. Şiirleri beni ilgilendirdi. Türkçe edebiyatda romanla şiir arasındaki ilişki sorunludur. İlyada hem şiir hem destandır. Troya savaşının gerçekle ilişkisi yoktur sanılıyordu. Ama destandan yola çıkılarak yapılan kazılarda gerçek olduğunu gösteren ciddi bulgulara ulaşılmıştır... Söylemler arasındaki farklılaşma medeniyetler arasındaki farklılaşmaya tekabül eder... Şeyh Bedreddin Destanına İlyada gibi bakabilir miyiz? Gerçekten de iştirakçi bir ayaklanma olmuş mudur? Dukas denen bir tarihçinin 1462 tarihli Historia kitabına dayandırılmıştır... Ama öyle bir olay olmamıştır.  Bence İmam Gazali'nin düşüncelerine dayandırılmıştır demek daha doğrudur. Orada paraya pula, dinara, yiyecek içeceklere zengin mallarına tapıyorlar tanrıya tapar gibi denmiştir. Nazım Hikmet'in Şeyh Bedreddin Destanı aslında İslam fıkhına işaret etmektedir. Bu destan iştirakçi fıkhıyla değil İslam fıkhıyla ele alınmalıdır.

    Gerçek olup olmaması İlyada'nın şiirsel değerini ne artırır ne eksiltir. Bunu Şeyh Bedreddin Destanı için de söyleyebiliriz.



    Bu destan büyük bir epik şiirdir. Yazıldığı yıllarda Sovyetler Birliği'ndeki kolektivizasyon hamlesiyle projeksiyon kurmuştur. Tarihsel bir söylemi referans alarak şiirsel söyleme ulaşılmıştır. Ayaklanma düşüncesi Bedreddin'e vehmedilmiştir.
    http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/bilkentde-nazim-hikmet-sempozyumunda-tartismalar/1234



    St. Petersburg’da Hilmi Yavuz şiiri / Kerem Güneş

    St. Petersburg’da Hilmi Yavuz şiiri


    “Sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini ancak gençliğimizde görebiliriz! Gökyüzünün aydınlığına, yıldızların parlaklığına bakıp bakıp da, ‘Böyle bir göğün altında insan nasıl olur da öfke duyar, hırçınlaşabilir?’ diye düşünürsünüz. Ama bu düşünce de gençler içindir, sevgili okuyucum, hem de çok gençler için. Dilerim, sizin de gönlünüz uzun süre genç kalsın.”

    Nastenka, Neva, Nevski... Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’ini anlattığı St. Petersburg’da bir şubat sonu, Türk şiirinin müstesna mısralarıyla bahara adım atmak... Donmuş Neva Nehri, yazılmayı bekleyen bir sayfa gibi uzanırken önümüzde, Puşkin’in izlerini aramak, Ahmatova’nın dizelerini mırıldanmak, Dostoyevski’yi düşünmek... Kuzeyin esrarlı göğü altında hatırası kalbe ışıklarla dökülecek anlara gark olmak...     
    Derken bir şiir dökülür şairin dudaklarından: “şiir hangi sözcüklerle yazılmalı ki/zakkum sözcüklerle mi: ‘yaz’, ‘dostoyevski’?//şiirler akşamın içyüzü/neler söyler neler onlar, öyle ki/anlaşılır, dildir, her gülün/kendi bahçesine çekildiği/yaklaşılır, şiirdir/orada durmada//ve her yeni okumada bir bir/giderek daha artan yoğalmalarda/erguvan kesilir. Zaman’ı dokumada/şiir kendini nasıl erteleyebilir ki?” Şiir kendini ertelemedi ve Hilmi Yavuz bir kelime ile hülâsâ etti her şeyi: Dostoyewski! St. Petersburg hem ‘zakkum sözcükler’in hem ‘erguvan sözcükler’in mekânı oldu. Şiir ‘büyü üretimi’ydi, şehir de öyle oldu, şair de.

    DEVLET ÜNİVERSİTESİNDE ŞİİR ŞÖLENİ

    Turgenyev, Mendeleev, Brullov, Stravinsky gibi isimleri mezun etmiş St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nin o gerçekten müstesna salonunda güneşin ışıkları bir kuzey gününü henüz tam manâsıyla bir şölene dönüştürmemişken şiirin güneşi, Hilmi Yavuz için toplanan kalabalığın yüzlerini aydınlatıyordu. Üniversitenin Şarkiyat Fakültesi’nin 160., Türkoloji Bölümü’nünse 180. yılı kutlamaları münasebetiyle Türk-Rus Vakfı ile ortaklaşa düzenlenen toplantıya Hilmi Yavuz, Aydın Afacan ve Ercan Yılmaz konuşmacı olarak katıldı. Programı izleyenler arasında ünlü Türkologlar Viktor Grigorevic Gusev ve Apollinariya Avrutina ve Türk-Rus Vakfı Genel Sekreteri Ali Ertuğrul Türkeli de yer aldı.

    Modern Türk şiirinin usta ismi Hilmi Yavuz adına düzenlenen ve Türk Filolojisi Bölüm Başkanı Prof. Nikolay N.Telitsin’in yönettiği panelde ilk olarak Ercan Yılmaz konuştu. Hilmi Yavuz’un, Divân şiirinin rahle-i tedrisinden geçen, Şeyh Gâlib gibi ‘tarz-ı selefe takaddüm eden’ ve ‘yeni bir lügat tekellüm eden’ bir şair olduğunun altını çizdi. Sadece Doğu’nun şiir geleneğini değil, Batı şiir geleneğini de ‘temellük’ etmeyi sahih olmanın başat şartı sayan Yavuz’un yol açıcı özelliğini vurgulayan Yılmaz, şairin Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin mükemmellik standardı olduğunu anlattı. Varoluşunun şiir yazmakla meşrulaştığına inanan ve yeryüzünde şairane konaklayan Yavuz’u, T.S.Eliot’ın ‘Bilgelik ve şiirsel söyleyiş gibi iki erdem bir kişide bir araya geldi mi, o zaman büyük ozanla karşı karşıya bulunuyoruz demektir.’ cümlesinden hareketle ‘bilgelikle şiirsel söyleyiş’i bir araya getiren büyük bir şair olarak nitelendirdi.

    Şair Aydın Afacan ise ‘Hilmi Yavuz’un Şiirine Mito-Poetik Bir Bakış’ başlıklı konuşmasında Hilmi Yavuz’u kendi mitolojisini kuran ender şairlerden biri olarak değerlendirdi. Yavuz’la St. Petersburg arasındaki benzerliğe Apollonik ve Dionysostik bağlamda dikkat çeken Afacan, şairin eserlerini Eşrefoğlu’dan Orpheus’a kadar geniş bir mitos evreni bağlamında anlattı. Mitolojinin dili ile Yavuz’un şiir dili arasındaki ortaklığa vurgu yapan Afacan, metaforlar üzerinden bir okuma gerçekleştirirken ‘ne zaman bir suya eğilip baksam/orda suyun hayâlini görürüm’ mısralarını mırıldanıyordum ben de.


    Etkinlik kapsamında Nadir Sarıbacak, tek kişilik oyunu Yeraltından Notlar’ı Dostoyevski Müzesi’nde oynadı.

    “SAHİH ŞİİRİN PEŞİNDEYİM”
    Hilmi Yavuz, poetikasını anlattığı konuşmasına ‘St. Petersburg’da bir flaneur gibi hissediyorum kendimi, bakışlarımla estetize ediyorum bu şehri’ diyerek başladı. Şiirinin Doğu ile Batı medeniyetinin kesiştiği yerde konumlandığını söyleyerek şiir ile medeniyet arasındaki ilişkiye vurgu yapan şair, ‘sahih’ bir şiirin peşinde olduğunu, ne yaptığını bilen bir şair kimliğini önemsediğini, şiirin dil meselesi olduğuna ilişkin düşüncelerini, şairliğin zanaatkârlık yönünün göz ardı edilmemesi gerektiğini, şiir-ahenk ilişkisini poetikasının merkezinde konumlandırarak sıraladı. 

    Retoriğe karşı lirik şiirin öne çıkarıldığı konuşmada Divan şiirinden dünya şiirinin ustalarına kadar geniş bir coğrafyada gezinen Yavuz, şiir tarihine ve Rus edebiyatına dair kuşatıcı ve kışkırtıcı tespitlerle salondakileri kâh şaşırttı kâh düşünceye sevk etti. Niokolay N. Telitsin’in Hilmi Yavuz’un Petersburglu şair Anna Ahmatova’dan tercüme ettiği bir şiiri Rusça okuması ve Yavuz’un ona Türkçe mukâbele etmesi de programın sürpriziydi. Kendi şiirlerini seslendirdikten sonra Türk ve Rus akademisyenlerin ve öğrencilerin sorularını cevaplayan Yavuz’un kitaplarını imzalamasıyla program sona erdi.
    Nazım Hikmet’in Gâlib Dede’den tercüme ederek okuduğu ‘Bir şu’lesi var ki şem-i cânın/ Fanûsuna sığmaz âsmânın’ mısralarını defalarca dinleyen Mayakovski “Bizim ulaşmak için çırpınıp durduğumuz şiir idealine meğer sizin eski şairleriniz çoktan ermişler.” demekten kendini alamamıştı. 

    Tarih tekerrürden ibarettir; Hilmi Yavuz’un kendi şiirlerini okumasından sonra benzer cümleleri işitmek ayrı bir bahtiyarlıktı. Ve gün sonunda hepimizin fark ettiği şuydu: ‘bize doğunun büyük şiiri kaldı.’

    http://mobil.zaman.com.tr/kultur_st-petersburgda-hilmi-yavuz-siiri_2281868.html



    ŞAİR HİLMİ YAVUZ ; ‘ŞEHİRLERİ FİLOZOFLAR YÖNETMELİ’…
    03 Haziran 2014
    Esenler Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü ile Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Edebiyat Söyleşileri’, Şair - Yazar Hilmi Yavuz söyleşisi ile sona erdi…


    ŞAİR HİLMİ YAVUZ ; ‘ŞEHİRLERİ FİLOZOFLAR YÖNETMELİ’…

    Esenler Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü ile Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Edebiyat Söyleşileri’, Şair - Yazar Hilmi Yavuz söyleşisi ile sona erdi…

    Dil ve edebiyat bilincinin toplumda yerleşmesi ve gelişmesini sağlamak amacıyla düzenlenen Edebiyat Söyleşileri’nin finali, edebiyat dünyasının önemli ismi Hilmi Yavuz ile yapıldı. Yavuz, "Şehir ve Medeniyet Algısı" konulu söyleşisiyle Esenlerlilerle araya geldi.

    Belediye Sabri Ülker Gençlik Merkezi’nde düzenlenen programa; Esenler Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürü Hasan Taşçı ve Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı Üzeyir İlbak da katıldı.

    İSTANBUL CAHİL ŞEHİRLER SINIFINDA...

    Şair Yavuz; Eflatun’un ‘şehirleri filozoflar yönetmeli’sözüne atıfta bulundu ve "Şehir ve Medeniyet Algısı" üzerine konuşarak medeni şehirle medeniyet şehrinin farklı kavramlar olduğunu ‘İstanbul’un cahil şehirler sınıfında’ belirtti;

    “Bir şehrin medeni olması demek, o şehrin sosyolojik veya antropolojik olarak kırsaldan ayrı olması demektir” dedi. Müslüman düşünürler Farabi ve İbn-i Haldun’un şehir üzerine görüşlerini de dinleyenlerle paylaşan Yavuz, “Medeniyet şehri; medeniyet üreten, erdemli şehirdir” dedi.

    ŞEHİRLERİ FİLOZOFLAR YÖNETMELİ…

    “Şehir ve medeniyet meselesi üzerinde düşünmek, toplumların büyük manada krize girdiği dönemlerde şehir ve medeniyet ilişkileri üzerinde durulmuştur” diyen Yavuz, “Platon, Devlet’i Atina şehir devletinin yıkılış döneminde yazmıştır. Farabi, Farabi el - Medinetü'l Fazıla’yı Abbasi Devleti’nin yavaş yavaş çöküş döneminde yazmıştır.

    Demek ki toplumun sosyal ve siyasi bazı krizler geçirdiği dönemlerde bir şehrin nasıl bir şehir olması ve kimler tarafından yönetilmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Yavuz, medeniyet meselesinin bir talep olarak ortaya çıkmasının önemli olduğunu belirterek, “Cahil şehir, medeniyet şehrine dönüşüyorsa o zaman bir kurtuluştan bahsedebiliriz” şeklinde konuştu.

    http://esenlertime.com/haberdetay/SAIR-HILMI-YAVUZ-;--lsquo;SEHIRLERI-FILOZOFLAR-YONETMELI-.../1622


    Kültür Merkezi Faaliyetlerin Merkezi

    Şiirde ilham yetmez, zenaat da gerekli


    Şair ve yazar Hilmi Yavuz, şiir yazmanın bir ilhamla duyguları dile getirmekten ibaret olmadığını, bu işin zanaatini bilmek gerektiğini söyledi.
    Yavuz, Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Şiire Giden Yollar” konulu söyleşide, şiir yazmanın çok zor ve zahmetli bir iş olduğunu belirtti.
    Şiir ile insanın duygusallığı arasında bir bağ olduğunu dile getiren Yavuz, “Genellikle ‘şairler, duygularını dile getiriyor’ diye düşünülüyor. Oysa duyguyu dile getiren kullanılan dildir, şair değil. Eğer öyle olsa idi her duygusal şey yazan şair olurdu. Bunun için şair, dili aktif olarak kullanabilendir” dedi.

    Şairin, kelimelerin aktif olmasını sağlaması gerektiğini vurgulayan Yavuz, şöyle devam etti:

    “Ancak bunun Türkiye’de çok iyi bilinmediği kanaatindeyim. Şiir yazmanın çok kolay olduğu sanılıyor. Her yazılan şey şiir değildir. Şiir yazmak bir ilhamla duyguları dile getirmekten ibaret değildir, bu işin zanaatini bilmek gerekir. Kelimeler rastgele bir araya getirilerek şiir yazılmaz. Bunun için teknik bilgi, kendisinden önceki dönemlerde nasıl şiir yazıldığının bilinmesi gibi deneyimler gereklidir.”
    Yavuz, “Şair olmak için bütün bilgilerle donanmış olunması gerekir. Böyle olmazsa vasat bir şair olunur” diye konuştu.

    Türkiye’de şairin sadece şiir yazma sorumluluğu olmadığını, ülkesinin entelektüel tarihine hakim olması sorumluluğunu da taşıması gerektiğini kaydeden Yavuz, “Hiçbir toplum, geçmişini bir kenara iterek modern olmamıştır. Modern toplumlar, geleneklerini de korumuşlardır. Bu nedenle Türk şairi hem kendi hem de Avrupa kültürünü özümsemelidir” şeklinde konuştu.
    25.04.2007
    http://www.yeniasya.com.tr/2007/04/25/kultur/h5.htm




    “Edebi Hayatıma Babam ve 

    Öğretmenim Necatigil Şekil Verdi”


    Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile NeoCorteX Öğrenci Topluluğu’nun düzenlediği ‘Edebiyat Hatıraları’ söyleşisinin konuğu Şair-Yazar Hilmi Yavuz’du. Öğrenciler ve akademisyenlerin yoğun ilgi gösterdiği Yavuz, çok küçük yaşta babasıyla birlikte başlayan edebiyat yolculuğundan önemli kesitler anlattı.


    7-8 YAŞLARINDAYKEN EDEBİYATIN TADINA VARDIM”
    Çok erken yaşlarda babasının da desteğiyle edebiyata ilgi duymaya başladığını belirten Şair-Yazar Hilmi Yavuz, “Henüz 7-8 yaşlarında arkadaşlarım sokakta oyun oynarken babam bana ‘Otur evlat sana mektepte öğretilmeyen şeyleri öğreteceğim’ diye oturtur ve edebiyatın lezzetine varmam için divan şairlerinin şiirlerini okurdu. Bu bilgiler ışığında geçen çocukluğumun ardından 13-15 yaşlarındayken öğretmenlerimiz divan şairlerinin beyitlerini açıklar, ben de söze katılır onlarla birlikte açıklardım.” dedi.

    “NECATİGİL SAYESİNDE HAYATIMIN KARARINI VERDİM”

    Belli bir yaşa gelince hatıraları anlatmanın daha bir önemli hale geldiğini söyleyen Yavuz, “Edebi hayatıma şekil veren iki insan vardır. Biri babam diğeri de lisede edebiyat öğretmenim olan Behçet Necatigil’dir. Bu iki insan olmasaydı ben bugün Selçuk Üniversitesi öğrencilerinin karşısına çıkıp edebiyat hatıralarını anlatan bir sanatçı olamazdım. Necatigil, benim edebiyat anlamında bugünlere gelmemi sağlayan önemli bir isimdir. Onun yol göstericiliğinde hayatımın kararını verdim ve edebiyatçı oldum. Tabi bunda önemli bir faktör de bendeki yeteneği onun görmesiydi. Hayatımın sonuna kadar ona olan borcumu ödedim diyemem.” dedi.

    Behçet Necatigil’in Türk edebiyatçılarını tanımasına da vesile olduğunun altını çizen Yavuz, “Lisedeki edebiyat derslerimizde Behçet Necatigil aramızdan seçim yaparak bizi o zamanlarda İstanbul’da düzenlenen Edebiyat Matineleri’ne götürürdü. Onun sayesinde edebiyatımızın önemli isimleriyle tanışma fırsatı bulurduk.” dedi:
    Söyleşinin sonunda Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, Şair-Yazar Hilmi Yavuz’a teşekkür ederek Selçuk Üniversitesi’nin köstekli saatini ve Mevlana Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan ‘Gönle Yolculuk’ kitabını hediye etti.
    ZEKİ DURSUN
    http://euturkhaber.com/hilmi-yavuz-edebiyat-hatiralarini-selcukta-anlatti/




    Türkiye'nin şiir geleceğinden umutluyum / Hilmi Yavuz


    1 (6)

    Şair, yazar ve düşünür Hilmi Yavuz’un edebiyat hâtıralarını anlattığı toplantıya büyük bir katılım oldu. Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşan Yavuz, “Türkiye’nin şiir geleceğinden umutluyum.” dedi.
    ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde edebiyat hâtıralarını anlatan şair ve yazar Hilmi Yavuz, “Bugün şiirin, medeniyetimiz açısından revaca ihtiyacı var. Bizim entelektüel tarihimizin dışında kalmayan şiirler mağlup olmaz, geleceğe kalır.” dedi.
    Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri bir yaşayan değerimizi daha sevenleri ile buluşturdu. Şair ve yazar Hilmi Yavuz’un edebiyat hâtıralarını, nüktelerle ve sık sık güldüren anekdotlarla harmanladığı toplantıyı kalabalık bir kitle iki saat boyunca ilgi ile takip etti. Yavuz’un talebesi olan şair Ercan Yılmaz’ın takdimini yaptığı ve sık sık sorularıyla zenginleştirdiği program boyunca, Hilmi Yavuz, şiire bakışından, benimsediği şiir felsefesinden, dünyaya bakışından, ailesinden, içinde yetiştiği edebiyat çevresinden, etkilendiği veya sevmediği şair ve yazarlardan, megalomanlığından bahsederken, hakkında merak edilenlere dair bütün soruları içtenlikle cevapladı. Oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştiren Hilmi Yavuz, program sonunda okuyucularına kitaplarını imzaladı.
                Açılış konuşmasında Hilmi Yavuz’un birçok çevre tarafından saygı ve sevgi ile benimsendiğini anlatan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, “Hilmi Yavuz, çok önemli şair, yazar ve mütefekkir. Bunun ötesinde de bir gönül insanı. Duruşu, eserleri ve fikirleri bizlere ışık tutuyor ve kendisinden istifade edilecek çok şey var.” dedi. Yıllar önce Türk Edebiyatı dergisi için Yavuz ile bir röportaj gerçekleştirdiğini anlatan Yardım, şairin Cumhuriyet dönemi edebiyatını ve şiirini en iyi bilenlerden biri olduğunu söyledi.
                Takdimi gerçekleştiren Ercan Yılmaz, sözlerine Hilmi Yavuz’un çok sevdiği bir Beudelaire sözü olan “Sanki bin yaşındayım, o kadar hâtıram var.” ile başlarken Yavuz’un bin yaşında olmadığı halde sanki bin yaşındaymış gibi hâtıra biriktirdiğini belirtti. “Bende böyle bir izlenim uyandırması, onun bir hatırlama dahisi olmasından kaynaklanıyor.” diyen Yılmaz, Hilmi Yavuz’u tanıdıktan sonra dehanın hâfıza işi olduğuna inanmaya başladığını, Yavuz’un aynı zamanda muhabbet ehli bir insan olduğunu belirtti. Hilmi Yavuz’un Behçet Necatigil ile ilgili hâtıralarının kısmen yakın edebiyat tarihine de karşılık geldiğini sözlerine ekledi.

    NECATİGİL’İN HOŞGÖRÜSÜ SAYESİNDE ŞİİRİM DEVAM ETTİ
    Bir hayli hâtırası olduğunu vurgulayan Hilmi Yavuz, “Benim hayatım çok sıradan olmadığı gibi, hâtıra toplayacak kadar dolu geçti.” dedi. Öğrencilik ve hocalık döneminin de hayatında çok önemli kesitler olduğunun altını çizen Yavuz, babasının kişiliğinde ve edebî gelişiminde büyük rol oynadığını dile getirerek üzerindeki baba etkisini şöyle açıkladı:
    “Babam evde yüksek sesle şiir okurdu. Sesi çok güzeldi ve tilaveti de çok iyiydi. Divan şiirleri seçerdi hep. Ben ise 7-8 yaşlarındayken o şiirleri anlayamıyordum. Ama baba çok önemli bir kimlik. Onun yaptıkları önemli oluyor. Edebiyatla olan bağlantımın, önce babama duyulan hayranlıktan kaynaklandığını söyleyebilirim. Şiirin değerli olduğunun bilincindeydim. Necatigil’in önemli bir şair olduğunu kavradım. Ancak onun lisede hocam olduğu dönemde yazdığı şiirleri, daha o zamanlar bile benimsemezdim. Necatigil gerçek şiirlerini çok sonradan yazdı. Benim lisedeyken favori şairim o değildi. Fazıl Hüsnü Dağlarca favorimdi ve onu severek okurdum. Kendi şiir mecramı daha o zamandan belirlemiştim. İlk defa 14 yaşında iken Behçet Necatigil’e bir şiirimi götürdüm. Necatigil, çok kesik ve kesin konuşan biriydi. Şiirleri de sonraki yıllarda hayatıyla örtüştü ve daha kapalı hale geldi. Bana son derece hoşgörülü davrandı ve bundan aldığım güçle yazmaya devam ettim. Tarzlarımız farklı olduğu halde bana gösterdiği anlayışı, ben başkasına gösterebileceğimi sanmıyorum. 1950’li yıllar, çöl ikliminin hâkim olduğu zamanlardı. Entelektüel gelişim mümkün değildi. Hem sözlü hem de yazılı kaynak sıkıntısı çok fazlaydı. Çok zorlandığımız bir dönemdi.

                ŞİİR SEVERİM, ŞAİR DEĞİL…
    50’li yıllardaki meşhur edebiyat matinelerinden de uzun uzun bahseden Hilmi Yavuz, ilk matinenin Galatasaray Lisesi’nde gerçekleştirildiğini ve Behçet Necatigil’in edebiyat sevdalısı öğrencileri toplayarak bu matineye götürdüğünü ve hayranlık duyduğu şairleri yanyana oturuyor gördüğünde büyük bir heyecan yaşadığını anlattı. Bu matinelerin yıldızlarının Attilâ İlhan ve Özdemir Asaf olduğunu belirten Yavuz, o dönemdeki şairler hakkındaki izlenimlerini ve görüşlerini sıraladı:
    “Attilâ İlhan nevi şahsına münhasır bir insandı. ‘Üçüncü Şahsın Şiiri’ çok meşhurdu o dönem. Kendine özgü jest ve mimikleri vardı. Şiirleri, sesi ve karizması çok etkileyiciydi. Bilhassa geniş kitlelerce beğenilen şiirlerine yönelik tereddütlerim var. Çok şiir gibi değildir. Şiir beğenisi konusunda bir şaire bağımlı kalmamalı insan. Ben şiir severim şair değil. Özdemir Asaf’a gelirsek, o daha çok eğlenceli bir kimlikti. Onun da ‘Lavinya’ şiiri çok meşhurdu. Fazıl Hüsnü Dağlarca ise bir şiir dehasıydı. Yarım saatte sekizer dizeden oluşan 6 bölümlük bir ağıt yazdığına şahit olmuştum. Müthişti.”
    NÜKTELERİM KENDİME
    Bir röportajında çok tartışılan bir cümlesi üzerine de düşüncesini paylaşan Hilmi Yavuz, yıllar evvel yaptığı bu söyleşideki son sorunun “Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?” olması üzerine o sıralarda ödül almış kitabı için “Son elli yılın en iyi şiir kitabı” dediğini, söyleşi yayımlanınca insanların çok şaşırarak kendisini eleştirdiğini anlatarak, “İnsanlar artık nükte züğürdü. Ben orada kendimle dalga geçmiştim. Ama bu anlaşılmadı. Yahya Kemal döneminde şairler birbirine nükte yapardı ve normaldi. Ama sonraki dönemlerde bu yok oldu. O yüzden kendi kendime nükte yapıyorum.” dedi.
    “ORHAN PAMUK İYİ BİR ZANAATKÂR”
    Orhan Pamuk’un edebiyat sahnesine çıkışındaki payını da değerlendiren Hilmi Yavuz Pamuk’unCevdet Bey ve Oğulları adlı ilk kitabı ile Milliyet gazetesi roman yarışmasının birincilik ödülünü başka bir eserle paylaştığını ve bu seçimde kendisinin jüride olduğunu ve müspet oy verdiğini belirtti. Sonrasında kitabı yayımlayacağını yazılı olarak da beyan eden Milliyet Yayınları’nın kitabı yayımlamadığını ve Orhan Pamuk’un elindeki belgelerle aldırdığı mahkeme kararı ile romanı yayımlattığını anlatan Yavuz, “Orhan Pamuk, roman yazma zanaatını çok iyi bilen biridir. Zanaat romanın kurgusu ve kompozisyonudur. Ve bu öğrenilebilen bir şeydir. Pamuk çok iyi bir kurgu ustasıdır. Mükemmeldir. Ama tipler, karakterler, durumlar, eylemler ve insanın eşya ile ilişkisi onda hiç belirgin değildir.” dedi.
                ARTIK BİZİM ŞAİRLERİMİZ YETİŞECEK
    “Doğrucu Davut” tarafının ve düşüncelerini açıkça ortaya koymasının kendisine düşman kazandırdığını söyleyen Hilmi Yavuz, edebî alanda Osmanlı Türkçesinden yapılan çeviriler hususunda son derece rahatsız olduğunu, Türkiye’de müeyyide olmadığını, profesör titri taşıyan ve hatalarla dolu eserlere imza atan kişilerin sorgulanması gerektiğini belirtti. 1910 ve 15 doğumlu edebiyatçıların neredeyse tamamını tanıdığını kaydeden Yavuz şiir hakkındaki düşüncelerini şöyle aktardı:
    “Herkes şiirin arka plana düştüğünü söylüyor. Bu doğru. Oysa bizim edebiyatımız, şiir edebiyatıdır. İnsanımız derdini şiirle ifade etmiştir. Bu bir medeniyet meselesidir ve insanımızın kendini ifade etme imkânları geriye gittiği için şiir de geri planda kaldı. Bugün şiirin medeniyetimiz açısından revaca ihtiyacı var. Şiir belli şartlarda geleceğe kalma imkânı içeriyor. Geleneklerimiz bugüne dek tasfiye edilemedi. Şiirimiz de böyle olmalı. Bugün bir şair bir şiir yazacaksa hem bizim müktesebatımızı, hem de Avrupa şiir poetikasını temel alabilir. İkisini ayrı değerlendirmek bizim entelektüel tarihimizin dışında kalmak demektir. Böyle yazılan şiirler mağlup olmaz, geleceğe kalır. 80 kuşağı şairlerine emeğim geçti. Onlarla özellikle kendi şiir anlayışımızda, kendi entelektüel tarihimizin şairi olmaları gerektiğini söyledim. Allah’a şükürler olsun böyle bir hassasiyetim var şimdi. Hem Doğulu, hem Batılı olma meselesi benim için çok önemli. Bundan sentezi kastetmiyorum. Bir arada olmayı kastediyorum. Türkiye’nin şiir geleceğinden umutluyum. Şiirle ideoloji arasında açık bir ilişki kurulması taraftarı değilim. Necip Fazıl’ın dava adamına dönüştüğü 1934 yılından önceki dönemdeki şiirleri, gerçek şiirdir. Bence şair, dava adamı olduğunda şairliğinden çok şey kaybeder. Necip Fazıl, düzyazıda da büyük bir üstattı.”
    Prof. Dr. Suphi Saatçi, Prof. Dr. Rahim Tarım, Sait Yıldırımer, Emine Eroğlu ile kültür sanat çevrelerinden bir çok kişinin iki saat boyunca takip ettiği toplantının sonunda Ahmet Yüter’in duası dinlendi ve hâtıra fotoğrafları çekildi. Hilmi Yavuz yaklaşık yarım saat boyunca da kitaplarını imzaladı.
    http://www.eskader.net/bab-i-ali-sohbetleri/turkiyenin-siir-geleceginden-umutluyum.html


    Kitap ekleri reklama teslim, ‘eleştiri, çok zayıf!’
    Kitap ekleri reklama teslim,  ‘eleştiri, çok zayıf!’

    Türk Edebiyatı dergisinin 493. sayısı, “Nasıl Yazar Oldular? Nasıl Yazıyorlar?” başlıklı dosyasıyla okurlarla buluştu. Erhan Genç’in hazırladığı dosyada Hilmi Yavuz ile Tarık Tufan’ın cevapları yer alıyor. Her iki yazar, kitap eklerinin sadece tanıtım boyutuna sıkışmışlığını eleştiriyorlar


    Dünya Bülteni/ Kültür Servisi
    Dergide yer alan ve görece uzun söyleşilerde her iki yazar, şiir başta olmak üzere, edebiyat dünyasında eleştirinin yok denecek kadar azlığının kültür dünyası açısından zararlı olduğunu belirtiyorlar. Genelde kitap ekleri etrafında gelişen eleştiriler, bu eklerin kültürel dünyada ne kadar belirleyici olduğunun da bir işareti aslında.
    Hilmi Yavuz, gazetelerin kitap eklerinde şiir kitaplarının tanıtıldığını fakat bunun sadra şifa olacak nitelikte olmadığını söylüyor ve bu yazılar hakkında “Adet bulsun diye yazılıyor, kimse de okumuyor zaten” hükmüne ulaşıyor.
    Tarık Tufan, bizde “eleştiri alanının çok zayıf” olduğunu, gerçek bir eleştiri dili ve üslubunun olmadığını söyledikten sonra sözü, kitap tanıtma yazılarına getiriyor. Söyleşinin devamında Tufan, birkaç istisna dışında edebiyat eleştirisindeki “büyük boşluğun” yazıyla düşünmenin gelişimini engellediği kanaatini söyleyerek şöyle devam ediyor:
    “Birçok yazar hakkında yayınevinin piyasa değeri sayesinde bazı mecralarda yazı çıkabiliyor. Eserler hakkında çıkanlar reklam niteliği taşıyan değerlendirme yazıları. Bizim iyi eleştirmenlere ihtiyacımız var.”
    Tufan, söyleşinin son kısımlarında yazarların birbirleri hakkında yazmalarının önemine değinerek şu beklentisini açıklıyor:
    “Gönül ister ki kıymetli edebiyatçılar diğer edebiyatçıların yazdıklarına eleştiri yazıları yazsınlar. Hem hayattayken yazılırsa buradan faydalı tartışmalar çıkacağını umuyorum. Mesela Rus Edebiyatı’nın çok verimli olduğu dönemlerde, o dönemi kıymetli hâle getiren şeyin Rus edebiyatçılarının, eleştirmenlerinin birbirleri hakkında yazdıkları yazılar olduğunu düşünüyorum. Bizde (...) birbirlerini yok sayıyorlar. Beğenmedilerse de yazabilmeli. Böyle bir özgürlük alanı açabiliriz kendimize.”
    http://www.dunyabulteni.net/haberler/314814/kitap-ekleri-reklama-teslim-elestiri-cok-zayif

    Isparta'da 'şiirin dünü, bugünü ve yarını' söyleşisi


    Yeni Şafak | Aa | 03 Mart 2008
    Türk edebiyatının önemli kalemlerinden şair ve yazar Hilmi Yavuz, "Türkiye'de şair, hem batılı hem de doğulu olmayı başarabilmiştir" dedi.

    Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Türkçe Topluluğu tarafından "Şiirin dünü, bugünü ve yarını" konulu söyleşi düzenlendi. Hilmi Yavuz, söyleşide yaptığı konuşmada, modernleşme sürecine rağmen Türkiye'ye ait değerlerin yok olmadığını söyledi.

    Yavuz, "Türkiye'de şair, hem batılı hem de doğulu olmayı başarabilmiştir. Modern şiirimizin tarihinde geleneksel ve modern tarih birlikte yürütülmüştür. Yahya Kemal ve Ahmet Haşim bunun en güzel örneklerindendir" diye konuştu.

    Edebiyat tarihinin kronolojik sırayla öğretilmesinden yana olmadığını dile getiren Yavuz, edebiyat tarihini kavramsallaştırarak öğretmek gerektiğini vurguladı. Söyleşinin ardından Hilmi Yavuz, "Okuma Notları ve Felsefe Yazıları" kitaplarını imzaladı.

    Isparta'da 'şiirin dünü, bugünü ve yarını' söyleşisi Yeni Şafak | Aa | 03 Mart 2008



    ERCİYES ŞİİR GÜNLERİ YAVUZ İLE START ALDI





    Şairi Azam, Hilmi Yavuz, 'Şair ve Şiir' konulu konferans verdi.

    Kayseri Büyükşehir Belediyesi kültür-sanat faaliyetleri kapsamında bu yıl beşincisi düzenlenen 'Erciyes Şiir Günleri' ünlü şair - yazar Hilmi Yavuz'un verdiği 'Şiir ve Şair' konulu konferans ile başladı.

    Büyükşehir Meclis Salonu'nda düzenlenen konferansa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Yalçın, Erciyes Üniversitesi Rektörü Fahrettin Keleştemur, konuk şairler ile çok sayıda üniversite öğrencisi ve vatandaş katıldı.

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Oktay Durukan, insanlar gibi şehirlerinde kendisini diğer şehirlerden farklı kılan kimlikleri olduğunu belirterek "Erciyes, şiir ve şair birbirini en iyi anlatan bir bütün. Kayseri'ye sanat ve kültür anlamında bir kimlik kazandırmak amacıyla çalışmalarımıza devam ediyoruz. 4 yıl önce başlattığımız şiir şölenimizin bu yıl beşincisini düzenliyoruz" dedi.

    Durukan'ın konuşmasının ardından şair-yazar Hilmi Yavuz konferansına başladı. Günümüze kadar kalıcı olmayı başarmış şair ve yazarların bu başarısının ardında geçmişle kendi dönemlerini sentezleyerek birlikte yansıtmalarının yattığını ifade eden Yavuz, "Kalıcı olan şiir yazabilmek için Osmanlı'dan günümüze kadar geçen süredeki zihniyet değişimini iyi analiz etmek gerekir. Biz hem doğu, hem de batı kültürü arasında kamışız. O halde şiirlerimizde de hem doğu, hem de batı kültürünün izleri olmalı" dedi.

    Yahya Kemal ve Ahmet Haşim gibi şairlerin şiirlerinde hem Türk hem de Avrupalı şairlerin ifade tarzlarından izler bulunduğunu kaydeden Yavuz, "Onları ölümsüz kılan ve bugüne taşıyan en büyük özellikleri hem doğu hem batı, hem geleneksel hem de modern kültürü edinmeleridir. Özetle söylemek gerekirse sahih şiir geçmişle geleceği birlikte taşıyan, hem modern hem de geleneksel kültürden beslenen şiirdir" şeklinde konuştu.

    Konferansın ardından Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Yalçın katılımları nedeniyle günün anısına şair-yazar Hilmi Yavuz'a bir şilt verdi.
    http://www.kayseri.bel.tr/web2/index.php?mact=News




    Sn. Hilmi YAVUZ ile Cumartesi Buluşmaları

    "DİN, MEDENİYET, KÜLTÜR ve DİL "


    HİLMİ YAVUZ KİMDİR?

    Konuşmacı

    Hilmi YAVUZ

    17.11.2012 (Cumartesi) Saat: 13:00' da TÜRKİYE DİL ve EDEBİYAT DERNEĞİ'nde Sn. Hilmi Yavuz ile "Cumartesi Buluşmaları" yoğun katılım ve büyük ilgi ile gerçekleşti.























    Hilmi Yavuz İle "Fatih ve Şiir"

    Hilmi Yavuz: Günümüzde şiirin yerini ithal roman ve öykü aldı


    70. yaşının eşiğinde Hilmi Yavuz’a saygı

    70. yaşının eşiğinde Hilmi Yavuz’a saygı





    Şair Hilmi Yavuz: ‘güzellik Eğitimine İhtiyacımız Var’
    hilmiyavuz3.jpg



    Hilmi Yavuz, Zaman'ı Ziyaret Etti,

    Yazar Hilmi Yavuz SDÜ'de şiiri anlattı,

    Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi(SDÜ) Türkçe Topluluğu tarafından 

    yazar ve şair Hilmi Yavuz'un konuşmacı olarak katıldığı 'Şiirin dünü, 

    bugünü ve yarını' konulu bir söyleşi düzenlendi.











    Hilmi Yavuz: Yaşar Kemal'e Nobel Ödülü Verilmeliydi,

    Hilmi Yavuz: Ney, En Güzel Simgelerden Biridir,

    Yavuz'dan 'Edebiyat Hatıraları' Konferansı,

    Siirt'te, Şair Yazar Hilmi Yavuz İçin Saygı Günü Düzenlendi,

    Dünya Mısraları Küçükçekmece'de Yankılandı,


    İstanbul 40 Yıldır Şiire Hasret,

    Şair-yazar Hilmi Yavuz: Cumhuriyet Aydınları 2. Meşrutiyet Dönemi Aydınlarını Örnek Almalı,

    Hilmi Yavuz, Omü'lü Öğrencilerle Bir Araya Geldi,



    Şair Hilmi Yavuz'a Doğum Günü Sürprizi,





    “HİLMİ YAVUZ  VE SANATI”  ELE ALINDI




    Ünlü şair Hilmi Yavuz’un anlamlı ziyareti



    Hilmi Yavuz: Cumhuriyet, Osmanlı'yı Düpedüz Taklit Etti,


    EGO\; kaç kaçabilirsen?..



    İSLAM MEDENİYETİ AYNI ZAMANDA ESTETİK BİR MEDENİYETTİR















    Edirne’de Hilmi Yavuz günleri








    Hilmi Yavuz Lise Öğrencileri ile Bir Araya Geldi







    http://www.epruli.com/magazin/hilmi-yavuz-degerlerimize-sahip-cikmiyoruz-569.html

    Hilmi Yavuz şiiri Alman okurla buluştu







    Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder