2 Temmuz 2015 Perşembe

Hilmi Yavuz ile konuştuk

Günümüz Türk Edebiyatının saygın isimlerinden biri Hilmi Yavuz. Bir aydın, bir yazar, aynı zamanda bir hoca olan Hilmi Yavuz ile Beyoğlu’nda yaptığımız söyleşide şiirlerini, sanat hayatını, özel yaşamını ve 28 yıldır yaşadığı Beyoğlu’nu konuştuk.
Hilmi Yavuz
Türk Edebiyatı’nın bugünkü temellerini atan en önemli isimlerinden birisisiniz. Bir yol gösterici olarak  edebiyatla olan serüveniniz ne zaman ve nasıl başladı?
Edebiyata olan ilgim özellikle ortaokul yıllarında başladı. Ben, dediğim gibi başta Ömer Seyfettin olmak üzere hem çocuk edebiyatına yakın duran hem de edebiyata yakın duran yazarlardan yola çıkan bir okuma sürecine başladım. Şiirle olan yakınlığım daha çok lise yıllarında başladı. Bunda edebiyat öğretmenim olan Behçet Necatigil’in çok belirleyici bir rolü olduğunu her zaman söylemişimdir. İlk şiirim de, Hocam Necatigil’in önderliğinde hazırladığımız bir okul dergisi olan, ‘Dönüm’ dergisinin, 15 Aralık 1952 tarihli, sanıyorum 2. ya da 3. sayısında yayınlandı. Adı da ‘Sabahların Türküsü’ydü.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzYahya Kemal, Ahmet Haşim, Behçet Necatigil, Âsaf Halet Çelebi üslûbunun taşıyıcısısınız. Tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Benim kendime ait bir poetikam var. Yani kendime göre bir şiir anlayışım var. Bu da şudur: Bir ülkenin şairinin şiiri o ülkenin medeniyet tarihi ile ya da entelektüel tarihi ile ya da zihniyet tarihi ile birebir örtüşme durumunda olmalıdır. Tekabülle ilişkisi kurulmalıdır. Ne demek bu? Bizim medeniyetimiz ya da bizim zihin tarihimiz 19. yüzyıldan itibaren hem modernleşme hem de geleneksel olma konumunu muhâfaza eden bir zihniyet tarihidir.
Yani 19. yüzyılda modernleşme mecrasına girilmiş olmak geleneksel olanı bizim hayatımızdan tümüyle tasfiye edilmiş olması anlamına gelmiyordu hiç şüphesiz. Dolayısıyla bir takım radikal dönüşümler yaşansa bile Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu durum yani, hem geleneksel hem de modern bir toplum olma konumumuz devam etti. Ben de diyorum ki bugün Türkiye’de sahih şiir yazılacaksa bu şiir hiç şüphesiz bu zihniyet tarihi ile birebir örtüşme içinde olmalıdır. Yani şair, hem Batı’nın modern müktesebatını yani, Batı’nın özellikle sembolizm ve sembolizm sonrası şiir müktesebatını hem de bizim geleneksel müktesebatımızı birlikte edinme durumundadır.
Nasıl zihniyet tarihimiz bize hem gelenekselsiniz hem modernsiniz diyor idiyse, şiir tarihimizin de bize bunu söylemesi gerekir. Türkiye’de bugün şair, ben modern oldum, modern batılı bir şairim benim geleneksel olanla hiçbir ilgim yok, ben sadece Goldoni okurum, Shakespeare okurum, derken ne kadar gayrisafi bir konuma düşüyorsa bunun tersi de aynı ölçüde gayrisafi konuma düşüyor. Yani benim Batı’yla ne ilişkim olacak ben geleneksel bir adamım, sadece Fuzulî’yi, Bakî’yi, Nedim’i, Yahya Kemal’i okurum derken de dediğim gibi aynı ölçüde gayrisafi konuma düşüyor. Bu mesele benim poetikamın da temel vurucu ilkesini teşkil ediyor. Benim şiirimde hem Batı’nın şiirinin olmasını istiyorum yani hem batılı şairlerden edinebildiklerimizi yansıtmak istiyorum hem de geleneksel olarak bizim şiirimizi yansıtmak istiyorum.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzEn çok ne olarak anılmaktan hoşlanıyorsunuz? Şair mi, yazar mı yoksa üniversitede hoca olarak mı?
Ben hem üniversite hocalığımı hem de şairliğimi önemsiyorum. Ve o ikisini de çok iyi yaptığımı düşünüyorum. Aslında tekrarlamama gerek yok. Başka bir sürü şeyi kötü yaptığım için onları iyi yaptığımı söyleyebilirim. Beni bir de öğrencilerimden dinlemek lazım.

Şair Hilmi Yavuz 60 yıldır şiir yazıyor. Peki, en çok nelerden ilham alıyor?  Mesela İstanbul size ilham verir mi?
İlham sadece ilk dizedir. Onun dışında kalanlar çalışmadır. Dolayısıyla o ilk dizenin neyle ilgili olduğunu önceden bilmemiz mümkün değil. Yani bu İstanbul ile ilgili olabilir, başka herhangi bir şeyle ilgili olabilir. Hiç belli olmaz. O ilham dediğimiz şeyin bize nasıl hangi bağlamda geleceği konusunda bir şey söylenemez.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzKaç yıldır Beyoğlu’nda yaşıyorsunuz? Burayı tercih etmenizin özel sebepleri var mı?
1985’ten beri Beyoğlu’nda yaşıyor ve ikamet ediyorum. Ama İstanbul’un merkezi bir yerinde olması, her yere yakın olması olabilir, çünkü gerçekten metropolün merkezi burası. Taksim. Taksim de Beyoğlu demek zaten. Gençlik yıllarında Beyoğlu’na çok gelmişliğim vardır tabii. Rahmetli Sezer Tansuğ’un da dediği gibi, İstiklal Caddesi’ni kazımak derdi hep o, volta atmaya. Tünel’le Taksim arasında gidip gelmek. Burada oturuyorum. Benim için çok önemli bir mekândır burası. Belli birtakım alışkanlıkları olan ve bu alışkanlıklarından da çok fazla taviz vermek istemeyen belki biraz muhafazakâr bir yanım da var. Bağlandığım birtakım şeyleri bırakamam kolay kolay.
Hilmi Yavuz
Peki, 28 yıl öncesine gidersek şimdiki Beyoğlu ile eski Beyoğlu arasında ne gibi farklılıklar gözünüze çarpıyor?
Gümüşsuyu’nda yaşıyorum ben. Gümüşsuyu’nda çok büyük bir yapılaşma olmadı, dolayısıyla bu konuda benim herhangi bir şikâyetim olamaz. Ancak evim, hem ilk oturduğum ev hem de şimdi oturduğum ev, ikisi de Gümüşsuyu’ndaydı. Park Hotel’e çok yakın mekânlardı
Dolayısıyla önce Park Hotel’in yıkılışına daha sonra inşasına sonra da tekrar yıkılışına ve şimdi yeniden yapılışına tanık olmak gibi bir talihsizliği yaşadım. Geceleri uyuyamadık, yani bu konuda İstanbul’un genel olarak çok gürültülü olduğunu düşünüyorum. Şimdi zaman zaman sıklıkla buraya geliyorum. Eski Beyoğlu şartlarıyla şimdiki şartlar aynı değil tabii. Şimdi daha kalabalık Beyoğlu.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzŞiirlerinizi okuduğumda en çok “YAZ” sözcüğüyle karşılaştım. “Kalbim! Durma yetiş eski yazlara! Nedense bir durgunluk var saatlerde” diyorsunuz “Annem ve Akşam” şiirinizde… Peki, o günleri özlüyor musunuz? Eski yazları eski akşamları mesela?
Hem de nasıl. Benim için yazların çok ayrı bir anlamı var. Kendimi kendime ait hissettiğim mevsim, yaz mevsimidir. Onun dışında hiç kendimi kendime ait hissetmiyorum. Hani ilkbahar olsun, kış olsun hep sanki başkaları için var olmuşum izlenimi edinmişimdir.
Hâlbuki yaz aylarında ben hep kendimin olurum ve bunun, kendi başına olmanın ya da kendisi için var olmanın lezzetini yaşarım. O yüzden benim için yazların çok büyük bir önemi vardır. Ama tabii eski yazların. Şiirlerde belli bir nostalji var. Eski yazlar nerede? Saatler durgun. Artık bizi eski yazlara götürmüyor. Özellikle çocukluk yıllarım benim Anadolu’da geçti. Çocukluk yazlarının serazat, sorunsuz hayatın ya da yazların tamamen oyun olarak alımlandığı bir yaşam... Hatıralar şairdir, diyor büyük Fransız şair. Hatıralar şair hakikaten.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzBir gününüz nasıl geçiyor. Fırsatını bulunca neler yaparsınız en çok?
Bu o güne bağlı. Yani mesela cumartesi, pazar, pazartesi, salı yani haftanın her günü için benim ayrı bir programım var. Mesela tatil günlerimde sabitlenmiş bir durum söz konusudur. Benim iki oğlum var. Biri 42, öbürü 41 yaşında, ikisinden de erkek torunlarım var. Bizde kız yok maalesef. Onlarla hafta sonları birlikte olmayı çok istiyorum. Özellikle torunlarımla birlikte olmayı çok istiyorum. Büyük torunum çok cin fikirli. 9 yaşında. Bana da zaten zaman zaman Hilmi Hoca, diyor. Aynı şekilde Hilmi Hoca masalları da yazıyor. Hafta sonları öyle. Genellikle tatil günlerinde geceleri geç yattığım için geç kalkıyorum.
Kahvaltımı asistanımla, kızımdan farksızdır, birlikte Cihangir’de Savoy’da yapıyorum. Bunlar benim için sabitlenmiş şeylerdir. Ben aslında zamanın değişiyor olmasına her şeyin aynı kalmasıyla direnmek istiyorum. Mesela Bodrum’a gittiğim zaman aynı otelde aynı odada kalmak isterim, aynı yerden denize girerim öğle yemeklerinin özellikle hatta zaman zaman akşam yemeklerini aynı yerlerde yerim. Yani zamanın değişmesine karşı dirençliyim, madem ki saatleri durduramıyoruz öyleyse sabit kalan bazı şeyler olsun hayatımda istiyorum ve bu beni müthiş rahatlatıyor. Buraya yani Beyoğlu’na gelmek de rahatlatıyor.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzBir dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı görevini de üstlendiniz. Başkanlığınız sırasında gerçekleştirdiğiniz İstanbul’un kültür sanat hayatına yön veren çalışma ve girişimlerinizden bahsedebilir misiniz? Bugünkü çalışmalar sizi keyiflendiriyor mu?
Bir kere zaten yani biz iktidara gelinceye kadar Belediye’de kültür işleri hemen hemen bağımsız bir birlik gibi çalışmıyordu. Gerçi Kültür Daire Başkanlığı vardı ama bu Daire Başkanlığı’nın merkezi, makamı Florya’daydı. Ve daha çok kültür işleri deyince, Belediye görevlilerinin yaz aylarında hangi Belediye’ye ait hangi lojmanlarda kalacaklarının önceden tespiti gibi birtakım işlerle meşgul olduğu için zaten Florya’daymış hep. Benim Daire Başkanlığım döneminde şimdi büyük bir şirket olan Kültür A.Ş. kuruldu. Darülaceze’ye ait olan bir apartmanın 4 odalı bir katında faaliyete başladı. Şimdi galiba 6-7 katlı büyük bir apartmanda görev yapıyor. Ve orada biz çok önemli işler yaptık.
Hilmi Yavuz Dediğim gibi bu bunlardan bir tanesidir. Şiir festivalini düzenledi. Onun yanı sıra sürekli kitap yayınlama var. Kültür A.Ş. yayınları var. Benim görevli olduğum dönemde aşağı yukarı 20 ya da 30 takviye yayınlanmıştır. Son derece seçkin kitaplardır. Atatürk Kitaplığı’nı birçok işlevli bir kültür merkezine dönüştürdük. Küçük konferans odasının tam karşısında bir başka oda vardı. Orası kilitliydi. Orayı depo gibi kullanıyorlardı. Orayı boşalttım.Orasını bir resim galerisi haline getirdim. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nu yine böyle bir resim salonu haline getirdik. Burada, Taksim’de hemen THY’ye gelmeden bir sanat galerisi vardı. Orayı büyüttük. Yanında 2-3 tane bina vardı, daha doğrusu dükkân vardı, onları, kiracıları çıkarttık, orasını galeri yaptık.
Bir sürü başka şey de yaptık. Gülhane Parkı’nı festivaller vesaireler yani çok şey yaptık. Birkaç yerde tiyatro çıktı. Gaziosmanpaşa’da. Benim Kültür İşleri Daire Başkanlığı dönemim, bunu rahatlıkla söyleyebilirim, İstanbul’da Belediye’nin kültür faaliyetleri bakımından en verimli olduğu dönemdir.
Hilmi Yavuz
Beyoğlu Belediyesi’nin edebiyatla alakalı, gençleri teşvik eden birçok projesi oluyor. Bunları takip etme fırsatınız oluyor mu? Örneğin Sahaf Festivali’ni gezme fırsatınız oldu mu? Bunları yararlı görüyor musunuz?
Gezdim. Yani benim, ayıptır söylemesi bir hayli kitabım vardır. Zaten benim küçük oğlum der ki babam evde yaşamıyor. Jimnastikhane ile kütüphanede yaşıyor. Yürüme bandı ile kitaplardan başka bir şey yok zaten benim salonda, dolayısıyla eski bir bibliyoman olduğum için kitap meraklısı kitap toplayan birisi olduğum için sahaflar beni daima çok yakından ilgilendirmiştir. Beyoğlu ve Beyazıt sahaflarından başlayarak çocukluk yıllarımız hep orada geçti. Kitapların içinde.
Hilmi Yavuz
Hilmi YavuzBelediye Başkanımızın Beyoğlu’na katkılarınız nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi aslında Beyoğlu Belediye Başkanı olmak kolay iş değil bana sorarsanız. Çünkü burada talepleri çok yüksek ve bu taleplerinde çok ısrarlı insanlar yaşıyor. Dolayısıyla bu şehirde bu şehrin Beyoğlu kesiminde insanları memnun etmek çok kolay değil. Onun için ben özellikle Büyükşehir’in yapması gereken bazı şeylerin öne çıktığını düşünüyorum. Mesela şu İstiklal Caddesi. Ana arter olduğu için biliyorsunuz, Beyoğlu Belediyesi’nin yetki alanında değil. Büyükşehir’in yetki alanında ama İstiklal Caddesi’nin bir şekilde, nasıl yapılacağını bilmiyorum, ıslah edilmesi gerekiyor.
Ben yürümeyi çok severim. Bu şehir artık yürünmez bir şehir olmuştur maalesef. Eskiden işte rahmetli Sezer Tansuğ’un söylediği gibi, biz İstiklal Caddesi’ni kazırdık. O, yürümeye, volta atmaya kazımak derdi. Ama şimdi İstiklal Caddesi’nde yürümek mümkün değil. Ya bir omuz darbesiyle ya bir sırt çantası darbesiyle bir yerlerinin incinmesi ya da morarması kaçınılmaz. Tabii bu belediyenin yetki alanına giren bir şey değil. Oraya girenlerin sayısını tespit etmek gibi bir saçmalık önermiyorum. Dedim ya insanları memnun etmek gibi zor bir görevi var Başkan Bey’in.

Hilmi YavuzSon günlerde ne üzerinde çalışıyorsunuz? Hilmi Yavuz hayranlarını neler bekliyor?
Benim son 4-5 yıl içerisinde katıldığım birtakım sempozyumlar var ve sempozyumlara verdiğim tebliğler var. Uzun tebliğler onlar. Mesela Evliya Çelebi’yle ilgili sempozyum yapılıyor onunla ilgili bir tebliğ var. Gazi Üniversitesi’nde var, İstanbul Üniversitesi Ahmet Hamit Tanpınar’la ilgili bir sempozyum vardı oraya bir tebliğ verdim. Mimar Sinan Üniversitesi’nde yine Ahmet Hamit Tanpınar’la ilgili bir tebliğim var. Tekirdağ Üniversitesi Namık Kemal sempozyumu yaptı. Yine Gazi Üniversitesi Divan Edebiyatının Dili başlıklı bir sempozyum yaptı. Bu sempozyum bildirileri çok uzun bildiriler. Yani bilimsel makaleler onlar. Onları bir kitapta toplayacağım. İşte dipnotlarını yerli yerlerine yerleştirmeye çalışıyorum. Ve benim defterlerim vardır. “Geçmiş Yaz Defterleri” ve “Bulanık Defterler” diye iki kitabım yayınlandı.
Hilmi Yavuz Şimdi inşallah yeni baskıları da çıkacak. Yapı Kredi’de. “Geçmiş Yaz Defterleri” ve “Bulanık Defterler”den sonra bir üçüncü defteri bu yaz inşallah tamamlamak istiyorum. Çünkü ben ancak yazları kendimle olabildiğim için ve kendimle var olabildiğim için ancak yazları çalışıyorum. Gazeteye yazdığım yazılar öyle değil. Onu İstanbul’da pekâlâ yazabiliyorum. Bu tür şeyleri ben ancak tatil aylarında yapıyorum. O yüzden zaten yaz tatili iki ay biçimdedir. Başka türlü ne dinlenebiliyorum ne de doğru bir şeyler üretebiliyorum. Bunun için yani zihnen, bedenen ve ruhen ciddi bir dinlenmeye ihtiyacım var. Yani gerçekten iki aylık süre olmasa, geriye kalan 10 ayı çıkaramam. Bunun için böyle. Tasavvufi tabirle söylemek gerekirse, tatmin edilmiş bir nefisle Bodrum’dan dönebilmem için hem dinlenmeye hem de bu bütün söylediğim şeyleri kendim için yazabilmeme ihtiyaç var.

*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder