6 Temmuz 2015 Pazartesi

Hilmi Yavuz narsist midir?



“Hilmi Yavuz narsist midir?” sorusunu cevaplandırabilmek için bu konunun uzmanı doktor olmak gerekir. Bu da yetmez, Hilmi Yavuz’u ve O’nun eserlerini tüm yönleriyle incelemek gerekir. Biz, ne konunun uzmanıyız ne de Hilmi Yavuz’u tüm yönleriyle inceledik. Açık deyişle bu yazıyı Hilmi Yavuz’un narsist olup olmadığını tespit için değil, bu konudaki merakımızı gidermek için kaleme alıyorum.
Merakıma sebep olan, daha doğrusu benim “Hilmi Yavuz narsist midir?” sorusunu sormama sebep olan Bahtiyar Aslan’ın bir cümlesi olmuştur:

“ ‘Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz’ sempozyumunda, sadece Hilmi Yavuz’un şiiri değil; hocalığı, mizahı, gazeteciliği, denemeciliği, düşünce yazıları da konuşuldu.
...
Yrd. Doç. Bahtiyar Arslan’ın sunumu ise ufak çaplı bir tartışmaya kapı araladı. ‘Hilmi Yavuz Şiirinde Hilmi Yavuz’ başlıklı tebliğinde Arslan, şairin çoklu kimliğine dikkatleri çekerken, Yavuz için, ‘narsist’ tespitinde bulundu. Oturum başkanı Omay ile nükteli bir atışmaya da yol açan Arslan’ın sunumundan sonra...”[i]
*
Ön bilgi olarak narsizmle ilgili birkaç alıntı okumakta yarar görülmektedir :

“Narsistik kişilik bozukluğu tanı kriterleri nedir?

Aşağıdaki kriterlerin beş tanesinin ya da daha fazlasının bir arada olması halinde kişiye narsistik bozukluk tanısı konulabilir.

·         Kendisinin çok önemli olduğunu düşünen kişiler
·         Sürekli olarak sınırsız güzellik, zeka, güç veya kusursuz sevgi üzerine kafa yoran kişiler
·         Her zaman beğenilmek isteyen kişiler
·         Kendinin eşi bulunmaz biri olduğunu düşünen kişiler 
·         Kendinin kayırılacak biri olduğunu düşünen ve hak kazandığını zanneden kişiler
·         Başkalarını kendi çıkarları için kullanan kişiler
·         Başka insanların duygularını anlamada isteksiz kalan, empati yapamayan kişiler
·         Başkalarını kıskanan ya da başkalarının onu kıskandığını düşünen insanlar
·         Kendini beğenmiş ve küstah bir kişiliğe sahip olan kişiler”[ii]
*

“Bu (narsist) kişiler çoğunlukla başkalarının kendilerini nasıl algıladıklarına dikkat ederler, dolayısıyla değerli, üstün saydıları, özel yada yüksek statüye sahip insanlar ile olarak kendi değerini arttırmaya çalışırlar.

Narsistik kişilerin başkaları ile olan ilişkileri sorunludur çünkü aşırı ilgi ihtiyaçları ve başkalarının duygu ve düşüncelerini umursamamaları yüzünden insanlar uzaklaşırlar. Sosyal olarak aktif, keyifli ve cazip olabilirler fakat insanlara karşı sorumsuz ve kibirlidirler.”[iii]
*

“Çağın hastalığı: Narsisizm

Kişilik bozuklukları içinde en sinsi olanı ‘narsist kişilik bozukluğu’dur.

Zira kişi, narsist olduğunu bilmez. O kendini beğenerek değil, insanları yetersiz bularak kendini yüceltir.

Nedir narsist kişilik bozukluğu? Kişinin kendini ‘bir şey’ zannetmesi hâlidir. Kendini beğenme, başkalarını yetersiz bulma hastalığına yakalanmasıdır. 

Araştırmalara göre, toplumların yüzde 1’inin narsist kişilik bozukluğu taşıdığını biliyoruz.

Yüzde 1 az gelmesin sakın, zira böylesi kişiler duyarsızlıklarından elde ettikleri güç ile toplumda kolay yer edinir. Etraflarında zayıf kişilere tesir eder ve onları istediği gibi kullanırlar ve genelde başarılıdırlar. Ancak bu, başkalarını ezmek ve duyarsızca yaşamaktan kaynaklandığı için, gerçek bir başarı değildir.”[iv]
*

Arslan’ın sunumunu okumadım, açık deyişle Arslan’ın Hilmi Yavuz’un “narsist” olduğu kanısına nasıl vardığını bilmiyorum. İnsan bilmediği bir konuda yazmaz elbet, bu rağmen yukarıda da belirtildiği üzere merakımızdan yazıyoruz. Biz, acaba, Arslan ne yazdı veya bu konuda ne yazılabileceğini düşünüp yazıyoruz:

Arslan, Hilmi Yavuz’un Zaman’da çıkan “Bursa'da çocuk Narkissos ve yaşlı Dionysos”başlıklı köşe yazısındaki “Hilmi Yavuz'un kendini bir Nergis (ya da, Narkissos) olarak kavradığı çocukluğundan...” cümlesinden hareketle Yavuz’a narsist demiş olabilir:

“'Babam Orhangazi'deyken, 1940'lar olmalı, Bursa'ya çok giderdik, kaplıcalara, annemin ayaklarına iyi geliyordu, bir keresinde Feride halamı görmeye gittiğimizi anımsıyorum. Sanırım, eniştemle sorunları vardı halamın, babamla konuşmak istemiş olmalı, Hüsnüyusuf Oteli'nde, otelin adı buydu, belleğim yanıltmaz beni, kalıyordu halam, bir öğleden sonrası duruyor imgelemde, babam, annem, halam çay içiyorlar konuşarak otelin bahçesinde, ağaçların içinden alabildiğince Bursa Ovası görünüyor; –sonyaza duruyor olmalıdır, uzağındayım masanın, bahçedeki havuza bakıyorum: Yapraklar duruyor suyun yüzeyinde ('hayalinden bakar puşide–i evrak olan havza') orada yüzümü görüyorum. Sanki ilk kez! Havuza uzatıyorum ellerimi, yüzümün imgesini kavrayıp suda, yüzümün imgesiyle yüzümü yıkamak diliyorum! Yapraklar vuruyor yüzüme, belki ceviz yaprakları, altın sarısı, yassı ve damarlı görünüyor.
Otelin adı: 'Hüsnüyusuf Oteli'!..
Çocuğun, kendini Narkissos olarak kavradığı mekânın 'Hüsnüyusuf Oteli' olması?'
Hilmi Yavuz'un kendini bir Nergis (ya da, Narkissos) olarak kavradığı çocukluğundan, Erguvan olarak kavradığı yaşlılık yıllarına uzanan günlerinde Bursa, yine gelir o bellek mekânına yerleşir.” [v]
*

Hilmi Yavuz’un bazı sözleri ve yazıları da narsistliği hatırlatır mı?

“İyi ki şair olmuşum

(Yasemin Bay) 60 yıla baktığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

(Hilmi Yavuz) Aslında şair kendi yaşamında yaptıklarının eskilerin deyişiyle mürvetini görmüş olmalı. Eskiler ‘marifet iltifata tabiidir’, ‘müşterisiz meta zaidir’ derler. Düşünebiliyor musunuz kimse sizin edebiyatınızla ilgilenmiyor... Böyle bir durum söz konusu değil Allah’a şükürler olsun. Benimle ve edebiyatımla ilgilenen, ona belirli bir değer atfeden, önemseyen insanlar var. Bu tabii beni çok mutlu ediyor. Yaptığım işin heba olmadığını düşünüyorum. O yüzden kendimi bahtiyar hissediyorum gerçekten. İyi ki de şair olmuşum diye düşünüyorum.

(Yasemin Bay) Siz aynı zamanda da neredeyse 40 yıldır hocasınız. Hocalık size neler kattı?

(Hilmi Yavuz) Hoca olarak 40 yılımı verdim ve o insanların üzerinde emeğim var. Bu emeğin tanınması şiirim üstüne yapılan övgüler kadar hatta belki daha fazla beni mutlu ediyor. Çünkü gerçekten hocalığı çok seviyorum. “Ben iki şeyi çok iyi yapıyorum. Bir kere çok iyi bir şairim ve çok iyi bir hocayım,” demiştim. Bunu dinleyenlerden biri “Hocam bunu siz söylemeyin, biraz tevazu sahibi olun” deyince ben de demiştim ki “O kadar çok şeyi kötü yapıyorum ki Allah rızası için bırakın şu iki şeyi çok iyi yaptığımı söyleyeyim.”Yasemin Bay, İstanbul

http://www.milliyet.com.tr/-iyi-ki-sair-olmusum-/gundem/gundemdetay/25.12.2012/1646570/default.htm

*
“Kendi semamım tek yıldızıyım

(Dinç Çoban)- Bir yazınızda şairlerin birbirleri hakkında kötü konuştuklarını yazdınız. Bu niye böyledir?
(Hilmi Yavuz) -Bunun psikolojisini bilmem ama kimileri, 'sanatçıların egoları yüksektir' diye izah ediyor. Kendilerinden başka kimseyi bilmezler aslında. Necip Fazıl'a birisi, 'Dünyanın en büyük iki şairi' demiş, rahmetli, 'Diğeri kim?' diye sormuş. Herkes kendi semasında tek yıldız olmak istiyor. Rahmetli Cemil Meriç'in İbn-i Haldun için söylediği bir sözdür. Egosu olsun ya da olmasın bir şairin başka bir şair için iyi şeyler söylemesi kural dışıdır. İyi şeyler söyleyen varsa onların içtenliğinden kuşkulanırım.

...

(Dinç Çoban) - Bu söylediğiniz hiç de yapıcı durmuyor ama.
(Hilmi Yavuz) -Öyle ama oyunun kuralı bu. Mesele ego meselesi değil.

(Dinç Çoban)- Kurulan bir oyunda olmak rahatsız etmiyor mu sizi?
(Hilmi Yavuz) -Kural bu. Ama şunu da düzelteyim, bir şair başka bir şair için iyi şeyler söylüyorsa bunun içtenliğinden şüphe ederim diyorum. Bu genel kuraldır ama istisnalar hep vardır.

(Dinç Çoban) - En beğendiğiz şair kim?
(Hilmi Yavuz) -En beğendiğim şair Hilmi Yavuz. Başka türlü bir cevap samimi olmaz. Ben de kendi semamın tek yıldızıyım.

(Dinç Çoban) - O zaman ortalık yıldızdan geçilmiyor olmayacak mı?
(Hilmi Yavuz) -Kesinlikle doğru. Geçilmiyor. Geçilmesin de zaten. Ben kendi semamın içinde çok mutluyum.


(Dinç Çoban) - 'Hilmi Yavuz geleceğe kalacaktır çünkü' dersem cümleyi nasıl tamamlarsınız?'
(Hilmi Yavuz) - Çünkü kendi entelektüel tarihini doğru temsil eden bir şiir yazıyor da ondan' derim.[vi]

*

Hilmi Yavuz’un “Kendi semamım tek yıldızıyım.” deyişini yanlış yorumlamamak gerekir. İnsan biriciktir. Her eser de kendine özgüdür. Açık deyişle insanlar da, eserler de kıyaslanamaz. Herkes kendi semasının tek yıldızıdır. İhtimaldir ki bu konuyu çok iyi bilen felsefeci, şairimiz bu gerçeği hatırlatıyordur. Hilmi Yavuz, birçok söyleşide, konuşmada kendini övüyor gibi gözüküyorsa, ama anlayan anlar kabilinden, konuya açıklık getirmiyordur.
*
“Hilmi Yavuz’la ilgili bir bilgiyi aktarayım. Kendisi nasıl biridir, daha iyi anlarsınız.
Ne kadar entelektüeldir ya da ne kadar iyi şairdir orasını bilemem, ölçecek kapasitede değilim. Ama sırtını her zaman sağlam yere dayadığını iyi bilirim.”[vii]
*
“Hilmi Yavuz edebiyat âlemini kızdıracak

Hilmi Yavuz'a göre İsmet Özel kötü şair, Enis Batur vasat, Dağlarca ise  Nobel'i hak ediyor; Livaneli yalancı şöhret, İlhan Selçuk cuntacı, Ece Ayhan çıkmaz sokak.
...
*

Hilmi Yavuz, “Naipaul konusunda nasıl linç edildim?”başlıklı yazısında “Şimdi, Hilmi Yavuz'u linç etme kampanyasının oyuncularını görelim” diyerek birçok yan ve alt başlık altında Ahmet Hakan, Ruşen Çakır, Ömer Lekesiz, İsmet Özel, Aslı Aydıntaşbaş, Ezgi Başaran, Bülent Somay, Sedat Ergin, Bülent Somay, Sedat Ergin, Nazlı Ilıcak, Rıza Zelyut, Alper Turgut, Cem Akaş isimlerini sayıyor ve açıklamalarda bulunuyor. [viii]
*
...

Revaca ne ihtiyacı var onun, köhne meta mıdır ki? Sadece kendi hükmünce Bedreddin'dir ama herkes kendi hükmünce Bedreddin'dir.
O yüzden Yavuz da eleştirilir. Fakat derhal eleştirinin "yaralayıcı" olduğunu söyler, edep dairesinden taştığını iddia eder. "Linç edildim" der, mağdur rolüyle etrafındakileri dağıtmak için. Nitekim son olarak modası geçmiş ve bilmediği bir konuda ettiği laflara, üstelik çok saygılı, bir yanıt alınca aynı tutumu sergilemiş, bakarken gördüm. Ömer Lekesiz (böyle bir konuda izin almadan adını zikrettiğim için kendisinden özür dilerim), ona tokat gibi ama sehl-i mümteni sayılması gereken bir yazı yazınca gene aynı tutum içine girmiş.
Neticede böyle bir yaklaşımı muhatap almak deli saçmasıyla uğraşmak olur. Öfke, kin, gayz, nefret içeren bir tutumu kabul edip sövüşerek kalem üşürmek hiç benim "kalemim" değil. O yaşta birisi için bunları yazarken mahcubum, ama gerçekten çok basit tavırlar bunlar.[ix]
...
*

“Onlar gerek kirli dili gerekse sakat düşünceleri yüzünden ikaz ettikçe, Hilmi Yavuz kendisinin de kabul ettiği malum hırçınlığından sövgücülüğe terfi ederek gemi azıya almayı sürdürmüştür.
Artık, Hilmi Yavuz’un yazdığı yazılarla ve ona verilen cevaplarla şu açıkça ortaya çıkmıştır ki, Hilmi Yavuz üzüm yeme derdinde değil, bekçiyi dövme derdindedir. Bu nedenle söylediklerinin ciddiye alınarak tartışma konusu yapılması, kirli dili konusunda ikaz edilmesi gereksizdir ve hatta bu onun akıl terazisinin bozulmasına ve dilinin de giderek hiddetten şiddete, şiddetten şirrete evrilmesine neden olabilecektir.” [x]
*
Hilmi Yavuz’un polemiğe ihtiyacı olmamasına rağmen polemiklerin merkezinde olmasını değerlendiremiyoruz.

Konuya, Doç. Bahtiyar Arslan’ın Hilmi Yavuz için narsist nitelemesiyle girdik. Arslan’ın sunumunu okumadık, yukarıdaki alıntılarda verdiğimiz bilgileri kullanıp kullanmadığını da bilmiyoruz.
Girişte yazdığımız gibi biz ne konunun uzmanıyız ne de Hilmi Yavuz’u bütün yönleriyle inceledik. Onun için “Hilmi Yavuz narsist midir? sorusuna cevap veremeyiz. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz:
“Montaigne’nin ‘Her insanda, insanlığın bütün hâlleri vardır.’ sözünden hareketle Hilmi Yavuz’da da narsistlik olabilir.” diyoruz.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder