7 Temmuz 2015 Salı

Hilmi Yavuz'un kitap sevgisi



Hilmi Yavuz testi

*



*


*


*



*


*



(... )

Bilkent Üniversitesi'nin gerçekten müstesna bir kütüphanesi var. 

Benim gibi, kitapların arasında olmayı, hayatın insana bağışladığı büyük saadetlerden sayan biri için, Bilkent kütüphanesi, kelimenin tam manasıyla, bir entelektüel cennet! 

Derslerin ve dostlar ve öğrencilerle birlikte olduğumuz saatlerin dışında, vaktimi kütüphanede geçirdim. Önce bu müthiş kitap ve dergi birikimi karşısında afalladığımı, bir süre hangi dergiye ya da kitaba bakacağımı bilemeden, Buridan'ın eşeği gibi, öylece kalakaldığımı itiraf etmeliyim! 

Öğretim üyelerine tanınan bir imtiyazla, yurt dışında yeni çıkan herhangi bir kitabı getirtmenin, (hem de tez elden getirtmenin!) mümkün olduğunu öğrenmek, beni hem şaşırttı hem de inanılmaz ölçüde sevindirdi. Nihayet, kataloglarda görüp de imrendiğim kitapları, Bilkent'te bulunduğum süre içinde edinebilecek olmamın getirdiği bir şaşkınlık ve sevinçti bu...

Hilmi Yavuz
http://arsiv.zaman.com.tr//2000/09/22/yazarlar/HilmiYAVUZ.htm
*


1986’da kurulan Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi, herkese açık. 

500 bine yakın kitap, üç bine yakın dergiden oluşan envanterinde ayrıca CD ve kasetlerden oluşan müzik koleksiyonu var. Bu bölümdeki 17 kabinde her bir arşivi dinlemek mümkün. 

En önemlisi de kapsamlı bir görme engelliler çalışma odası olması. Bölümde çeşitli Braille kaynaklar, kasetçalar ve bilgisayarlar bulunuyor. 

Sanat koleksiyonu da bulunan kütüphanede mimari, heykel, çizim, desen, resim, baskı, dekorasyon ve fotoğrafçılık konularında 30 binden fazla kitap ve altı bin ciltli dergi mevcut. 
Hafta içi 08.30-23.30, hafta sonu 09.00-23.00 saatleri arasında açık. 
Ankara



*


8 Kasım 2009
Yazarların sadık dostu kitaplar, yıllar ilerledikçe başlarına dert oluyor. İflah olmaz kitap dostları, eşlerinin 'ya ben ya kitaplar' tehdidiyle dramatik bir seçime zorlanıyor.
Tabii sonuç belli!.. Kitaplar yavaş yavaş elden çıkarılıyor ya da kütüphanelere bağışlanıyor. Biraz daha cesur davranıp evini kitaplarına bırakanlar da yok değil. Doğan Hızlan, Hayrettin Karaman, İlber Ortaylı, Gülçin Çandarlıoğlu bu yolu seçenlerden birkaçı. 
Kitaplarına kıyamayan birçok yazarın evi ise içinde dolaşılamaz durumda. 
Orhan Okay, Hilmi Yavuz, Enis Batur, Erol Üyepazarcı gibi yazarlar "Şimdilik eve girebiliyoruz." diyor.
(...)
http://www.zaman.com.tr/pazar_kitaplar-yuzunden-evini-terk-eden-yazarlar_912980.html
*
Kitaplara bakmak

Walter Benjamin’e inanacak olursak, “Kitaplar sadece okumak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir.
Benjamin böyle der ama hakiki okur olmayana bunu anlatabilmek güçtür. ‘Okumak’la ilişiği olmayanlar için cümlenin ikinci yarısı, yani ‘birlikte yaşamak’ eylemi katlanılır çile değildir. Onlar kitap görmekten hazzetmedikleri gibi kazara kitaplarla yaşamaya maruz kalsalar, bir an evvel def etmenin çaresini ararlar. Zaten bu yüzden, ‘okumaz’ların evinde kitaba rastlamak pek mümkün olmaz. Dekor yahut prestij amaçlı kütüphane sahibi olanlar varsa da, konumuz onlardan uzaktır. Öyleyse, kitaplarla ‘birlikte yaşamak’ ve bunu bir zevke, vazgeçilmezliğe dönüştürmek okurların, adamakıllı iyi okurların işidir.

Kitaplarla birlikte yaşamaya alışmış olanlar, bu iç içelikten olağan dışı bir haz ve doluluk duyarlar. Kalabalık, geniş ailelerin insana verdiği güven duygusuna benzer bu. Kendinizi arkalı, varlıklı ve cesur hissedersiniz. Dahası, kütüphanenin, insanı sürekli kendine çağıran ve meşgul eden bir hususiyeti de vardır. Kitaptan kitaba, türler ve yazarlar arası bir gezinti, gününüzü şenlendirebilir. Bir de yer değiştirme, düzenleme işine koyulmuşsanız, o gün başka bir meşguliyet aramanıza gerek yoktur. Bilenler bilir, yeniden yerleştirme ve düzenleme işine girişmiş bir kütüphane sahibinin mutlu sona erdiği görülmemiştir. Bütün çabalar eksik, bütün girişimler sonuçsuz kalacaktır. Hiçbir kütüphane, efendisinin gönlünü serinletecek kadar mükemmel bir intizama sahip olamamıştır. Sadece şu: Herhangi bir kitabın nerede olduğunu, olabileceğini iyi kötü tahmin ediyor ve biraz gayretle arayıp bulabiliyorsanız, o kütüphane iyidir ve siz de bahtiyar sayılırsınız.
Böyle bir kütüphanenin varlığı, iyi okurlar için evde başka bir canlıya duyulan ihtiyacı azaltabilir. Onunla teselli bulursunuz. Ne de olsa, elinizin erişebildiği bir yerde, açıp okumaya durduğunuzda gönlünüzün tasasını alıp götürüveren bir sohbete dalacağınız sayısız dostunuz sizi beklemektedir. Kimileyin dokunmak, sırtlarını okşamak, kapaklarına göz atmak bile aynı duyguyu yaşatabilir. Jorge Luis Borges galiba kitaplarla yaşamayı bir sanata hatta saplantıya dönüştürmüş insanların şahıdır. Öyle olmasa evreni bitimsiz bir kütüphane olarak tasarlamaya kalkışamaz, cenneti de uçsuz bucaksız bir kütüphane şeklinde tasavvur edemezdi. Otuz yıl onun hizmetkârı olan Fanny, bir gün kitaplarını başka bir yere taşıdığında, Borges’in kütüphanenin boşluğu önünde durup hüzünlendiğini anlatır. Bilindiği üzere Borges, kitapları göremiyor, sadece dokunuyor ve hissediyordu. (Fakat gariptir, aradığı kitabı bulabiliyordu) Evden giden kütüphanenin dayanılmaz boşluğu! Öyleyse, evet, kitaplar aynı zamanda birlikte yaşamak içindir.
Kitaplara bakmak, Hilmi Yavuz’dan ödünç alıp yakıştırırsak, ‘uzaklara bakmak’tır, uzaklara ve geçmişe… Öyleyse, bir kitapseverin kitapevlerinde, sahaf dükkanlarında, sergilerde upuzun vakitler geçirmesi, kitapları seyre dalması, onlarla birlikteyken ve aralarında gezinirken hafifleyip mütemadiyen gülümsemesi garipsenmemelidir.
İyi okurlar, evet, kitap fuarlarına pek gönül indirmezler. Bu, fuarların artık biraz da gösteri mekanına dönüşmüş olmasından, kalabalığın, gürültünün dayanılmazlığından olsa gerektir. Fakat sonsuz bir kitap denizinde yüzer gibi standlar arasında gezinmek, nadir de olsa imkansız bir kitaba rastlamak ve zamanı unutarak parmağını kitap sırtlarında dolaştırmak, yabana atılacak mutluluklardan değildir. Fuarlara belki sadece bunun için gitmek gerekir. Kötülüğün pek az girebildiği, görüp göreceği hemen her şeyin insanı başka bir dünyaya davet ettiği kitaplar ülkesine… Kitaplara bakmak, emeğe, iyiliğe, uzaklara ve mutluluğa bakmaktır.
Ne var ki, her mutluluk bir hüzne açılır. Sonsuz kitap denizinde mutlulukla kulaç atarken bir kederin usulca sokulduğunu fark edersiniz. Ah, o fanilik duygusu! Zamanın sınırlı, okunacak kitapların sonsuz olduğu gerçeği! Etrafınız, belki hiçbir zaman okuyamayacağınız kitaplarla doludur ve siz, içlerinden çok azıyla yetinmek zorundasınız. Bütün güzel şeyler gibi… Fakat olsun, insan zihni ve kalbi, bir kitapta bütün kitapların lezzetini duyma yeteneğine sahiptir. Madem zaman az ve tüm kitapları okumak imkansız, öyleyse en iyilerle teselli olmak, öbürkülere şöyle bir selam verip geçmek yeterlidir. Tıpkı dünyanın kendisi gibi.
Haydi fuara gidelim, kitapların sonsuz tesellisine!
ALİ ÇOLAK
https://www.facebook.com/DilimizKimligimizdir/posts/798691553521717
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder