5 Temmuz 2015 Pazar

Hilmi Yavuz’un polemik yapmaya ihtiyacı yoktur


Polemik nedir, nasıl gerçekleşir ?
·         Tartışma, çelişkili yollardan muhataplarını ikna etme, tek kelimeyle diyalektik midir?
·         Bir kişi, eser ya da konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak amacıyla yazılan kısa metin, tek kelimeyle eleştiri midir?
·         Bir konuda karşıt görüşleri savunan takımların fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformu, tek kelimeyle münazara mıdır?
·         Ağız kavgası, çekişme, münakaşa. İki taraf arasındaki kavga, düşmanlık, tek kelimeyle münazaa mıdır?
Polemik için ‘diyalektik değil, eleştiri, münazara, münazaa da değil’ diyebildiğimiz gibi, bütün bu sayılanların hepsine, az çok benzer bir bir argümandır da diyebiliriz. Daha doğrusu bu argüman çeşitli biçimlerde yapılabilmektedir.
Bütün bu hatırlattıklarımızı toparlayıp özetleyecek bir tanım yapamadığımızdan Vikipedi  özgür ansiklopedisinden aldığımız bilgiyle yetiniyoruz:
Polemik, belirli bir inanç ile ilgili gerçeğin ortaya çıkartılması veya tam aksine inanç kurmaya, oluşturmaya yönelik tartışılan argümandır. Polemik genellikle siyasi, bilimsel, edebi konularda sert tartışma, zıtlaşma ve münazaa şeklinde gerçekleşir. Bu tür yargılama sanatı veya uygulamalara da polemik denilir. Sıkça polemik yazı yazan yazarlar ve konuşanlara ise polemist veya polemikçiler denilmektedir.
Polemik Türk Dil Kurumu tarafından isim olarak söz dalaşı, edebiyatta ise kalem kavgası olarak açıklanmıştır. Polemik kelimesi, sözcük kökü Yunanca πόλεμος (polemos), "savaş" kelimesinden gelen  πολεμικός (polemikos) savaşçı, saldırgan kelimesinden gelmektedir.”
Ömer  Lekesiz’in polemik konusundaki açıklaması belki de daha gerçekçidir:
Kaleminden başka gücü olmayanın gücüdür polemik; bencil, yağcı, edepsiz, ahlaksız birilerinin elinde bir bıçak gibi duran kalemin, edebî vicdana ve yazarlık etiğine sahip olanların kemiğine inmesi halinde yapılır; vurulmak üzere kaldırılmış bir yumruktur polemik, bu yüzden geri çekilemez, ertelenemez ve o esnada savrulan yumruğun hesabı tutulmaz.
Tartışma değil, harbi bir kavgadır polemik; rica tonu taşımaz; “demek istemiştim ki” demez, dümdüz “der”; örtüleri aralamaz, yırtar; kalem ahlaksızlığına karşı bir kalem tepkisi olarak tükenen vicdani imkanların yerine yeni imkan yaratır; temizlenme ihtimalinin gözetilemeyeceği oranda kirletilmiş insani değerlerin belirlenmesi olarak “yapıcılığı” gözetmez, yıkıcı ve yeniden inşa edicidir; olumsuzluğa ayarlı şahsiyetini bir olguya, kuruma, değere yamayarak onu yeni bir teamül, yeni bir akım olarak tutundurmaya çalışana karşı şahsiyat da yapar.” [i]
Polemik konusunda polemik yapmadan Hilmi Yavuz’un polemikleri, başka deyişle Hilmi Yavuz üzerine polemikler konusuna girelim:
Hilmi Yavuz polemist, başka deyişle polemikçi midir?
'Biz Bu Dünya'dan Değil miydik?' kitabının tanıtım yazısında Hilmi Yavuz, sözünü esirgemeyen bir kalem erbabı, polemik deyince akla ismi ilk gelenlerden biri olarak tanıtılmaktadır.[ii]
S. Salim Düzleyen’in bu konudaki örneklerleri de fikir vericidir:
“Hilmi Yavuz’un, son dört yazısının içeriğini oluşturan kelime ve cümlelerden bazıları şöyledir:
‘Büfeci İslamı’nın özneleri de ‘göbeğini kaşıyan adam’lar ya da ‘bidon kafalı’lar elbette; oryantalistleri haklı çıkaranlar;  büyük ve estetik bir medeniyeti, İslam medeniyetini hiçe sayarak, İslam’ın ve Müslümanların aşağılanmasına, değersizleştirilmesine, ‘medeniyetsiz’ bir ‘büfeci İslamı’na ircâ edilmesine, dolaylı da olsa, fırsat tanıyanlar; yandaşlar, saldırganlar, medeniyet şuuruna sahip olmayanlar.; Bay İsmet Özel’in ve ayakdaşlarının zihinsel maluliyeti; gazetecinin tekfire kalkışması; Bay Özel ve ayakdaşlarının Kadızadeli mantığı; Kadızadeli suhtelerin konumu; düzeysizlik; ‘Şahsiyat yapmak'; müptezellik; terbiyesizlik; edebsizlik; mahalle kabadayısının sövgüsü;  cahiliye devri putları icad edenler; dokunulmazlar; müstekreh bir söylemleİptidaîlik ve cehaletle lekelenmişler…
Hilmi Yavuz’un son dört yazısını üzerlerine bina ettiği bu ve benzeri kelimeleri, cümleleri “ben oldukça hırçın biriyim” söyleyişiyle makulleştirmeye kalkışması, kendi dilinin düzeyini görememesinin ötesinde, bir de edebi polemik ve ironi dersi vermeye yeltenmesi pişkinlik kelimesini da aşan yeni tanımlara açık bulunmaktadır.” [iii]
Ömer Lekesiz hatırlatması da yukarıda anlatılanları özetler:
 “O gazeteci için bir hatırlatma: Dili temiz olmayanın düşüncesi de temiz olmaz. Hem yazılarını bay, büfeci, ayakdaş, iptidai, lekeli, müptezel, edebsiz kelimeleri üzerine kuracak hem de “o şahsiyat yaptı, ben yapmadım” diye ağıt yakarak merhamet dileneceksin. Eğer o kelimelerle şahsiyat yapmamış, gönülleri yıkmamışsan buyur, onların hepsi senin kimliğine ait olsunlar ve artık kendi kendine yaz, söv, gül, eğlen, öfkelen yavuz hırçınlığınla o zaman.”[iv]
Prof. Dr. Hasan Kahraman, Edep Yahu başlıklı yazısında Hilmi Yavuz’dan söz eder:
“Gençliğimde çok polemik yaptım. Sonra anlamsızlığını gördüm. Tartışma, o da nezaket ve nezahet dairesinde olursa, değerlidir. Polemikten medet ummak gençliğe ait hoş bir duygudur. Ama hayatının çok ileri çağında da bu işi sürdürenler vardır. Hilmi Yavuz onlardan biridir.
Köşesinde çok mütekebbir bir edayla yıllardır ağza alınmayacak sözcükler, karalama sıfatlarıyla, belli bir seviyedeki insanın kalemine bulaştırmaktan çekineceği kavramlarla yazılar yazarak insanları eleştirir. Bu tutumunu gerçekten de bir saplantıya dönüştürmüştür. Zaman zaman birisine karşı bir takıntı geliştirir ve (galiba anlayabildiğimiz nedenlerle) yıllarca o insan hakkında yazar da yazar. Bir vakitler diline doladığı bir şair Yavuz'un bu tutumunun psikanalitik açıklamasını yapmıştı.”
...
Bu yazı için okurlardan özür diliyor, "edep yahu" diyerek susuyorum. Hilmi Yavuz beni artık hiç ilgilendirmiyor. O şimdi içindeki siyah öfke, nefret, hırs, kin mürekkebine kalemini batırıp dilediği kadar yazabilir. Nasılsa kem söz sahibinindir ve üslubu beyan ayniyle insandır.”[v]
Mustafa Armağan, Hilmi Yavuz’u övdüğü bir yazısında şöyle diyor:
“Keskin dikkati. Evet en ilginç taraflarından birisini bu vasfı kazandırıyordu ona. Kılı kırka yaran titizliği, kavramlara ve dile hakimiyeti, eleştirileri ve okuma notlarını daha bir anlamlı ve önemli hale getiriyordu gözümde. Murat Belge'yi "teorik" ile "bilimsel" terimlerini birbirine karıştırdığı için eleştiriyor, Selahattin Hilav'la Tanpınar üzerine münakaşaya giriyor, Taner Timur'u Osmanlı Kimliği adlı kitabındaki oryantalist yaklaşımından dolayı yerden yere vuruyordu. Ayrıca tercüme hatalarına da dikkat çekiyor ve birçok kitabın Türkçeye doğru dürüst çevrilmediğini ustaca yakalıyordu.
Geçtiğimiz 14 Nisan'da Zaman'daki köşesinde yine çok ses getiren bir yazı dizisine başladı. Önce Attila İlhan ve İlhan Selçuk, ardından da Mümtaz Soysal gibi eski dostları ile ipleri koparan yazılar kaleme aldı. Muhtemelen arkası da gelecektir.”[vi]
Övgü de yergi de normal; ama dozunu kaçırmamak gerek. Nobel edebiyat ödüllü yazar Naipaul Avrupa Yazarlar Parlamentosu'nun onur konuğu olarak İstanbul'a çağrılması üzerine Hilmi Yavuz’un karşı yazısı üzerine, dozu ayarlanamamış birçok polemikler yapılmıştır. Naipaul gelmedi; ama polemikler devam etmişti. Bu polemikleri yazmaya yazımızın hacmi yetmez; onun için Hilmi Yavuz’un bu konudaki yazısını okumak gerekir.
Hilmi Yavuz. linç etme kampanyası olarak adlandırdığı kampanyanın oyuncularını üst ve alt kategorilere de ayırarak ayrıntılı olarak yazmakta, kısa cevaplar da vermektedir:
1.      Ard niyet okuyucuları: Ahmet Hakan, Ruşen Çakır. Ömer Lekesiz. İsmet Özel
2.      Hakaretçiler: Aslı Aydıntaşbaş. Ezgi Başaran:
3.      'Batı Ne Der'ciler: Bülent Somay, Sedat Ergin Nedim Gürsel, Eyüp Can. Nazlı Ilıcak. Rıza Zelyut, Alper Turgut, Cem Akaş.
Hilmi yavuz sözü edilen yazıda bütün bu isimleri saydıktan sonra;
“Evet, gizli bir niyetim vardı:
Sömürgeleşmiş zihinli 'aydın'ları (?) açığa çıkarmak!
Bunda da başarılı oldum işte! Hepsi, sazan gibi, Hilmi Yavuz'un oltasına geldiler: Türk Naipaul'ları! Birer, ikişer...
Not: Bu konuda erdemli ve yiğit duruş sergileyen Salih Tuna, Rasim Ozan Kütahyalı, Cezmi Ersöz ve Ali Bulaç kardeşlerime yürekten teşekkür ediyorum (H.Y.)  28. 11. 2010”
Hilmi yavuz’un listesi yukarıda sayılanlarla sınırlı değil:
“Türk edebiyatının usta şair ve yazarı Hilmi Yavuz’un anıları edebiyat dünyasını karıştıracak.
“Şiirim Gibi Yaşadım” adlı ‘nehir söyleşi’ tarzındaki kitap, 1 Eylül’de Dünya Kitapları tarafından yayımlanacak. Hilmi Yavuz kitapta; Fazıl Hüsnü Dağlarca, Enis Batur, İsmet Özel, Orhan Pamuk, Ertuğrul Özkök, Ahmet Oktay, Attila İlhan, Ece Ayhan, Tahsin Yücel, Zülfü Livaneli ve İlhan Selçuk gibi şair ve yazarlarla ilgili hatıralarını ve görüşlerini okurlarıyla paylaşıyor. Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü değersizleştirdiğini savunan Yavuz,
“Türkiye’den biri Nobel alacaksa, bu Dağlarca olmalı.” diyor. İsmet Özel’in kötü bir şair olduğunu düşünen Yavuz, Özel’i ‘Medyatik olma konusunda dehşetli hevesleri olan biri’ sözleriyle tarif ediyor. Enis Batur için de şunları söylüyor:
Sıradan, vasat bir şair ve entelektüeldir. Yazdıklarının hiçbir özgünlüğü yok.” Ahmet Oktay’ı ‘yol açıcı olamadığı’ için eleştiren, Ece Ayhan’ı ‘çıkmaz sokak’ olarak niteleyen, İlhan Selçuk’a ‘cuntacı’ diyen Yavuz’un eleştirilerinden Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de nasibini alıyor: “İyi yetişmiş bir entelektüeldir; ama kaptan köşküne oturalı entelektüel vasıflarını büyük ölçüde unuttu.”[vii]
Polemik başkalarını oltaya getirmek için de yapılır mıymış?
Hilmi yavuz, polemiğin ne olduğunu, ne olmadığını; polemik yapılacaksa eğer nasıl yapılması gerektiğini çok iyi bilenlerdendir. Bunu Polemik Üzerine başlıklı bir yazısından da anlıyoruz:
“Polemiği severim; ama polemik olsun diye yapmam o işi! Kimileri, sanki gerçekten ‘polemik için polemik’ yaptığımı zannettiklerinden, adımı ‘huysuz’a çıkarmışlardır. Edebiyat çevresini, düpedüz bir ahbabçavuş birlikteliği gibi olarak düşünenler içinse ‘polemik’ten vebadan kaçar gibi kaçmak gerekiyordur. Ben böyle düşünmem. Doğru bildiğimi yazmış, düşüncelerimi birilerini incitebilir kaygısıyla dile getirmekten asla çekinmemişimdir. Entelektüel ve ahlakî motivasyonlardır beni tartışmaya, polemiğe yönelten;–kişisel öfkeler, hınçlar, düşmanlıklar, hasetler değil!
Ama nedense bizim edebiyat çevremiz, öküz altında buzağı aramaya, her eleştirinin arkasında bir ardniyet bulmaya meraklı olmuştur her zaman. Sebeplerle değil, gerekçelerle ilgilenilir. Gerekçeler ise, daima bir ardniyet arayışına dönüşür. Mesela, yazdığınız bir eleştiri yazısında öne sürdüğünüz görüşlerin doğru ve tutarlı olup olmadığına, kısaca, onu hangi sebeple yazdığınıza bakılmaz çoğu kez; onu yazmakta özel ya da bireysel bir gerekçenizin olup olmadığı, bir ardniyetin olup olmadığı araştırılır. Sizi yazıyı yazmaya götüren sebepler geneldir; ama genele değil özele, sebebe değil gerekçeye bakılır.”[viii]
Hilmi Yavuz, “Naipaul ve bizimkiler” başlıklı yazısında da şöyle yazmaktadır:
Hoşgörü ile hakaret arasındaki farkı bilmez değilim. Neye, nasıl ve hangi koşullarda hoşgörü gösterileceğini de! Bunu, kimseden öğrenecek değilim. Hakarete karşı protesto, sivil bir haktır. Üstelik bu sivil hakkın, 'birlikte aynı masaya oturmama' gibi, sessiz ve ince bir jestle dile getirilmesinin, yazar dostlarımı, başta elbette Eyüp Can, niçin bu kadar öfkelendirdiğini de anlamış değilim! Ben, bu toplantıya katılacak yazarlara da, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na da, Naipaul'un kimliğini hatırlattım;- hepsi o kadar! Protesto etmek ya da etmemek onların bileceği iştir. Nitekim Cihan Aktaş, protesto ederek toplantıdan çekildiğini duyurmuştur. Bence yapılması gereken 'onur'lu yazar davranışı buydu...
...
Son sözüm, Müslüman entelijansiyaya! Ernest Renan karşısında bir Namık Kemal, Draper karşısında bir Ahmet Mithat Efendi, Reinhardt Dozy karşısında bir Şehbenderzade bile olamayacak kadar oryantalistleşmişiz. Avrupa Birliği'ne girebilmenin örtük koşullarından biri de, Avrupa'nın oryantalist ve kolonyalist 'müktesebatı'nı temellük etmek galiba. 'Ressentiment', eziklik ve zillet! Nerdeyse, 'Naipaul haklı!', diyerek baş tacı edeceğiz!”[ix] (21. 11. 2010)
Hilmi Yavuz polemiği çok iyi biliyor, O’nunla polemiğe girenler de polemiği biliyorlardır. Yine, sert, kırıcı, hakaret dolu polemiklerin kendileri için incitici, okuyucular için de kötü örnek teşkil edeceğini de biliyorlardır. Peki, o zaman niçin polemik yapıyorlardır? Tabii, bu sorunun cevabı ancak bir araştırma ve inceleme sonunda bulunabilir. Bizim bir araştırmamız yok. Biz ancak kişisel kanaatimizi söyleyebiliriz:
Okuyucularımız polemiklere daha çok ilgi gösteriyorlardır. Evet, polemiğin ilim ve sanat raylarından çıkmış olduğunu bile bile polemiklere ilgi duyuluyor. Yazarlarımız da okuyucunun bu zaafını bildikleri için, genç de olsalar yaşlı da olsalar ilgi çekmek için, okunmak için, kitaplarının sürümünü artırmak için, her şeye rağmen polemik yapmaktan geri kalmıyorlar.
Genel olarak belirttiğimiz bu kanaatimizi ne Hilmi Yavuz için, ne de başka bir yazar için belirtemeyiz. Öyle ya, istisnalar her zamana vardır.
Hilmi Yavuz istisnalardan bir midir, değil midir? Bunu ancak Hilmi Yavuz’un tüm yazılarını okuyabilenler cevaplandırabilir. Biz ancak şunu söyleyebiliriz:
Hilmi Yavuz’un polemik yapmaya ihtiyacı yoktur.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder