5 Temmuz 2015 Pazar

Lirizm, Bilgelik, Hilmi Yavuz


Hilmi Yavuz’a 60. yıl sempozyumu



Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, Medeniyet ve Kültür Araştırmaları Merkezi ’nin (MEKAM),  Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Telif Genel Müdürlüğü  işbirliği ile ortaklaşa düzenlediği “Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz" Sempozyumuna katıldı.
Açılışı İstanbul Legacy Ottoman Hotel’ de yapılan ve iki gün süren “Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz" Sempozyumuna katılan çok sayıda yerli ve yabancı konuklar; “Sahih Bir Şairin 60 Yıllık Serüveni “,”Hilmi Yavuz’un Denemeciliği Ve Anlatı Yazarlığı “,”Batı Ve Doğu Düşüncesi Kavşağında Hilmi Yavuz Ve İslam Medeniyeti Düşüncesi “,”Bir Hoca Olarak Hilmi Yavuz” temalı farklı oturumlarda sunumlarını gerçekleştirdi.
Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve çok sayıda gazeteci,yazar ve akademisyenin katıldığı “Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz" Sempozyumunda oturum başkanlığı yapan Prof.Dr.Serdar Bedii Omay yaptığı konuşmada,yazar ve şair  Hilmi Yavuz’un  sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok insanın hayatında olduğu gibi kendi hayatında da çok önemli bir yeri olduğunu ifade etti.
Hilmi Yavuz’u; “Elini attığı her işe, esaslı bir disiplin ve saygıyla yaklaşır. İşin güzel, iyi ve doğru olması için azami bir gayret gösterir.” cümleleriyle anlatarak konuşmasını sürdüren Rektör Omay,
İşte bu hassalarıyla, hayatımızda silinmez izler bırakmış, kafalarımızı tenvir etmiş, yüreklerimizi iyiliğin ve güzelliğin esintileriyle doldurmuştur. 
http://basin.artuklu.edu.tr/haberler/page-rektor-omay-hilmi-yavuzu-sairliginin-60-yilinda-yalniz-birakmadi.aspx

Sahih bir şairin 60 yılı
‘Şairliğinin 60. Yılında Hilmi Yavuz’ sempozyumunda, sadece Hilmi Yavuz’un şiiri değil; hocalığı, mizahı, gazeteciliği, denemeciliği, düşünce yazıları da konuşuldu. Tarihten edebiyata, felsefeden sanat tarihine kadar farklı disiplinlerdeki akademisyenlerin yanı sıra sempozyuma katılan siyasetçi ve sanatçılar da Hilmi Yavuz’un çok yönlü kişiliğine işaret ediyordu.

Ali Koca, 09. 12. 2012
http://www.zaman.com.tr/kultur_sahih-bir-sairin-60-yili_2026388.html


*

Lirizm, Bilgelik, Hilmi Yavuz…


Bir Sempozyumun Ardından: Lirizm, Bilgelik, Hilmi Yavuz…     
Yazar: Doç. Dr. Ayşenur İslam
Gaston Bachelard’dan başlayarak mekânda ruhu bulan Yahya Kemal Beyatlı’ya uzanan felsefî ve edebî okumalarda, ister istemez bir soruyla yüzleşilir: Bu memleketin lirizmi ve bilgeliği mi insanımızı inşa ediyor, yoksa insanımızda her nasılsa var olan lirizm ve bilgelik mi memleketimizi inşa ediyor? Aslında sorunun cevabı kendi içinde mündemiçtir. Mekâna ve topluma anlam ve değer katan insan, insana anlam ve değer katan ise içinde yaşadığı toplum ve vatandır. Biri diğerini tamamlar ve bunun da bir bedeli vardır. Okuduğunuz yazı bu bedeli; şiiri, felsefesi, hocalığı ve aydına yakışır duruşuyla ödeyen, ülkemizin güzel insanlarından birine, Hilmi Yavuz’a adanmıştır. Onu anlamak bir bakıma Türkiye’yi anlamaktır.
Gecikmiş olmakla birlikte böyle bir yazıyı kaleme almak ihtiyacının ise, 8 Aralık 2012 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Medeniyet ve Kültür Araştırmaları  Merkezi  (MEKAM) tarafından gerçekleştirilen çok önemli bir sempozyum sayesinde oluştuğunu itiraf etmek gerekir. Bilindiği gibi bu sempozyumda, Türkiye’nin yaşayan en önemli edebiyatçılarından Hilmi Yavuz,  şairliğinin 60. yılında tüm yönleriyle değerlendirilmişti.
Hilmi Yavuz Sempozyumu’nun açılış konuşmalarını Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hüseyin Çelik yaptı. Açılışta ayrıca Pof. Dr. Halil İnalcık yazılı bir metinle, Prof. Dr. İlber Ortaylı ise bir bildiri ile yer aldı.
Dört oturum şeklinde düzenlenen sempozyumda oturumlar sırasıyla; Sahih Bir Şiirin 60 Yıllık Serüveni: Hilmi Yavuz’un Şiiri, Hilmi Yavuz’un denemeciliği ve anlatı yazarlığı, Batı ve Doğu düşüncesi kavşağında Hilmi Yavuz ve İslam Medeniyeti Düşüncesi; Hilmi Yavuz’un Fikir Yazıları başlıkları altında düzenlendi. Bu oturumlarda bildirileriyle yer alan bazı isimler ise şunlardı: Doğan Hızlan, Derviş Zaim, Prof. Dr. Kenan Gürsoy, Nilüfer Kuyaş, Prof. Serdar Bedii Omay, Prof. Dr. Erdoğan Erbay, Prof. Dr. Gürol Irzık, Prof. Dr. Şaban Sağlık, Prof. Dr. Yavuz Demir, Prof. Dr. Dilek Cindoğdu, Prof. Dr. Mukadder Erkan, Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, Prof. Dr. Burhanettin Tatar, Doç. Dr. Abdülhalim, Aydın, Doç. Dr. Bahtiyar Arslan, Doç. Dr. Ali Utku, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Zeki Çıraklı, Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gemuhluoğlu, Beşir Ayvazoğlu, Mükremin Atmaca, Mehmet Aslantuğ, Volkan Severcan, Nejat Biricik, Celal Kadri Kınoğlu, Ali Çolak, Ömer Şahin…
Sempozyumun sonuç bildirgesinde ünlü şair şu sözlerle değerlendirilmişti:
 “76 yıllık bir ömür. Bir şair ve yazar olarak sadece edebiyatımızın değil, entelektüel kimliğiyle de Türk düşünce hayatının ustası, müstesna bir kalem… Gelenek ile modern’i âdetâ sırmalı bir çiğdemde birleştirerek gelecek kuşaklara sunan bir usta… Necatigil’in dizesiyle ‘Asfalt ovalarda yürüyen abdal’… Dolu dolu yetmiş altı yılı geride bırakan Hilmi Yavuz Cahit Külebi’nin deyişiyle ölümsüzlüğü de sırtlamış gidiyor…”
Aynı zamanda bir kadirşinaslık örneği de olan bu değerli etkinliğin ardından, şiir ve düşünce geleneğimize bağlı bir hoca olarak tanıdığım Hilmi Yavuz’un şairliğine, hocalık kimliğiyle birlikte bakmak gereğini duyuyorum. Zira genç şairlerin, Anka gibi kendi külünden tekrar tekrar var olabilen bir ustayı rehber edinmesi gerektiğini, şair ve hoca Hilmi Yavuz’un tam da böyle bir usta olduğunu, Bakî’den Zatî’ye uzanan bir ustalık geleneğini temellük edindiğini, bu gelenekte de hocası Behçet Necatigil’den el aldığını düşünüyorum…
Bir derviş gibi kendi dünyasında naif bir hayat süren Necatigil, Kabataş Lisesi’nden edebiyat hocasıdır Hilmi Yavuz’un. Türk şiir geleneğini, Batı şiirinin arka planındaki mitolojiyi ve mistisizmi şiirine yansıtan Necatigil, Hilmi Yavuz’un iyi şairler için kullanmayı tercih ettiği ifade ile ‘sahih bir şair’dir. Hilmi Yavuz da hocası gibi hem şiirimizin geçmişini hem de Tanzimat Fermanı ile başlayan süreçte etkisini gösteren Batı şiirini temellük etmiş ‘sahih bir şair’dir. Şiiri, Divan şairlerimizden başlayarak Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Asaf Halet Çelebi ve hocası Behçet Necatigil’e dayanır. Bu şairlerin hemen hepsi şiir geleneğimize vakıf olmanın yanında entelektüel gelişmelerinde farklı etkileşimlerden kaçınmamışlardır. Divan şairlerinin dışında adlarını andıklarımın çoğu hem şiir geleneğimizden hem de Batı şiirinden özellikle de Fransız şiirinden etkilenmişlerdir. Şair Hilmi Yavuz da, yerli ustalarının yanı sıra Charles Baudelaire, Mallermé ve Rilke’den etkilenmiş, modern dünya şiirini yakalamıştır. Özellikle Mallermé’nin “şiir fikirlerle değil sözcüklerle yazılır” düşüncesini düstur edinip genç şairlere öğütlemiş, bu yönüyle hocası Behçet Necatil’in yolunda gitmiştir. Üstatlarından Ahmet Haşim’in ‘Merdiven’ şiirinden metinlerarasılık bağlamında izler taşıyan “akşam ve hançer” böyledir mesela:
“hançerinden yazları akıtan elmas, / ince tozlarıyla bezer akşamı; / bir yerde ‘muttasıl kanar’ o güller; / dağ dağ yarama basar akşamı…/ / yaldızları dökülmüş bu ‘sema’nın / biri gelse de götürse şunu; / işte kitap! eski püskü, sararmış; / hilmi, gel aç önüne çocukluğunu!../ / çöktü akşam, üstümüze yıkıldı; / vakittir, artık perdeyi indir! / atılacak eşyayım, öyle yığıldım, / ve bildim ki insan hüzün içindir…”  (Yavuz, 2002: 28)
Hilmi Yavuz şiirlerinde kristalize olmuş bir dili tercih eder. Bunun için sıklıkla imgeye başvurur, Türk şiirinin önemli imge ustalarındandır. Kısmen, geleneksel şiirin mazmuna başvurma yönetimi andıran bu şiir anlayışı, Ahmet Haşim gibi anlamı, “kırmızı çiçekli siyah defne ormanındaki fağfur bal kavanozunda saklama” çabasıdır. Şiirsel imgeleri, Eski edebiyatımızın istiarelerini andırır gibidir ancak Hilmi Yavuz, onlara yeni anlamlar katarak geleneği yeniden üretir. Böylece Yahya Kemal’in vurguladığı imtidâda (sürekliliği olana) kendini eklemlemiş olur.
Hilmi Yavuz, geleneğe yer verdiği şiirlerinde az sözle birçok anlamı duyumsatmaya çalışır. Şiirlerinde anlam derinliğine bu denli önem verişinin arka planında yine Divan şiirine ve ustalarına öykünme yatar. Tıpkı Şeyh Galib’in “Eş’ârımı fehm eylememek ayb olmaz” sözündeki anlamı “sözlerim gizlerde kalsın…” (Yavuz, 2004: 42) mısraında araması gibi. Hilmi Yavuz’u anlamak için edebiyatı izlemek ve sıkı bir şiir okuyucusu olmak gerekir. Güzel insan olmak biraz da budur aslında. Hölderlin’in dediği gibi: “Şairane oturur yeryüzünde insan.”
Hilmi Yavuz düşüncesinde ve şiirinde zaman kavramının önemli bir yeri vardır. Durée, Bergson’un zaman üzerine felsefî yaklaşımı için kullandığı, kavramsal karşılığı olan bir adlandırmadır. Geçmişin sürekliliği ve gelişerek devamı, geleneğin zenginleşerek süregitmesi olarak da anlaşılabilir. Bu kavram, evrensel bir gerçeğe vurgudur ve medeniyet sahibi her toplumda karşılık bulmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar geleneği vurgulamak için ‘değişerek devam etme’ ifadesini, Yahya Kemal ise ‘İmtidâd’ sözcüğünü kullanmıştır. İstanbul, II adlı yazısında dile getirdiği İmtidâd fikri Bergson’un Durée kavramı ile örtüşür: “Zaman mâzî, hâl ve istikbal diye üçe taksim edilirse de bu çok itibârî bir taksimdir. Sâbit olan bir şey üçe taksim edilebilir; lâkin dâimâ yürüyen bir şey taksim edilemez. “Hâl” dediğimiz şey yarından sonra “mâzî” olacaktır. İstikbâl dediğimiz gelecek günler dahî, zaman yürürken, “hâl” olacaklar, sonra mâziye karışacaklardır. Hâkikatte mâzî, hâl ve istikbâl yoktur. Ortada bir “imtidâd” vardır. Bu imtidâd hattının ortasında, “hâl” içinde yaşıyoruz…” (Beyatlı, 1995: 65). Toplumumuz ve güzel ülkemizin içinde bulunduğu coğrafi konum itibariyle de hal böyledir. Bu konumlanış bizi hem Doğulu ve hem de Batılı yapar, tarihî gerçeklik bu idrak için adeta bizi zorlar. Mehmet Akif, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir ve Cemil Meriç bunun farkında olan aydınlarımızdan bir kaçıdır.
Yakın tarihimiz, geçmişle radikal kopmaların yaşandığı bir tarihtir. Adlarını andığım aydın ve edebiyatçılarımızın hepsi bu bağlamda yaşananlara kimi zaman edebî platformda metaforik yaklaşımlı şiir ve romanlarıyla, kimi zaman düşünsel boyutlu yazılarıyla dikkat çekmişlerdir. İşte bu aydın tavrı ve duruşunu Hilmi Yavuz da sergiler.  Doğu Şiirleri’ne, Söylen Şiirleri’ne ve Çöl Şiirleri’ne bu dikkatle bakılmalıdır. Son dönem yayımladığı, sosyolojik ve felsefî yaklaşımlı kitapları, Zihin Tarih’lerini mutlaka okumak gerekir.
Ve oryantalizm. Bence, Türkiye’de oryantalizmi onun ölçüsünde aydınların dikkatine sunan bir fikir adamı olmamıştır. Bu yönüyle çok önemli noktalara parmak basar. Aydının bellek yitimi bunların başında gelir. Toplumuna yabancılaşan aydın, toplumunu küçümsemekten kendini alamaz. Hilmi Yavuz, bu bağlamdaki yazılarında aydınları kendine gelmeye davet eden bir entelektüel olarak karşımıza çıkar. Osmanlı son döneminden başlayıp Cumhuriyet’ten sonra da ne yazık ki sürüp giden bellek yitimi, onun dikkatlere sunduğu hususlardan en önemlisidir.  Yukarıda da değindiğim gibi gerçek aydın, Doğu ile Batı’yı tanıyarak kimliğini inşa etmiş, Yavuz’un söylemiyle ‘sahih’ aydındır. Gerçek anlamda aydınlanma çabası bizde ne yazık ki çoğu kez doğru bir düzlemde ilerlememiştir.  Bu konuda sözü Hilmi Yavuz’a bırakırsak: 
“Tanzimat’tan bu yana Osmanlı münevverleri ile Cumhuriyet aydınları arasında bir Soykütüğü çalışması yapılsa nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalırdık? Hiç şüphesiz böyle bir Soykütüğü, Cumhuriyet aydınlarının Osmanlı münevverlerinden radikal bir farklılaşma gösterip göstermediklerini ortaya koyacak olması bakımından büyük önem taşıyor. Hemen belirtmeliyim ki Cumhuriyet dönemi aydınları ile Tanzimat sonrası Osmanlı münevverleri arasında bir ideolojik kopuş’tan (‘coupure ideologique’) söz etmek mümkün değildir. (…) Cumhuriyet aydınları tıpkı kendilerinden önceki Tanzimat ve İkinci Meşrutiyet münevverleri gibi ideolojilere bağımlı kalmışlar ve bu ideolojileri Teorik Pratik ile Bilim’e dönüştürme işinin üstesinden gelememişlerdir. (…) Tanzimat’tan Cumhuriyete yapılacak bir Soykütük çalışması, ‘Gelenekçi’ entelijansiya ile ‘Modernist’ entelijansiyanın ideolojik konumlarında hiçbir (evet hiçbir ) değişiklik olmadığını, Tanzimat’tan bugüne temelde aynı çorbanın ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulduğunu gösteriyor. ‘Modernist’ Batıcı entelijansiyanın tarihi misyonu Şinasi’nin Rasyonalizmini İkinci Meşrutiyet’te Materyalizm ve Pozitivizm olarak Cumhuriyet döneminde ise Materyalizmi Marksizm, Pozitivizmi ise Kemalizm olarak yeniden üretmekten ibaret kaldı hepsi o kadar. Evet hepsi o kadar” (Yavuz, 2003: 11- 14).
Şairliği ve hocalığının yanında iyi bir düzyazı ustasıdır Hilmi Yavuz. Ülke meselelerine yaklaşımı, şairliğinde olduğu gibi düşünce adamı kimliğinde de hem Doğulu hem de Batılı olduğunu gösterir.  Onun bu profili ‘sahih’ aydın kimliğiyle örtüşür.  Geçen yüzyılın son çeyreğinde değindiği konularda sığlıktan öte bir derinlik sergileyip ufuk açıcı yaklaşımlarda bulunmuştur. Bir entelektüel olarak içinde bulunduğumuz yüzyılda, geleceği imleyen çok önemli yol işaretleri çizmektedir. Şiiri gibi düşüncelerini anlamak da bir arka plan gerektiren düşünür Hilmi Yavuz, ülkemiz için bir kazançtır.  Yazılarında edebî boyut olmasından ötürü en girift konularda bile kendini zevkle okutmasını bilir. Ancak düzyazıları da şiirleri gibi bir incelik taşır ve uyanık okuyucu ister. İronik bir üsluba sahiptir. İnce ince dokundurur, güldürür ve düşündürür (Yiğitbaş, 2008: 525). Budalalığın Keşfi kitabı bu türden yazıların güzel örnekleriyle doludur.
Hilmi Yavuz, düzyazılarını hayattan hareketle yazar, bu yazılarında yakın dönem Türkiyesinin edebiyatını, kültürünü, sanat ve siyasetini takip etmek mümkündür. Yazılarında çoğu kez referanslar kaydeder, bu durum şiirlerindeki metinlerarasılığı hatırlatır.  İstanbul nostaljisi içeren aşağıdaki alıntıya dikkat edilirse, onun düzyazıdaki kimliği kısmen de olsa saptanabilir: “George Simmel’in bir saptayımı var, şöyle: ‘İşitmeden gören biri, görmeden işitenden daha çok tedirgindir. İşte büyük kent sosyolojisinin karakteristiği! Büyük kentlerdeki insanlararası ilişkilerde, görme duyusunun etkinliği, işitme duyusunun etkinliğinden çok daha baskın’ Bunun nedeni, diyor Simmel, büyük kentlerle gelen ulaşım araçları. Trenlerin, otobüslerin ve tramvayların gelişmesinden önce, insanlar hiç bu kadar uzun süre birbirleriyle konuşmadan bakışmamışlardır… Oysa bizim insanımız konuşkandır. Uzun yolculuklarında, bir kompartmanı paylaşanlar, nasıl da hemencecik tanışmak, konuşmak isterler! Hayatı, görevi gereği, bu tür tren yolculuklarıyla geçmiş olan babam, gülerek şöyle derdi: ‘Tren Haydarpaşa’dan kalktı mı, Pendik’e varmadan, kompartmandakiler birbirlerinin cemazeyülevvellerini öğrenmiş olurlar.’ Tuhaftır, benim çocukluğumda bu tür yolculuklarda konuşmamak ayıp sayılırdı. Kimbilir, kendini beğenmiş biri, ukala ya da kuşkulu biri diye mi düşünülürdü konuşmayan? Oysa şimdi, konuşmak ayıp sayılıyor. Şimdi insanlar seyrediyor birbirini… Gerçekten de İstanbul, şimdiki gibi büyük bir kent olmadan önce her mahalle, daha doğrusu her semt, birbirleriyle yakın ve sıcak ilişkileri olan insanlarıyla, sanki büyük bir aile gibiydiler… Çünkü bakkalın Ahmet Amca, bekçinin Hasan Dayı, komşunun Naciye Teyze, kızlarının Leyla Abla diye anıldığı günler pek o kadar da uzak değil…” (Yavuz, 1999: 63- 64)
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: 
Hilmi Yavuz, şair ve aydın kimliğiyle, Türk edebiyatının ve düşünce tarihinin 1950 sonrası fenomenlerinden biridir. Bu vadilerde kaleme alınan veya söylenenlerin hemen her noktasında, her kıvrımında Hilmi Yavuz’u yakalamak, onunla gezintiye çıkmak mümkündür.  Kimi zaman edebiyat eleştirmeni ve araştırmacısıdır, kimi zaman da köşe yazarı. Bazen bir televizyon programcısı, bazen de üniversitede Hoca. Fakat her zaman şair’dir. Şairliğinin altmışıncı yılında, “şiir seyrinin en üst ve güzel kademesi olan Hikmet Burcu’nda halen güzel, derin ve bir o kadar hüzün şiirleri kaleme alan” böyle bir şairle aynı havayı solumak, bunca derdin arasında insana mutluluk veriyor.
Kaynakça:
Beyatlı, Yahya Kemal, Aziz İstanbul, MEB. Yayınları, İstanbul-1995.
Yavuz, Hilmi, Denemeler, Boyut Yayınları, 2. Baskı, İstanbul- 1999
Yavuz, Hilmi, Dil dergisi, “Hilmi Yavuz Özel Sayısı”,  Mayıs-2000, S. 91.
Yavuz, Hilmi, Akşam Şiirleri, Varlık Yayınları, 3. Baskı, İstanbul- 2002.
Yavuz, Hilmi, Söz’ün Gücü, Dünya Yayınları, İstanbul- 2003
Yavuz, Hilmi Hurufî Şiirler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul-2004.
Yavuz, Hilmi Hurufî Şiirler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul-2012
Yiğitbaş, Maksut, Gülün Ustası Hilmi Yavuz, Karakutu Yayınları, İstanbul-2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder