5 Temmuz 2015 Pazar

Şiirde "Etki" Meselesi

 



Gelenek, Tema, Estetik ve Diğer Şey’ler Bağlamında 
Bir Şiir Arkeoloğu: Hilmi Yavuz

Bir şairin, şiire etki etmesi ile şaire etki etmesi meselesi aynı noktanın nazara alınması demek değildir kanımca. Şiire etki meselesini, şairin, şiire kattığı değer üzerinden alımlamamız gerekiyor. Öte yandan şairin, şaire etkisini ise daha muhkem bağlarla, girift bir ilişki içerisinde olmaklıkla açıklayabiliriz.
Şairin, şiire etkisi ile şaire etkisi arasındaki nüans farkı, kendisinin ardı sıra yazılacak şiirin yönünü de belirler. Bu bağlamda Türk şiirine ve Türk şairlerine etki etmiş en önde gelen şairlerden biri de hiç kuşkusuz Hilmi Yavuz’dur. Yavuz’un, 1969 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı “Bakış Kuşu”ndan, 2012 yılı içerisinde yayımlanmış “Yara Şiirleri”ne değin on dört kitabını kapsayan ayrıca şiir ve sanat üzerine yazılarını topladığı onlarca eserin yarattığı etki, doğrusu Türk Şiirine kılavuzluk yapacak cihette bir birikimi de özetliyor.
Bana kalırsa, şiire ve/veya şaire olan etkisini kişisel bağlamda en üst düzeyde hissettirmiş şair de Hilmi Yavuz’dan başkası değildir. Neden mi? Şiir türünün ya da şair kişisinin etkisi, Türk Şiirinde genel bağlamda bir topluluk, bir camia ya da bir birliktelik üzerinden tesis edilmiştir. Sözgelimi; Garip akımı Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet üzerinden inşa edilmiştir. Yine İkinci Yeni; Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar ve diğerleri üzerinden. Bunlara Yedi Meşaleciler’i, Beş Hececiler’i v.s ekleyebiliriz. Tam bu minvalde Hilmi Yavuz’un tek başına yarattığı bir etkiden söz etmekle yanılmış olmayız. Elbette Yavuz, şiirini kurarken, kendisinden önce gelen şairlerden, geleneğe eklemlenmek biçiminde yararlandığını vurgulamıştır. Ancak unutulmaması gerekir ki, dönemsel olarak yukarıda sözü edilen akım ve şairler aynı masa etrafında bulunmuş, aynı takvimin sayfalarını yırtmış, aynı zamanın ruhunu kovalamışlardır. Orhan Seyfi Orhon ile Halit Fahri Ozansoy aynı dönemin şairleriydiler. Binaenaleyh; Sezai Karakoç ile İlhan Berk de aynı zamanda yaşamışlardır. Oysaki, Hilmi Yavuz’un el aldığı ve etki uyandırdığı şairler onun öncülleriydi. Ne Yahya Kemal, Ne Asaf Halet ne de Ahmet Muhip, Yavuz’la aynı masa etrafında bir akım oluşturma çabası içerisinde olmamışlardır.
Hilmi Yavuz’un şiire ve/veya şaire etkisi meselesini, genel anlamda poetik anlayışının neler olduğu üzerinden bir okuma yoluyla irdelemeye çalıştım. Ondan etkilenmiş şairlerin isimlerini burada zikretmenin anlamsız olduğu kanaatindeyim. Çünkü aslolan şairlerin kimlikleri değil, Yavuz’un günümüzde yazılan şiir üzerindeki etkisidir.
Hilmi Yavuz’un şiire ve/veya şaire olan etkisini sekiz başlık altında topladım:          
1. Geleneği temellük etme: “Şiirde gelenek” konusu ile Yavuz, biçimin tarihselliği üzerinde durmuştur. Biçimin, süreklilik ve bütünlük gösterebildiğini buna karşın içeriğin tarihsel ve toplumsal olaylar ışığında bir değişim içerisinde olabileceğinden bu olgunun içinde yer alamayacağını vurguluyor. Hilmi Yavuz’un doğrudan takip ettiği düşünülen şairlerin kuşkusuz tam biat (Hilmi Yavuz’a biat bağlamında değil elbette) ettiği mesele bu olagelmiştir. Yine bu meyanda, onun şiiri, tastamam Yavuz’un ifadeleriyle söylemiş olursak, “Türk şiir geleneğinin içinde, bu geleneğin içinden yazılan bir şiirdir.” Yani Yavuz, kendi şiirinin hem divan hem de halk şiiri geleneğine eklemlenmiş bir şiir olduğunu defaatle söylemiştir. Şiirin yapısının bu geleneğin yeniden üretilmesi bağlamında ele alınması gerektiğini vurgulamıştır. Örneğin; Fuzuli, “Neye nazar kılsam suret-i leyli görünür” demiştir.  Yavuz ise kendini bu geleneğe şöyle eklemlemiştir, Zaman Şiirleri’nden bir şiirle: “ ne zaman suya baksam/orda suyun hayalini görüyorum.”
2.Şiirin tarihinin kopma’larla belirlenmesi:  Hilmi Yavuz, şiirin tarihinin kopma’larla belirlendiğini söyleye gelmiştir. Söz gelimi Mallarme’nin kendinden önce ki Baudelaire’den faydalandığını ancak kendi has şiirini ondan koptuğu yerde kurduğu ve inşa ettiği şiirle özdeşleştirmiştir. Sanırım, bu “kopma” meselesi Yavuz için, Türk Şiirinde Yahya Kemal, Asaf Halet, Behçet Necatigil’i imlerken Dünya Şiirinde de Rilke  ve Hölderlin’i işaret ediyor.
3.Şiirde İmge Üretiminin İçerik Oluşturmada Temel Yöntem Oluşu:  Şiirde imge üretiminin, Yavuz’un şiirinin en başat öğelerinden olduğu gerçeği yadsınamaz. Yani şiirin imgeler ve metaforlarla yazılmasının gerekliliği. Elbette onun, imge ile kast ettiği salt imgeler yoluyla dize kurulması değil, imgelerin çağrışımlar yoluyla metaforlara eğrilmesidir. Yavuz’un şiirinde bu durum çokanlamlılığa tekabül ediyor. Hatta bu durumu açıklarken şöyle demiştir: “Şiir, bir okuyuşta alımlansaydı, o şiir değil düzyazı olurdu.” Bu minvalde Gerard de Nerval’i de geçemeyeceğim: “Şiirlerim açıklandıklarında büyülerini yitirirler, tabii eğer açıklama diye bir şey mümkünse.”
4.Şiirin yapılan bir şey olduğu: Hilmi Yavuz ve şiiri üzerinde en büyük tartışmanın yaşandığı mesele de kanımca şiirin yapılabilirliği hususu üzerinedir. Yavuz’un şiirinin bu bağlamda mekanik bir şiir olduğu ve bir formülasyon neticesinde meydana getirildiği dile getirilmiştir. Bana kalırsa Hilmi Yavuz şiirine en büyük haksızlık da bu minvaldedir. Çünkü Yavuz, şiirin yapılabilirliği hususunu irdelerken, onun rastlantısal bir şey olmadığını, önceden tasarlanan, nasıl kurulması gerektiği üzerine kafa yorulması gereken bir olgu olduğunu düşünür. Bu fikir, Yavuz’u takip eden şairler arasında en az geleneğin temellüğü cihetinde etkin olagelmiştir. Zira, Hilmi Yavuz’un şiiri büyük bir entelektüel birikimin de şiiridir. Yavuz’un takipçileri, bu kaynaktan ziyadesiyle beslenmişlerdir. Ayrıca; ona göre; “şiir düşünülerek yazılır ancak bir düşün’ü temsil etmez.” O şiirin yapılırlığı hususu için, onun bilgiden yola çıkılarak yapılan bir şey olmasını imler. Louis Aragon’da  “bir şiirin tarihi, onun tekniğinin tarihidir” dememiş miydi?
5.Tematik Şiir:“Bir izleği yazmak, bana her zaman daha kuşatıcı gelmiştir. Ama ele aldığınız izlek tek bir şiirle kuşatılmıyor” dediğine çok şahit olmuşumdur Hilmi Yavuz’un. İlk şiir kitabı Bakış Kuşu’nu ayrı tutarsak diğer kitapların hepsi  bu minvaldedir. Gizemli Şiirler’de tasavvuf, Bedrettin Üzerine Şiirler’de hem Bedrettin hem de onun karşıtlarının şiirleştirilmesi, Doğu Şiirleri’nden hem coğrafi hem de kültürel olarak doğu anlayışı, v.s. Bugün tematik şiir denince net bir şekilde Yavuz’un bir çok şairi etkilediğini söylemekte beis görmüyorum. Hatta, direkt Yavuz’un müridi (!) olarak nitelenen şairlerin dışında da üretilen tematik şiirlerin onun etkisi vasıtasıyla dolaşıma girdiği kanısındayım.
6.Şiirde müzik: Yavuz, bu bağlamda Fransız sembolistleri, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal ile tamamen aynı düzlemde duruyor. Müziğin işlevini poetik metinlerinde vurgulamakla kalmıyor bunu neredeyse her dizesinde gösteriyor. Şiirde müzik meselesine; sesi, ritmi, uyağı, aliterasyonu katarak söylersek, Yavuz için Yahya Kemal’in bahsini ettiği deruni ahenk’in enstrümanlarını sağlamış oluruz.
“ ……………………….. yazmak
                               büyülü dağ
                               ile dağ
masalını ayırmaktır aslında.”
7.Şiirin estetik sorunsalı:Şiirin semantik bir olgu olduğu meselesi toplumcu-gerçekçi düzlemde şiirler yazan şairlerin at başı fikri olagelmiştir. Bu bağlamda şiiri bireysel bir çabanın ürünü olarak gören şairlere göre de anlam; ahenk, imge üretimi, yapı, lirizm gibi unsurların ancak ardılı olabilir. Yavuz, bu minvalde görüşlerini ortaya koyarken, şiirin bir anlam sorunu değil de estetik bir sorun olarak alımlanması gerektiği fikrini öne sürer. Elbette “şiir anlamsız bir şey olmalı” fikrini öne sürmüyor. Ancak anlamın derinlerde aranması gereken, bulunup çıkarılması için çaba gerektiren bir iş olduğunu söylüyor. Nitekim şiirin bir arkeolojisi olduğunu “Kazı” şiirinde de göstermiştir:
“…
ben şairim: bir yeraltıyım ben

acıyım
kazdıkça
ve derine indikçe
…..

şiirler kazılmalı: o ince
gurbetlerin gömdüğü
…… ”
8. İkinci Yeni İle İlişkisizlik: Türk Şiirinde sıklıkla yapılan tartışmalardan biri de günümüzde yazılan şiirin İkinci Yeni’yi aşamamış olması ve her gelen yeni kuşağın ya da tek tek şairlerin o nehrin bir koluna karışarak şiirini oluşturması. Yavuz, kendi şiirini kuramsal bir düzleme oturtabilmiş ve kendinden sonra gelen şairleri etkileyebilmiştir. Zaten kendisi de, İkinci Yeni şairleri ile aynı dönemde yaşaması dışında ortak bir yönünün olmadığını söylemiştir. Ayrıca İkinci Yeni şiirini temelsiz bir şiir olarak da düşünmüştür. Zaten Yavuz, Bakış Kuşu’nu ikinci yeninin onarılma çabası olarak görmüştür.


(Aşkın E Hali, Ekim-Kasım-Aralık 2012, 28
http://halilibrahimpolat.blogcu.com/siirde-etki-meselesi-hilmi-yavuz/13322018
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder