5 Temmuz 2015 Pazar

Şiiri Hassas Terazide Tartmalı


Zaman gazetesi yazarı Hilmi Yavuz 6 Mart 2014 tarihli köşe yazısında “Türkiye’de bugün şiirin itibarsızlaştırılması, medeniyetimizin itibarsızlaştırılmasıdır!” diyerek şiirin itibarsızlaştırıldığını söyledi
. Bir edebî tür olan “roman”dan hareketle diğer düz yazı türlerinin şiirin etkisizleşmesinde rol oynadığını belirten Hilmi Yavuz, bizde şiirin “medeniyet” demek olduğunu ifade ediyor.

Gerçekten şiirin itibarının zedelendiği noktasında endişeler yersiz sayılmaz. Zira raflarda yerini alan kitaplara bakıldığında şiir kitaplarının, buralarda kendilerine çok az yer bulabildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca raflarda yer alan şiir kitaplarının çoğunun da artık edebiyatımızda klasikler hanesine adını yazdırmış eserler olduğunu unutmamak gerek. Buradan şu sonuca varmak zor değil: “Şiir can çekişiyor!” Tespit, belki abartılı görülebilir ama bugün kaç yeni şair yetişiyor ve kaç şairin kitabı da çok satılanlar arasında yerini alıyor. “Çok” satılmasından da geçtik “satılan” bir şiir kitabı var mı, satış listelerinde? Haftanın çok satanlar listesinde ilk 22 eser arasında şiir kitabı yoktu. Şiirin ahenkli söyleyişinden yararlanarak roman ve hikâyeler yazan Kahraman Tazeoğlu’nun “Bukre”sini saymazsak.
Bir de şiir yazma denemeleri yapanların kendilerini üstad-ı azam sanıp tafralanmalarını unutmamak gerek. E, Keçinin olmadığı yerde misali. Şiir denemeleri elbette olmalı. Kimse şairlik rütbesiyle dünyaya gelmiyor. Ama, şiir kırıntısı bile sayamayacağımız yan yana, alt alta, üst üste dizilmiş şekillere “şiir” payesi verip görücüye çıkarmak ne derece doğru. Hilmi Yavuz aynı yazısında bir hatırasını da nakleder. Posta gazetesinin yıllar önce (şimdi hala var mı bilmiyorum) okuyucuların şiirlerine yer vermek için sütün açtığını ve bir ay içinde gazeteye 70 bin şiirin geldiğini, postacıların şiirleri gazeteye çuvallarla taşıdığını yazıyor Hilmi Yavuz. Şimdi, İnsanların şiiri sevmesi, şiirle meşgul olması edebiyat açısından olumlu bir durumdur. Ancak insanımız, daha ilkokul birinci sınıfta diploma alıp mesleğe geçiş yapmak istiyor. Oysa, şiir ilmek ilmek dokunan kilimler gibi sabır isteyen, özveri ve çalışma gerektiren bir edebiyat dalı, bir edebî türdür.

Yahya Kemal’in bazı şiirlerine son şeklini  vermek için otuz yıl beklediği bilinir. 30 yılda oluşan anca “şiir” adını alabiliyorken otuz dakikada yazılanın şiirliği su götürür. Tabi şiirinin bir ilham ve uyum meselesi olduğunu unutmamak da gerekir elbette, otuz dakikada da güzel şiirler yazılabilir. Burada zamandan kastımız işin ehli olmakla ilgili. Bu alanda yeni emeklemeye başlamış birinin aklına geldiği gibi yazdıklarının neticesine “şiir” demek, şiire saygısızlık olur. Bazı edebiyat sitelerine girip bakabilirsiniz. O sitelere her gün yüzlerce şiir yüklenmektedir. Aralarında birkaç, soluk alıp veren mısralar görebilirsiniz belki; ama çoğu daha doğmadan “ölü” yaftasını boynuna asmış, ne yazık ki bunu o şiiri yazan bilmiyor.

Şiirin kaynaklarından beslenmeden, emek vermeden şair olunmaz. O da bir “süreç” işidir. Şairlik mektebinde herkesin diploma alması beklenmez ve alanlar da aynı sürede diploma alamaz. Kimisi birkaç yılda bitirirken bu mektebi, kiminin sorumluluk sınavları hiç bitmez. Bu alanda kendini kanıtlamış, şiirleri dillerden dillere dolaşan şairlerimizin el emeği dimağ nuru mısralarını okumadan, ezberine güzel bir şiir almadan şiir deryasına açılmanın ne âlemi var?

Şiirin sırtında bir medeniyet yükü vardır. Türk şiiri Türkçenin var olduğu günden bu yana Türk medeniyetinin en kudretli ve en aziz taşıyıcısı olmuştur. Meseleye bu açıdan bakınca şiiri çok hassas bir terazide tartmalı gram gram satmalıdır.  Madem örneği Yahya Kemal’den açtık, onunla bitirelim:  Bir gün genç bir delikanlı Yahya Kemal Beyatlı’ya gelerek, “Üstat ben ya ressam ya da şair olacağım. Henüz bir karar veremedim. Kararımda bana yardımcı olur musunuz?” der. Yahya Kemal Beyatlı delikanlıya “Resimlerin ve Şiirlerin yanında mı” diye sorar. Delikanlı; “Şiirlerim yanımda.” der ve Yahya Kemal Beyatlı’ ya gösterir. Yahya Kemal şiirleri okuduktan sonra delikanlıya şöyle der: “Sen ressam ol evladım.” Delikanlı şaşırır ve “Ama daha resimlerimi görmediniz ki” der. Yahya Kemal “Ama şiirlerini gördüm…” der ve şiirin sıradan bir sanat olmadığını tesciller.
 Yaşar Vural
6 Mart 2014


4 yorum:

  1. Sayın Sabahattin bey,alaycı bir üslubunuz var.Bizim bloglarımız daha yeni ve amatörce yazılan,ama zamanla belki iyi ve yapıcı yorumlarla kendimizi geliştiririz gibi,en azından şiire gönül vermiş ve yazılarını eleştirilere teslim etmiş bir iyi niyetimiz var.Ayrıca Yahya Kemal Beyatlı üstadımız o gencin bütün şevkini kırmakla iyi mi yapmış sizce?Siz eğer eleştirmen misyonuyla bu mecrada dolaşmaya çıktıysanız iyi kötü yorumlarınızı bekleriz ki yolun başındamıyız bilelim.Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ece,
      Ziyaretiniz için teşekkür ederim.
      Ben ne yazarım, ne şair ne de eleştirmen. Sadece başta gençler olmak üzere tüm ilgilenenlere "iz bırakanları" tanıtmak için derlemeler yapan bir emekli öğretmenim.
      "Alay etmek" sözlüğümde bile yok.
      Sitenize girdim. Tek kelimeyle "maşallah" diyorum. İçten, duru, akıcı üslubunuz var. Ayrıca, ünlülerin bile pek başaramadığı özlü anlatımız var. Bu yorumunuzdan da belli oluyor. Çok güzel sorular sorabiliyorsunuz. Böyle soru sorabilmek, "püf noktalarına" işaret etmek herkesin harcı değil.
      Şunu da ekleyeyim: Bence hiç kimsenin hassas terazisi yoktur. Bunu bilin ki eleştirmenlerin, yorumcuların yazıları sizi olumsuz olarak etkilemesin.
      Başarılar dilerim.

      Sil
  2. ''İnsan henüz kendini tanıyamamıştır''ifadenize gelince, insan kendini tanımak için,ancak bir müddet kendisini tanıyan insanlarla bir durum değerlendirmesi yapmalıdır.Zira insanın doğasında kendisini beğenmek diye bir hal mevcuttur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ece,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Belirttiğiniz üzere "durum değerlendirmeleriyle" kendini tanıyanlar olabilir. Ama 73 yaşına merdiven dayamış olmama rağmen hâlâ kendimi tanıyamadım. Evet, bu konuda eser yazmama rağmen kendimi tanıyamadım. Bu konu çok hassas, hassas olduğu kadar önemli bir konu. İnsanların kendilerini tanıma çabası içinde olmalarını gönülden arzu ediyorum. Umuyorum ki sizin gibi gençler bu konulara da zaman ayırır.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil