5 Temmuz 2015 Pazar

Türk Şairi ve Babası



Türk Şairi ve Babası
"Oturduk ve anlaştık:
Şairler, babalarıyla konuşamayan insanlardır."
İbrahim Tenekeci
Sadece bir yazar ya da şairin değil, tüm evlatların babalarıyla olan ilişkileri, sanki üzeri örtülmüş ve açmaya korkulmuş bir sandık gibidir. Sönük, sessiz ve pasif ilişkiler saklıdır bu sandıklarda. Bazen de bir kıyıda köşede kalmış, derin sevgi, kederli özlem ve müthiş bir saygı. Sandığı açıp neler var diye bakarken pek zorlanmadım. Çünkü sandıkta saklı olanlar, şiir yolunda yürüyen fakirin de yaşantısından tozları barındırıyordu. Yabancılık çekmedim, hoşgörüyle yaklaştım. Yazımın derdi, şair ile babası arasındaki ilişkiyi ne çok derine inerek ne de çok yüzeysel incelemek. Daha çok, şairin babasıyla yaşantısına uzaktan ama içten bakabilmek.
(...)
Babasıyla iftihar eden ve anılarıyla her daim yâd eden ender şairlerimizdendir Hilmi Yavuz. Şiirimizin çınarlarından olan şairimiz, o meşhur Osmanlıcasını, derin hafızasını ve şiir sevgisini babasına borçludur. Zira babası Yahya Hikmet Bey, Hilmi Yavuz henüz çok küçük yaşlardayken ona Osmanlıca leziz şiirler okumuş, şimdilerde değil mumla mikroskopla arasak bulamayacağımız o dil güzelliğini çok erken yaşlarda tattırmıştır oğluna. Yine Yahya Hikmet Bey, oğlunun yatağında bağdaş kurarak okuduğu şiirlerde daima vurgulu ve şiirde nerenin hassas olduğunu belirtecek kadar özenli olmuştur. Bu da çok açık bir şekilde "Hilmi Yavuz şiiri"ni oluşturan temel taşlardandır. Şair, her zamanki hüznüyle baktığı çocukluğundan sayfaları barındıran "Bulanık Defterler"de, ailesi için şunları aktarır: "Benim yaşamımda bilgiyi, aklı, babam temsil etmiştir daima. Daha yeniyetme bile değilken, beni rahle-i tedrisine oturtan, "sana okullarda öğretilmeyeni öğreteceğim" diyen odur, babam. Babamı daha çok retorikle ilişkilendirmişimdir; oysa annem liriktir bu anlamda. Evet, lirik, onu kesinliyorum şimdi. Deruni ve mistik olanı annemle yaşadım. Babam konuşarak, annem susarak dönüştürdüler tinimi." Babaya da anneye de vefasını imgelediği bu yazıdan, şairin derin hüznünün kaynağı olarak annesi Vecide Hanım'ı görmemiz mümkündür. Hilmi Yavuz şöyle devam eder: "Benim gizem öğretmenimdi annem; hüzün öğretmenimdi; hüznün nasıl yaşandığını, sessiz bir teslimiyetle ondan öğrendim." Babasının ölümü üzerine Hilmi Yavuz'un yazdığı yazılarda, düzyazının tüm güzelliklerini görmek mümkündür. Bu yüzden olsa gerek, "Baba düzyazıdır, anne şiir" demiştir Hilmi Yavuz. Bu deyiş, bir Hilmi Yavuz incelemesine imza atan Sıddık Akbayır'ın "Ne Kadar Gitsem O Kadar Uzak" adlı eserinin de ikinci bölümünün adıdır. Hilmi Yavuz'u derinlemesine irdeleyen bu kitabı incelerken; annesini kara gecelerde "çok işlemeli bir lamba", babasını ise "yaşamın endişeli sıcaklarında bir gölge" olarak tanımladığını dikkatle görmüştüm. Paragrafın başında neredeyse "babacı" olarak sunduğum Hilmi Yavuz'un aslında "anacı" tarafı da oldukça ağırdır.
http://heyula.net/Haber/Oku/turk-sairi-ve-babasi-321#.VMqRhtKsVrV
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder