30 Ağustos 2015 Pazar

Aşksız İnsanlar / Oktay Akbal




Cumhuriyet dönemi öykümüzün, Sait Faik ve Sabahattin Ali'den sonraki büyük ustası Oktay Akbal, bir yazar olarak adeta içine doğduğu İkinci Büyük Savaş yıllarının İstanbul'unu, İstanbul'un küçük insanlarını, o insanların iç dünyalarını anlattığı ilk kitaplarıyla kendini kabul ettirdi. 

O yılların büyük yazın eleştirmeni Nurullah Ataç, onun ikinci öykü kitabını okuduktan sonra "Oktay Akbal günden güne olgunlaşıyor, daha bugünden yazılarını önemle incelememiz gerektiğine inandığım gibi yarının da en iyi Türk yazarlarından biri sayılacağını sanıyorum" diye yazmıştı.


Elinizdeki kitapta, Ataç'a yukarıdaki satırları yazdıran "Aşksız İnsanlar" ile onu izleyen "Bizans Definesi", "Bulutun Rengi" ve "Berber Aynası" adlı kitaplarında yer alan öyküleri bir araya getirdik.


Okuyun Oktay Akbal'ın öykülerini, tazeliklerinden hiçbir şey yitirmediklerini, zamanın Ataç'ı haklı çıkardığını göreceksiniz.


http://www.idefix.com/kitap/asksiz-insanlar-oktay-akbal/tanim.asp?sid=CO3WRGXS14H0OONX6TMJ
*

"Bu binalar eskiden yoktu. Ne çabuk yerden bitivermişler. Yalnız şu apartmanı çocukluk senelerinden hatırlıyorum....Evet bu yol hiç de böyle değildi. Boş arsa da kalmamış. Hep yeni binalar göğe yükselivermişler. Eski günlerin, yıllar, yıllar ötesinin insanları da yoktur artık..." 

("Kalabalıktan Biri", Aşksız İnsanlar, s. 99)
asksiz-insanlar-oktay-akbal
AŞKSIZ İNSANLAR

Oktay Akbal’ın hikâye kitabı (1949)

Sonuncusu Garipler Sokağı (1950) romanından bir parça olup Zülfü ve Garipler başlığını taşıyan on sekiz hikaye, ki izdüşümleri yazarın çocukluk ve ilk gençlik anılarını toparlayıp getiriyor karşımıza, ve hepsinde evvelce var olanı şimdi bulamayışa yakınmalar, yalnızlık ve boşluk duygulan dile geliyor: Dadanılmış Dondurmalı Sinema çocuklukta kalmıştır; bir baba şimdi ancak Soluk Resimler’de bir görüntüdür; babanın ölümünden sonra satılmış. Ahşap Ev bir haziran yağmuru altında terkedilmiş, gerilerde kalmıştır; duvarlarına bir yalnız adamın bir hâtıra defteri tutar gibi duygularını karaladığı, içini döktüğü Bulvardaki Durak yoktur şimdi. Nuhun Gemisi, yâni avlusunda çocukluk ve ilk gençlik oyunlarının oynandığı, kuytu bir köşesinde romanların okunduğu büyük bina, Lâleli apartmanları, evden birkaç sokak ötedeydi, gene oradadır ya, o eski çocukları, insanları yoktur şimdi. Şehrin Işıkları Söndü’de ikinci Dünya Savaşı yıllarının karartma gecelerini kuşatan yalnızlık yaşanır. Mahmut Beyin Gazetesi haftada bir, pazartesileri, yan meczup Mahmut Bey’in ahşap bir evin yüzüne, merdiven dayayarak, tebeşirle ve koca koca harflerle yazdığı o gazete çok uzaklarda kalmıştır.

Yandan Çarklı vapurlar, bir çocukluk anısıdır. Kalabalıktan Biri olarak günün birinde yol, o eski sokaklara düşünce, içimizde bir şeyler kırılır, bir şeyler sızlar. Kendimden Bahsediyorum’da Sait Faik’le bir yazlık bahçede oturma süresince gene tatlı- acı geçmişlere gidilir gelinir. • Konulu hikâyeler değil de belli temalar çevresinde oluşan anılar toplamıdır Aşksız İnsanlar. İkinci baskıda yazarın ilk kitabı Önce Ekmekler Bozuldu (1946) ile birleştirilerek İkisi (1955) kitabının ikinci bölümü olmuş, daha sonra bu iki kitaba Bizans Definesi (1953), Bulutun Rengi (1945) ve Berber Aynası (1958) kitaplarının da eklenmesiyle meydana gelen, beş bölümlük üçüncü Ekmekler Bozuldu (1970) kitabında yer almıştır. Bu son baskıda, ilk baskıdaki Haliç İskelesi ile son hikâye olmadığı için, hikâye sayısı on altıdır.
http://arsivbelge.com/yaz.php?sc=1514

Fotoğraf 1
AŞKSIZ İNSANLAR
    Uzun zaman aşksız yaşadım.Bu mevsimin sonbahar olması ve havaların yağmurlu gitmesinden değildi.Sadece eski bir sevdadan kurtulmuş,bir yenisine başlayamamıştım.Aşk benim için eski bir itiyattı.Bir zamanlar aşksız bir insan nasıl yaşar,nasıl yer,nasıl dolaşır,neler düşünür diye merak ederdim.Herhalde bu insan şehrin uçsuz bucaksız caddelerinde gölgesini peşine takarak dolaşmaz.Unkapanı köprüsünden manavları seyretmez,parklarda avarelikten hoşlanmaz,aşkı filmleri sevmezdi.O,işini gücünü bilen,caddelerde daima hızlı hızlı koşan,tramvayları doldurup taşıran,ayakları çıplak çocuklara sadaka vermeyen bir insandı.Yalnız kendi için yaşar,başka bir şey bilmezdi.                                        
    Çok defa bir tramvay durağında veya bir dört yol ağzında cigaramı yakmaya çalışır ve bir insanın gözükmesini beklerken,o aşksız insanlarla karşılaşırdım.Hepsinin yüzü asıktı.Gelen tramvaylara saldırırlar,insanları iterler,küfür savururlardı.Sinema ilanlarına,öpüşen çiftlerin resimlerine bakmazlardı.Arabalar gelip geçer,otomobiller feryadı basar,insanlar koşuşurken ben bu dudakları gülümseme bilmeyen,hayalleri ışık görmemiş,hatıralarında aydınlık bir yüz,dağınık bir saç bulunmayan aşksız insanları düşünürdüm.Bazen elleri cebinde,şapkasız yüzünün hatlarında bir ferahlık okunan sevimli birisi ile göz göze gelirdim.İki aşina gibi bakışırdık.Onu sanki yıllardır tanırdım.Bir arada dertleşmiş,Gülhane parkının denize bakan bir kanepesinde uzun uzun konuşmuş olduğum bir insandı sanki.Onun da avarelik edilecek yerleri,dert dökmeye en müsait köşeleri,düşünceye düşünce katan uzun tenha yolları bildiğine inanırdım.Derken bir apartman penceresinden bir sarışın baş sarkar,bir balkondan ötekine bir kadın seslenir,yanı başımdan şarkısını mırıldanan bir genç delikanlı geçerdi.Bakışlarım sokak dönemecine koşardı.Sigaramı söndürüp iki adım yürürdüm.Biri omzuma çarpardı,aldırmazdım.Aşkla doluydum.Dünyada benim gibi olanlarda vardı.Ve bunlar yeryüzünü daha güzel yapacak insanlardı.Bir insanı seven,onun,gülüşü,ağlayışı,adım atışı ile ilgilenen yeryüzü sakinleri,bu dünyanın daha iyi olmasını isterlerdi.
    Ekseriya bu hayaller akşam üstleri kurulurdu.İnsanlar işlerinden çıkmış olurlar,mekteplerin boşanma saati gelmiş bulunurdu.İşte bu saatlerde aşksız ve aşkla dolu insanları birer birer seçerdim.İnsan çok defa aldanabilirdi.Fakat ben hiç aldandığımı sanmıyorum.Seven insan,diğer insanları daha iyi tanır.Şu kendi halinde yürüyen,başı yerden kalkmayan yeni bir aşktan kurtulmuştur; şu elindeki çantayı sallayıp koşan kız aşkı hiç tanımaz; şu ıslığını unutanın halini Beyoğlu sinemalarına sormalı,şu cigara alanın macerasını tanınmış bir hikayeci kaç defa yaşamıştır; şu kahvenin içinde tavla oynayanların her zar atışta talihe meydan okudukları,aşktan bihaber oldukları belli; şu genç talebe birisini beklemekte; ilerden geçen aşkı romanlardan ve filmlerden öğrenmiştir; ötekisi ise hiç hatırlamaz.
     Sokak dönemecinden kadınlar çıkar,çocuklar çıkar,aşksız insanlar çıkar,o görünmezdi.Bazı zamanlar yeşil mantosu ile belirirdi.Yanıma gelir,içime soğuk sular boşalıverirdi. Ağaçların gölgesinde yürürdük.Susardım,o konuşurdu.Gökyüzünde birden bulutlar dağılır,çiseleyen yağmur diner,güneş açardı.Her yan yana attığımız adımda içime taze hisler,yepyeni duygular dolardı.Arabalar geçer,insanlar bakar,tanıdıkları göz kırpar,selam verirdi.Ama yol her zamankinden daha çabuk biterdi.O kısa süren anlarda aşksız insanlara acırdım.Kış böyle geçer,bahar gelir,paltolar atılırdı.Ceketle sokağa çıkardım.Kadınlar,kızlar ve o,çorapsız dolaşırlardı.Rüzgar daha hafif,daha tatlı esmeye koyulur,kızların bakışları aydınlanır,onunkiler ise çakmak çakmak olurdu.Daima süratli konuşur,bana eski sevgilisinden bahseder; ben gülmeye çalışırdım.
     Sonra,aylar geçti; mevsimler birkaç kere değişti,paltolar tekrar giyildi,tekrar atıldı.Ve bir gün geldi ki,gökyüzü bana daha karanlık,yağmur daha can sıkıcı,sokaklar fuzuli görünmeye başladı.Sokak dönemeçleri bana bir şey anlatmıyor,film afişleri bir mana ifade etmiyordu.Gülen veya gülmeyen insanlara hiç aldırış etmiyordum.Park kanepeleri,uzun tenha yollar,köprüde gece avarelikleri bana eskiden görülüp hayal meyal hatırlanan bir rüya gibi geldi.Artık cigaralar tatsız,sular acı,hayaller darmadağınıktı.Günlerim sıcak ve gürültülü kahvelerde,iskambil ve tavla başında geçiyor,başka bir şey beni alakadar etmiyordu.
        Bir rüzgarlı akşamüstü şehrin en kalabalık caddesinden geçerken,bir mağaza vitrini bana ilk defa olarak yeni bir aşksız insanı tanıttı.Bu hayalsiz,ümitsiz,arzusuz,her hangi biriydi.Bir kaşı çatıktı,dudağında gülümseme silinmişti.Bu bendim.Artık bütün şarkılar bana yabancıydı.Aşk şiirlerine düşmandım.Parklar serseriler içindir diyordum.Hayal kurmak işsizlere mahsus....

 OKTAY AKBAL


http://hatice4813.blogcu.com/asksiz-insanlar/3793406

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder