31 Ağustos 2015 Pazartesi

Garipler Sokağı / Oktay Akbal



Anlatımının şiirsel öğeleriyle zenginleşen bu küçük roman, Oktay Akbal hikayeciliğinin kendi dışına taşan birkaç örneğinden biridir.
Rauf Mutluay
... son günlerini yaşayan bir fakir sokağın günlük hayatını anlatıyor. Fakat öylesine anlatıyor ki, vaktin nasıl geçtiğini bilmiyorsunuz, kendinizden geçiyor, Garipler Sokağı'nın fakirlerinden biri oluveriyorsunuz.
Tahsin Yücel
... bitenden bir sanat eseri çıkarmak, bir sanat havası yaratmak gayesinde. Yıkılmaya yüz tutmuş eski bir yalının, harap bir çeşmenin resmini yapan ressam gibi.
Muhtar Körükçü
  Garipler Sokağı', usta yazar Oktay Akbal'ın 1945-46 yıllarında yazıp 1950 yılında yayımladığı ilk romanı.

(Arka Kapak) 

http://kitap.antoloji.com/garipler-sokagi-kitabi/


garipler-sokagi-oktay-akbal

Garipler Sokağı, alaturka bir roman olmaktan uzak. Oktay'ı bir kere Garipler Sokağı'nı Osmanlı gözüyle görmediği, göstermediği için sevmiştim, iki kere sağlam ve sıhhatli Türkçesi için... Bu Türkçe çok şeyi kurtarıyor. Oktay, bu insanları seviyor, size de sevdiriyor. Çizdikleri bizim insanlarımızdır.
Atilla İlhan

Oktay Akbal, duygulu anlatışı ile eski kaybolan mahalle kültürünü özlemle tasvir ediyor.

http://www.idefix.com/kitap/garipler-sokagi-oktay-akbal/tanim.asp?sid=GDCO5IZ73S3S5LGSHCYJ

*

Oktay Akbal'ın Garipler Sokağı için Hasan İzzettin Dinamo "Gerçek realizmin geçtiği yol üzerinde dinleneceği serin bir pınar başıdır", Attilâ İlhan "Oktay, bu insanları seviyor, size de sevdiriyor. Çizdikleri bizim insanlarımızdır" diyor. (Arka Kapak) 


http://kitap.antoloji.com/garipler-sokagi-2-kitabi/

*


Garipler Sokağı iki mezarlık arasında tozlu, çamurlu yollarlarla uzanan bir sokaktır. Burda her meslekten insan vardır. Manav, kasap, kunduracı, arabacı, memur, ustabaşı, amele, işçi kız, dul, ihtiyar, çocuk… Burda herkes sabahın erken saatlerinde işine gider akşam olunca ellerinde yiyecek poşetleriyle evlerine dönerler. Gündüzleri gürültü, patırtı eksik olmaz. Kadın dedikoduları, çocuk sesleri birbirine karışır. Her evde bir zanaat erbabı yetişmiştir. Kadın, erkek, çocuk herkes elleriyle bir şeyler yapmasını bilir. Akşamları işten dönenler sokak ortasındaki kahvede buluşur. Bu sokakta kavga hiç eksik olmaz. Kavgalar tatlılıkla bastırılınca sokak tenhalaşır. Sokağın ortasındaki kahvede iyi günlerde sandalyeler sokağı boydan boya kaplar. Tavla, iskambil, domino, kumar oynanır, bol bol küfürler edilir.”

(Garipler Sokağı)
http://www.leblebitozu.com/turk-edebiyatinin-koca-cinari-oktay-akbaldan-alintilar/

Hayaller Sokağı
Akbal ilk romanı Garipler Sokağı’nı 1945/46 yıllarında kaleme almış. İstanbul’da merkeze yakın, iki ucu mezarlık olan, eski döküntü evlerden oluşan, çoğunlukla yoksulların, “garip”lerin oturduğu bir sokak anlatılır. Fatih, Karagümrük vb. bir yerlerde. Kahvesinde Çörçil’in Hitler’in konuşulduğu, ekmeğin karneyle alındığı, ikinci cephenin henüz açılmadığı yıllar. Yoksuların sokağı dedik: özellikle genç kızların, delikanlıların hayalleri, arzuları, düşleri; sınıf atlamak isteyenler, beyaz perdedeki gibi büyük aşklar yaşamayı düşleyenler…
İlk bölümde sokak ayrıntılı bir biçimde betimlenir; aslında varlıklı bir ailenin oğlu, üniversiteli Salih’in sokağa gelmesi, küçük bir oda tutması hemen bu bölümün ardındandır. Üçüncü tekil şahıs tarafından anlatılmaktadır, dolayısıyla sanki sokağın öyküsü Salih’in gelişiyle başlar. Zaman zaman sokağın anlatımını “Salih’in notları”ndan da okuruz. Acaba, bu anlatının bütünü Salih’in tuttuğu notlar mıdır? Ya da onların düzenlenmesi midir? Onun gidişiyle de sokağın öyküsü kapanır. Çünkü sokağın bir tarafı istimlâk edilecek, o ahşap evler yıkılacak, büyük apartmanlar yapılacak, o tarafta oturanlar hayalleriyle taşınmak zorunda olduğu gibi, öteki tarafın da değeri artacaktır! Yıkımı görmeyiz, çünkü Salih sokaktan ayrılmıştır dolayısıyla –bir anlamda– artık sokak anlatımı da bitmiş olur; yani “bize” sokağı ve sokaktaki yaşamı anlatacak “biri” kalmamıştır! Bunu yenilikçi bir biçim özelliği olarak da düşünebiliriz, pekâlâ!
Salih’in sokağa gelmesi, çevresinden, ailesinden, ilişkilerden hattâ nişanlısından bir kaçıştır. Statüko’ya karşı gelme çabası ama nereye kadar? Ne var ki bir türlü o sokağın bir parçası, öznesi olamaz; alt kattaki evsahibesinin –kocası askerde olan– gelininin işvelerine bile karşılık veremez, cinsel olarak arzulamasına karşın. Sokağın kavgaları, aşkları, genç kızları, genç oğlanları, gurbetten gelmiş bir odada kalan öğrencileri, sarışın dilber Azade’si, gelinleri damatları, sevinçleri acıları, anlatılacak çok öyküsü vardır da, özellikle kahvesi! İstimlâk telâşı başladığında, geldiği gibi küçük bavuluyla sokaktan sessizce ayrılır Salih. Eski yaşam biçimine, rahat, dertsiz hayatına dönecektir, sokağınki tamamıyla değişmektedir oysa!

Sokaktan ilk ayrılansa on sekiz yaşlarındaki Hüsniye’dir. Eniştesinden bir önceki gece dayak yemiş dolayısıyla bütün mahalle ayağa kalkmıştır. Neden ise, nişanlısı askerde ama bir başkasıyla birlikte görülmüştür. Hüsniye’ninki çevresinden (sokaktan) tam bir kaçıştır, hayallerinin peşine takılmaktır, bir bakıma da Madam Bovary’dir! Sonunu bilemeyiz Hüsniye’nin, belki Bovary’den daha beter olacaktır! Ne var ki Salih’inki bellidir, o sokağınki bellidir; hattâ İstanbul’un değişmekte olan yüzü de bellidir!
http://www.atillabirkiye.com/icerik-romanlariyla-oktay-akbalin-doksan-yasina-merhaba.html

*




GARİPLER SOKAĞI ROMAN ÖZETİ (KİTAP ÖZETİ, ROMAN ÖZETİ)

Yazarı: OKTAY AKBAL

Garipler sokağı iki mezarlık arasında tozlu, çamurlu yollarlarla uzanan bir sokaktır. Burda her meslekten insan vardır. Manav,kasap, kunduracı,arabacı,memur,ustabaşı,amele, işçi kız, dul,ihtiyar, çocuk… Burda herkes sabahın erken saatlerinde işine gider aksam olunca ellerinde yiyecek poşetleriyle evlerine dönerler. Gündüzleri gürültü, patırtı eksik olmaz. Kadın dedikoduları,çocuk sesleri birbirine karışır. Her evde bir zaneat erbabı yetişmiştir. Kadın, erkek,çocuk herkes elleriyle bir şeyler yapmasını bilir. Akşamları işten dönenler sokak ortasındaki kahvede buluşur. Bu sokakta kavga hiç eksik olmaz. Kavgalar tatlılıkla bastırılınca sokak tenhalaşır.

Sokağın ortasındaki kahvede iyi günlerde sandalyeler sokağı boydan boya kaplar. Tavla,iskambil,domino,kumar oynanır,bol bol küfürler edilir. Kış günlerinde kahve tıklım tıklım olur. Kahveyi bir kadın işletir. İsmi Zülfü’dür. Kahvenin arkasındaki odada oturur. Mahallenin kodamanlarındandır. Bütün kararlar burada alınır. Her konuda Zülfü’ye danışılır. Kahvede kumar oynandığı için sık sık polis kahveye baskın yapar ve birkaç gün kahve kapatılır. Kahve kapatıldığı zamanlarda mahallede bir kasvet bir sıkıntı hakim olur.

Her gece mahalle sakinleri derin uykulara dalar ve sabahın ilk ışıklarıyla çalışanlar işlerine,çocuklar sokağa, kadılar köşe başlarına giderler. bu mahallede hayat hiç aksamadan bu şekilde sürüp gider.

Sokağın en büyük binası emekli kaymakama aittir. İlk katta kasap Gani vardır. İki karısı ve dört çocuğu vardır. Büyük oğlu asker,biri ilkokul öğrencisi bir diğeride babasının yanında çalışmaktadır. Gani para kazanmayı bilir ve evine, ailesine bağlıdır.

İkinci katta dört oda vardır. Ön taraftaki odada Ustabaşı Hüsnü ve üç kızı, arkadaki odalarda arabacı Tahir oturmaktadır. Tahir eşine,arabasına ve atlarına bağlıdır. Daha önce bir müddet hapis yatmış ve mahalleye yeni taşınmıştır. Hüsnü Efendi herkes tarafından sevilen, sözü dinlenen, cana yakın, cömert bir adamdır. Sabah erkenden işine gider, akşam geç saatlerde evine döner. Sadece pazar günleri kahvede görülür. Genç yaşta karısını kaybetmiştir. Kızlarını kendisi büyütmüştür. En büyük kızı Gönül 19 yaşında,esmer tenli,siyah gözlü,endamlı güzel bir kızdır. Yaşadığı hayatı ve çevreyi sevmez. Bir asteğmen sevgilisi vardır. Ortanca kızı Zehra liseye gider. İçine kapanık sıkılgan bir kızdır. İyi kalpli ve herkes tarafından sevilen biridir. Küçük kızı Selma ilkokula gitmektedir. Son zamanlarda gelişmiş, güzelleşmiştir. En üst katta emekli kaymakamla Vatman Rıza oturmaktadırlar. Her Pazar bu evde bir canlılık vardır. Orta katta gürültü hiç eksik olmaz.

Bir kış günü büyük evin karşısında bulunan iki katlı sıvasız evin üst odasını bir üniversite öğrencisi kiralar. Birkaç kitabından başka hiçbir şeyi yoktur. Mahalleye yabancı bir kişidir. Bu odanın arkasında ise bir şoför oturuyordu. İlk odaya yerleştiği gün genç delikanlı Salih odayı baştan ayağa gözden geçirdi ve pencereden sokağı izledi. Bu yerde yalnız kalmak istiyor, önceki yaşantısından kaçıyordu. O zengin mahallelerde yaşarken, durumu da iyi bir kızla evlenmeyi düşünürken bulunduğu yerden kaçıp buraya sığınmıştır. Sevgilisinin de yanına gelmesini istemektedir. Babası Salih’e hep kızardı ama o bunlara aldırış etmezdi.

Evin alt katında ev sahibiyle birlikte kocası askerde olan gelini kalmaktaydılar. İlk günlerde sokak sakinlerini gözlemeye koyuldu. Onlardan biri olmadığını düşünüyor ve onların arasına katılamıyordu. Zülfü’nün oğlu Mehmet asker olmuştu. Hafta sonları izin alıp mahalleye gelirdi. Hüsnü efendinin kızı Selma’ya aşık olmuştu. Ama o arkadaşları gibi sadece macera olsun diye değil gerçek bir sevgiyle ona aşık olmuştu. Mahalle kahvesinde herkes bir şeylerle meşguldür. Kimisi oyun oynar kimisi radyo dinler kimisi hatıralarından bahseder. Ama hepsi birbirinden farklı duygular içinde olsa da ortak birçok şeyleri vardır. Hüsnü efendinin kızları sık sık sinemaya gider, Hilmi, Mehmet, Hasan kahveye takılır. Kahvenin karşısındaki evde dört gelin,dört damat ve anneleri kalıyordu. Beşinci kız evlenmemiş ve Mehmet’le nişanlıydı. Mehmet’in askerliği bitince evleneceklerdi ama (bilgi yelpazesi.net) Hüsnüye’ye son zamanlarda çok değişmişti. O da Gönül gibi yaşadığı hayatı sevmiyordu ve Suna’nın yaşantısına özeniyordu. Bir üniversiteli sevgili bulmuştu ve onula sinemaya pastanelere takılıyordu. Sokağın girişindeki ilk ev kör hafızla karısına aitti. Evin üst katında iki üniversite öğrencisi oturuyordu. Bunlar Reşat ve Rasim’di. Alt katta ise Azade oturuyordu. Sık sık postacı gelir ve mektup getirdi ailelerinden. Azade güzel bir kadındır ve sık sık sevgili değiştirir. Geceleri geç saatlerde evine gelir. Kör Hafız’ın karısı Kamer fala bakar sık sık geleni olurdu. Mahallenin kısa boylu bekçisi herkes tarafından sevilir ve mahallenin asayişini o sağlar. Mahalle muhtarı da herkes tarafından sevilen birisidir.

Salih zengin mahalleliler tarafından horlanan bu halkı daha yakından gözlemlemekte onların kavgalarına,aşklarına, kahvede toplanışlarına, çalışmalarına şahit olmaktadır. Alt kattaki geline karşı içinde tutkular oluşmaktadır. Ona sahip olmak istemekte ona dokunmak istemektedir. Gün geçtikçe mahalleye alışmakta ama yine de eski anıları aklına gelmektedir. Bir gün mahallede sokaktaki yolun genişletileceği ve birçok evin yıkılacağı haberi yayılmıştır. Kimisi bu habere sevinmiş kimisi ise üzülmektedir. Kimisi alışmış olduğu yaşam tarzından kopmanın üzüntüsünü kimisi de o köhne mahalleden kurtulmanın sevincini yaşamaktadır. Her kafadan bir ses çıkmakta ve günler böylece geçmektedir. Son zamanlarda zaten mahalle eski tadında değildir. Kavgalar bile değişmiştir. Nihayet yol genişletme işlememi başlamak üzeredir ve yakında herkes farklı bir yerlere gidecektir. Mahalleyi ilk terk eden eniştesiyle kavga eden Hüsnüye olmuştur. Zaten birçoğu da gidecekleri yerleri çoktan bulmuşlardır.

Salih de ev sahibinden haberi alınca o akşam oradan uzaklaşacaktı. Yalnız geline dokunamamanın burukluğu vardı içinde. Valizlerini aldı ve son kez sokağı gözden geçirdi ve saçma ve aptalca hayallere daldığını düşündü. Çünkü o başka dünyaların insanıydı. Nihayet sokaktan çıktı ve yüksek apartmanlar, caz şarkıları çalan,güzel ve şık insanların bulunduğu kendi aleminin sahte güzelliğine daldı. O da artık kendinden başkasını düşünmeyen bir insan olacaktı. Bekçinin eşyalarını taşıyan arabada yavaş yavaş uzaklaşıyordu. Arabanın bıraktığı tekerlek izleri gariplerin gideceği yolu gösteriyordu. Bekçi sanki eski hatıraları gözlerinin önünden geçirerek gariplerin elele tutuşup ardı sıra gelişlerini görür gibi oluyordu. Salih ise bir hırsız gibi girdiği sokaktan bir hırsız gibi kaçarak çoktan uzaklaşmıştır.

Konusu: Garipler adlı sokak sakinlerinin yaşam tarzı ve buraya gelen Salih ‘in gözlemleri.

Ana Fikri: İnsanlar mutluluğu maddi unsurlarla değil, sevgi, kardeşlik ve paylaşım duygularıyla yakalayabilirler.

Değerlendirme

Roman 2. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da yaşayan fakir bir sokak halkının hayatını anlatmaktadır. Burada yaşayan insanların aşkları, burada yaşanan zorlukları, hayata bakış tarzları, çalışmaları tüm çıplaklığıyla ortaya serilmektedir. Roman akıcı ve sade bir dille yazılmıştır. Roman karakterleri fazla güçlü değildir. Kişi tahlillerine sıkça yer verilmiştir. Psikolojik unsurlara fazla yer verilmemiştir. Romanda olay unsuru fazla yer almaktadır. Tasvirlere çokça yer verilmiş, realist bir gözle kaleme alınmıştır.

Romanda Salih adlı gencin yaşamış olduğu zengin ortamlardan kaçarak bu fakir sokağa sığınması ve buradaki gözlemlerini aktarması şeklinde devam eder. Sık sık hayaller ve düşüncelere dalar. Romanda geçmiş zamanlara dönüş göze çarpar.

Romanda iki farklı çevrenin karşılaştırılması yapılmak istenmiş birçok kişinin hor gördüğü fakir mahalle halkı gerçekleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Toplum gerçekleri yansıtılmıştır. Hiçbir şeyin para olmadığı küçük şeylerin de insanları mutlu edebileceği bu yüzden hiç kimsenin başka bir kimseyi maddi nedenlerden dolayı hor görmemesi gerektiği ve mutluluk için önemli olan sevgi, kardeşlik ve paylaşım duygusu olduğu savunulmaya çalışılmıştır.

Roman kurgu bakımından zayıf olup, olaylardan çok tasvir ve tahlillere yer vermektedir. Olaylar arası bağlantı fazla güçlü değildir. Roman beklenmeyen bir sonuçla bitmektedir. Ve okuyucu da fazla merak uyandırmamaktadır.

Yazar eseri kaleme alırken realist bir gözle çevreye ve olaylara bakmaktadır. Eserin dili sade ve anlaşılırdır.

http://bilgiyelpazesi.com/egitim_ogretim/kitap_ozetleri/roman_ozetleri/garipler_sokagi_romaninin_ozeti.asp
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder