31 Ağustos 2015 Pazartesi

İnsan Bir Ormandır / Oktay Akbal




Akbal'ın dünyasında ilginç bir değişimin öyküsünü izliyorsunuz. Bu kez, amacı, geçmişi son olarak anımsayıp anıları bu yolla yok etmektir. Anılar ve izlenimler roman boyunca bir hesaplaşma aracı olarak kullanılmaktadır, kaçış değil...
Asım BEZİRCİ

İnsan Bir Ormandır hem Akbal öyküsünün bütün özelliklerini taşıyor, hem de bu öyküyü yıkan yeni bir tavır getiriyor. Anılardan kopup bugün yaşamak, geleceğe bakmak istiyor, yarına... Buna, geçmişi yerle bir ederek varmayı deniyor.
Atilla ÖZKIRIMLI

Kendi kendimize, insan bir ormandır derken bu buluşun ardına takılarak kendimizi de çözümlüyoruz. Orman insanın ruh evreninin ana çizgileriyle ayrıntı durumunda olan yaşam parçalarına bakarken kendimizi öğreniyoruz.
İbrahim Zeki BURDURLU


http://www.idefix.com/kitap/insan-bir-ormandir-oktay-akbal/tanim.asp?sid=LCE6YBNHPB0ORH9OT7J4

insan-bir-ormandir-oktay-akbal

Usta yazar Oktay Akbal, anılardan kopup bugünü yaşamak isteyen ve geleceğe bakmak için geçmişi yerle bir eden bir öykünün içine çekiyor okuru; anılar ve izlenimler roman boyunca bir hesaplaşma aracına dönüşüyor.

http://www.neokur.com/kitap/130443/insan-bir-ormandir

*
Anıcı

İnsan Bir Ormandır deyince; insanın anıları da ormanın ağacı oluyor belki. İşte tam bu ağaçlardan oluşmuş bir ormandır Oktay Akbal edebiyatı. 

Bazı hikâyeleri gerçekle düş karışımıdır; bazıları da anılar şeklinde. Necatigil’in deyişiyle “konulu hikâyeler değil de belli konular çevresinde oluşan anılar toplamıdır” Akbal’ın hikâyecilik anlayışı. 
Bu anılardan oluşan bir orman, bir hayat; içinden de şiirin rüzgârı akıp geçer hep. 

Ağaç denince ilk önce kalem – kâğıt gelir aklıma. Hele kâğıdını bile kendi üretemeyen Yeni Türkiye’de daha çok düşünüyor insan kalem kâğıdı… 

Ne yazarsa yazsın, ilk tercihi hep kalem kâğıttan yana kullanan bir yazardır Akbal: Daktiloya, yazı makinesine, bilgisayara, tablete yüz vermez pek. Böyle der bir yazısında; kâğıtla bir bütün olmak için de kalem şarttır. Beyazlık üzerinde gidiş gelişler, ara sıra durmalar, karalamalar, silginin kokusu… Yazı makinesiyle daha kolay yalan yazılıyor, el yazısında içtenlik var der! Ne farklı bir bakış açısı. Belki de insan hep yalan yazmaya teşne. Hemingway de romanlarının sadece konuşma bölümlerini yazı makinesinde yazarmış, gerisini kâğıt üzerine kalemle döktürürmüş. Çünkü insanların yazı makinesi gibi konuştuğunu düşünürmüş. Yazı makinesi, bir yazarda en gerekli olan şeyi, dürüstlüğü engellermiş. Öyle diyor ustalar, ben bilemiyorum. Biz yazı yazmanın çırakları, çok geçeceğiz daha Oktay Akbal mekteplerinden…

Onur Caymaz 



*
Sıkışmış Adam’ın Anıları
Kadın ile erkek ilişkisi temelinde evliliği tartışıyor, sorguluyor Akbal İnsan Bir Ormandır’da: iki çocuklu, karısıyla tüm bağları kopmuş, ilişkiler çirkinleşmiş, karısı tarafından çirkinleştirilmiş bir kıskacın içindeki, bir türlü de yine karısı yüzünden boşanamayan orta yaşının çıkmazında bir erkeğin anılarla hesaplaşması, bazılarını yok etme isteği, çabasıdır.
Akbal’ın anlatılarında hep İstanbul parçaları, fotoğrafları vardır, romanın ya da hikâyenin bazen fonu bazen ana mekânıdır. Romanda, anlatıcıyı yalnızlık saatlerinde o sokaklarda görürüz. Burada birinci tekil şahsa geçmiş. Gazeteci olan ana karakterden dinleriz (okuruz) romanı. Bazen sayıklamalı, bazen hummalı, bazen sâkin zihin süreçlerine tanık oluruz, geçmişini bize anlatırken: kırılganlıklar, aşklar, unutmayan ya da unutulmuş kadınlar! Dönemin basın dünyasından yani Babıâli’den küçük yaşam parçacıkları da buluruz.
Burada da bir sıkışmışlık var, hem de Salih’inkinden çok fazla, hem evliliğin açmazı hem gençlikteki hayallerin şimdi birer acıtan anı nesneleri olması. Anlatıcımız için durum biraz böyledir ama gençlikte attığı adım ki şimdi karısıdır o, bir zaman sonra, pişmanlık fotoğrafıdır. Yalnızca yaldızlı bir çerçeve içinde kalmış, belki etejerin üstündeki nikâh fotoğrafı. Belki bir başkası da yanında, biraz zaman geçmiş iki çocuk daha var o fotoğrafta ve bir de kayınvalde!
Öte yandan ihmal etmemesi gereken, haftanın belli günleri gittiği annesi. Yıllar önce babası öldüğünde annesiyle birlikte, baba evini bırakıp Karagümrük’e taşındıklarını anlatır. Tarih de verir 1935. Bu tarihin gerçeklikle ilişkisi bir başka konu da aslında yine bir İstanbul parçasıdır. Tramvay Caddesi’nde bir evdir. Belli ki “Garipler Sokağı”na yakındır. Belli ki Akbal’ın roman karakterlerinin kimileri o sokağın içinden, etrafından, hayallerinden çıkmıştır! Benzer şekilde anlatılar arası göndermeler de vardır. Adını kitaba da veren “Aşksız İnsanlar” (1946) hikâyesinin sonunda anlatı karakteri, perişan ve umutsuz bir şekilde bir mağaza vitrinine bakmakta, aşksız bir insanı görmektedir. Benzer şekilde Nuri de romanın başında Nedret’in yemyeşil önlüğü sonrası bir mağaza vitrininde böylesine aşksızbir insanı görür, ne var ki o Ankara’dadır.
Gerçi tüm sıkışmışlığına karşın, bunaltısına karşın, anlatıcı için son aydınlıktır, diyebiliriz. Salih gibi Nuri gibi “yenilmemiş”tir anlatıcı. İçerik ile biçim arasında şöyle bir ilişki kurabilir miyiz: önceki iki romanda bu yenilmişlik varken, üçüncü tekil şahıstan anlatılmıştır, üçüncü romanın sonunda yenilmişlik yokken anlatı birinci tekil şahıstandır. Son aydınlıktır, dedik çünkü sevgilisi, özlediği aşkı bulduğu sevgilisi Zehra vardır; o günlerin aydınlığıdır Zehra ki zaten anlamı da “yüzü pek beyaz ve parlak olan”dır. Anlatının sonunda, bir deniz kıyısı lokantasında, Zehra geldiğinde kadehini kaldırır ve “Hoş geldin Zehra” der. Karanlık bir bulut gibi geçmiş uzaklaşır… ayın dolunay halindeki, karanlığa açılan umut kapısıdır Zehra!
http://www.atillabirkiye.com/icerik-romanlariyla-oktay-akbalin-doksan-yasina-merhaba.html

*


"...Yaşanan, biter gider. Anlatırken değişir. Hatırlanırken değişir. Yaşayan ben'le, anlatan, hatırlayan ben'ler farklıdır birbirinden..." 

Oktay Akbal --- İnsan bir ormandır 

http://tofo.me/tag/OktayAkbal
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder