7 Eylül 2015 Pazartesi

Oktay Akbal'ın Sözlerinden...


Oktay Akbal



Yine de çabalayacaksın, yine de dayanacaksın...
Ülkeni dört yandan sarıp sarmalayan bir düşmanlığı yok etmek savaşına, bu yaşta da olsan katılacaksın.( 2010)


http://www.kongar.org/aydinlanma/2010/994_Oktay_Akbal.php

*

Kişi kendini yazma coşkusuna kaptırırsa her şey geride kalıyor. Hastalıklar bile...
Ama gözün kararmış, sesin kısılmış, ateşin yükselmiş, ayakta duracak halin kalmamış, üstelik daha yeni bir ameliyattan çıkmışsın...
Masanın başına geçip daktiloya parmak basınca değişiveriyorsun!..

http://www.kongar.org/aydinlanma/2010/994_Oktay_Akbal.php

*

Hayatın daha güzel olabileceğine inandır kendini; hayatın, hem senin, hem başkalarının hayatının daha güzel olabileceğine inanmadığın an olmasın…. Kabul etme. Hayatın hemen hemen bütün acılarından Tanrı’nın değil de insanların sorumlu olduklarını anladığın günden sonra bu acılara bir daha razı olmayacaksın. Hiçbir şeyi putlara feda etme. 

(Akbal, Türk Dili Dergisi,1960: s. 511) 

*
...Yaşanan, biter gider. Anlatırken değişir. Hatırlanırken değişir. Yaşayan ben'le, anlatan, hatırlayan ben'ler farklıdır birbirinden... 


Oktay Akbal , (İnsan Bir Ormandır)
*

Kişi değişmese, yücelmese, kendini anlatmakta, kendini öğrenmekte yeni yeni sınırlara ulaşmasa, kendini çözmek yoluyla yeni sorunlara el atmasa çağ değişmeleri de olmazdı tabiî.

(Türk Dili Dergisi, Akbal, 1958: s. 244) 

*

Öykücüyü, ozanı ilgilendiren yaşanılan çağın olayları değil, o olaylar içindeki kişinin kendisidir. Kişiyi çözümlemekle çağı da çözümleriz. Kişisiz bir çağı düşünmek mümkün değildir. Demek yaratıcı çağının bir tanığı olmaktan çok, geçmiş çağlardan günümüze, günümüzden gelecek çağlara doğru akıp giden insan seli üzerinde eğilip yeni sorunlar, yeni çözümlemeler yapmakla görevlidir. Varlığının niteliği budur…

(Türk Dili Dergisi, Akbal, 1958: s. 244)

*

Ben sevdiğim, hoşlandığım, acısını duyduğum, sevincini tattığım şeylerden bahsediyorum. Bütün ufak tefek ayrıntılar kişoğlunun ölmez görüşünü çiziyor.

İlk hikâyelerimden beri beni kişinin iç dünyası ilgilendirdi. Bu iç dünya ile dış dünya arasındaki çelişmezliği vardır.

Ben büyük şehirde yaşayan bireyin serüvenini anlatıyorum. Kendime göre, kendi yönlerimden. Her yazar kendine göre bir dünya kurar. Benimki bu.

Gerçekten sanat değeri taşıyan bir eserin sosyal ve beşeri ölçüler bakımından da değerli olacağına inanırım ben.

http://www.evrensel.net/haber/259296/sairlere-olum-yokun-yazari-oktay-akbali-kaybettik

*

Ben masalları sevmem. 

Hep iyiye güzele doğru yazılar yazıp içimi dökerim. Olanca içtenlikli aydınlığımla.

Bir an ölüm gelmeli dersin. ama gelmez. onun da bir sırası mı vardır insana sunduğu... 


http://www.mynet.com/haber/guncel/edebiyatimizin-usta-isimlerinden-oktay-akbal-vefat-etti-2004406-1

*

Her kitap kendi başına buyruktur. Bir kez yazdın, unut onu, kendi başının çaresine baksın. 
Yapıt tek başınadır. Sen istersin ki okurlar senin gibi düşünsün, sevsin, okusun yazdıklarını. Ama her yapıt bağımsızdır. Kendi başına doğar, kendi yalnızlığında yok olur. Varsa bir değişik gücü, o zaman yılların ötesinde görürüz, yeni kuşakların elinde..

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/338550/Bir_Omur_Nedir_ki___.html

*
Öykülerimi, romanlarımı otobiyografik bulanlar var. ‘Ben’ diye yazınca ‘ben’i Oktay Akbal’ın ta kendisi sayıyor kimi okurlar, eleştirmenler, ya da eleştirmen heveslileri. Kolaya kaçmaktır bu, hem de en kolaya… 
Benim öykülerim okurlarda bir gerçeklik, bir yaşanmışlık duygusu uyandırır. Bu yüzden yaşanmış öykülerdir onlar diyorum, ‘ben yaşadım’ demiyorum.

http://www.onkagency.com/vestige/view/literary/yesil-ev-oktay-akbal/3451

*
Ben kırk yıla yaklaşan köşe yazarlığımda söyleşir gibi, bir günce tutar gibi okurlarıma seslendim. Tam bir açık yüreklilikle, içtenlikle bölüşmek istedim yaşadıklarımı, düşündüklerimi, gördüklerimi... 

Yazınsal ya da siyasal günlüklerin zamanla belgesel bir önem kazanacaklarını, ama şimdiden içinde yaşadığımız yılların gerçekçi bir aynadan yansıtılması olduğunu düşünüyorum.

http://www.idefix.com/kitap/yuzyildir-umutsuzluk-oktay-akbal/tanim.asp?sid=TL45OBEPZY6R762S1P49

*

Sözcüklerle oynamak.. Her yazar, her şair bu oyunu oynar öteden beri. Yalnız bilerek oynamak vardır, bilmeyerek oynamak vardır. Sözcüklerin canlı birer varlık olduklarını kabul ederek ya da onları boş, ölü birer kalıp sayarak...

http://1000kitap.com/kitap/yasam-bir-uzlasmadir

*

Yazın kurtarır çoğunlukla güncelden kaçanları. Oysa yazın hem günceldir, hem siyasaldır; hem bugündür, hem yarındır. Her şeydir yazın... 

(İlkyaz Tutsaklığı", , Bayraklı Kap,ı s. 193) 

*


Zamanlar geçip gider ama dostluklar bir yere gitmez. Ancak yüreğimizin ortasında yaşar, yaşayacaktır.

http://blog.milliyet.com.tr/adasim-oktay--oktay-akbal-yazdi/Blog/?BlogNo=433298

*

Şiir niçin yazılır? Kişi durup dururken şair olmaya niye kalkar? Bir iç itiliş midir, bir duygunun başkaldırışı mıdır? Hep sormuşumdur. “İçimizde hiç şiir yazmayan var mı? diye!…Toplantılarda özel karşılamalarda, utana sıkıla da olsa el kaldırmayanı yoktur. Herkes şiir yazmıştır. Şiir sandığı dizeleri karalamıştır. Şiir bir gerçeklikten doğmaz, ille de bir amacı, bir ereği olsun diyemeyiz. Öylesi de var elbet. Ama çoğu kişi, özellikle gerçek bir şair istediğini yazar. Ne demiş Pasnernak “Bize yol göster…” diyenlere : Ben yol mol göstermem. Şair yağmurda yaprakların sesini duyuran bir rüzgar gibidir.

http://www.leblebitozu.com/turk-edebiyatinin-koca-cinari-oktay-akbaldan-alintilar/

*

Kâğıtla bir bütün olmak için de kalem şarttır. Beyazlık üzerinde gidiş gelişler, ara sıra durmalar, karalamalar, silginin kokusu… Yazı makinesiyle daha kolay yalan yazılıyor, el yazısında içtenlik var.

http://www.arkakapak.com/genel/oktay-akbala-guzelleme/

*

Bir toplumu değerlendiren, ona çağdaş dünyada önemli bir yer, bir anlam kazandıran tek güç, sanattır, edebiyattır. İnsanı gerçek bir insan kılan… Bir eğitim işidir her şeyden önce. Ama ülkemizde sanata, edebiyata önem verilmeyen, günden güne de bu alanda gerilere düşen bir durumdayız. Sorun politikacılarımıza ne zaman gerçek bir sanat yapıtıyla, bir kitapla, bir şiirle dostluk kurabilmişler? Alacağınız yanıt çoğunlukla olumsuzdur


http://www.cemvakfi.org.tr/kultursanat/oktay-akbal-oykunun-buyusu/

*

Demokrasi, laikliğin baş koşuludur. Laiklik de demokrasinin… Ayrılmaz parçalardır bunlar. Laik olmayan toplumlara bakın, hiç birinde demokratik bir uygulama yok. Dikte rejimleri şeriatçı kafaların yönettiği ülkeler, uygarlık alanında gerilere düşmüşlerdir. Bugün bağnazca din duyguları, koşullarıyla yönetilen hiçbir ülkede demokrasi yoktur. Uygarca bir yaşam da…

http://www.cemvakfi.org.tr/kultursanat/oktay-akbal-oykunun-buyusu/


*
Ne iyidir yaşantıları günü gününe yazmak, yazabilmek. Yazmak yürekliliğini bulmak kendinde! Hele bir de yayınlamak yürekliliği de olursa, korkunç  şey. Ben gerçek güncemi yayınlamıyorum ki! Kimse, hiç kimse gerçek güncesini yayınlayamaz. Hatta yazamaz. Her duygu, her düşünce elle tututulur biçimler kazanamaz kafamızda. Duyulur duyulmaz bir şeydir o.  Çoğu kez kendi içimizden geçenlerden kendimiz bile ürkeriz. O yıllarda da yaşantılarımın ancak dış kabuğunu belirtmişim defterlerimde. Şimdi de öyle ya!

http://www.evrensel.net/haber/259397/92-yillik-yasam-belgeseli

*

Kendimi çok koyduğum için midir nedir, bir canlı, yaşayan birer varlık gibi gelir bana yazılarım. Romanlar, öyküler yazara çok daha yakındır,  ama denemeler, fıkralar, makaleler öyle olmamalı değil mi?  Ben öykülerimi, denemelerimi hatta romanlarımı hep ‘kendi üzerimde denercesine’ yazdığım için olacak kopmaz ilişkiler, bağlar var onlarla aramda.

http://www.evrensel.net/haber/259397/92-yillik-yasam-belgeseli

*

Düşler ikinci yaşamdır der Nerval. Her gece yazılmamış bir öyküyü yaşıyorum düş biçiminde. Yazayım şunu demeye kalmadan o düş kayıp gidiyor elimden. Ertesi gece bir yenisi. Neden bu yazılmamış öykülerin saldırısı? Bir yazsam kurtulacağım onlardan. Ben kurtulacağım ama başkalarının başına dert olacak o öyküler.

http://www.evrensel.net/haber/259397/92-yillik-yasam-belgeseli

*

“Emperyalizm, yolsuzluk, toprak sorunu, bilmem ne, hepsi, hepsi edebiyatın dışında mı? Edebiyat güz yapraklarına bakıp düşlere dalmak mıdır yalnız? Üstelik güzel bir şiirin, bir öykünün, bir romanın,  kişiyi olumlu düşlere daldırması, yeni olanaklara, taze duygulara, izlenimlere götürmesi de büsbütün yararsız bir şey midir? Sanmam. Sanatta, edebiyatta geri kalmış, edebiyatla ilgilenmenin suç sayıldığı bir ülkede hiç bir sorun hiç bir dert ortadan kalkamaz. (...) Edebiyatsız , sanatsız bir toplumculuk bugüne dek görülmedi. Yalnız gazete yazıları, meydan nutukları yetmez bir ulusun gelecekteki mutluluğunu yaratmaya, bir toplumu bilinçli kılmaya...”
(19 Mart 1968,  “Suçumuz Edebiyatı Sevmek”)

http://www.evrensel.net/haber/259397/92-yillik-yasam-belgeseli

*
Toplumcu görüşü benimsediğim, savunduğum doğru. Ama bir yazar toplumcu oldu diye  birey sorunlarını işlemeyecek mi?Toplumculuk bireyi yok etmek, önemsememek mi ? Toplum bireylerden kurulur. Bireyin bilinmediği, tanınmadığı, incelenmediği bir sanat toplumcu olamaz.  Kimi, toplum sorunlarının en göze çarpanlarını işler öyküsünde, romanında. Kimi de birey sorunlarını ele alır. Anılardan ,sevilerden, çocukluktan, gençlikten, bunalımdan, dünya sıkıntısından , yalnızlıktan söz açtı diye bir yazar toplumculuğun dışına niye düşecekmiş!
Öykücü olarak bireyin sorunları ilgilendirir beni (...) Öykülerim bireyi işler. Ama hangi bireyi? Soyut evrendeki birey değildir o. Bu toplumun, bu yeryüzünün, çevremizin bireyidir. Bir bakıma toplumcu bir bireyciliktir benim yaptığım, yapmak istediğim. Belki biraz garip kaçan bir söz. Ama benim gerçeğim bu.  Bakıyorum da nice toplumcu geçinenlerin  gereğinden çok ‘bireyci’ kesildiklerini, hatta bireycilikten bencilliğe doğru  kaydıklarını görüyorum .Onların bireyci toplumculuğu karşısında benim toplumcu bireyciliğim çok daha tutarlıdır sanırım.

http://www.evrensel.net/haber/259397/92-yillik-yasam-belgeseli

*





http://tofo.me/tag/oktayAkbal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder