6 Eylül 2015 Pazar

Şarkılarına Kadar Mahzun / Oktay Akbal

Şarkılarına Kadar Mahzun


"Birçok konuyu, sorunu bıkıp usanmadan ele alır, yineler. Yazar olarak bize düşen yazmak, hep yazmaktır düşüncesi onun yazma yaşama ilkesidir. Yaşanan siyasal, toplumsal olaylara değinişi, bunlara bakışı ve yorumu bir bütünsellik içindedir. Akbal'ın yazınsal kimliği, insancıl bakışı, yenilikçi, özgürlükçü, aydınlanmacı yani, yazın ve kültür coğrafyamızda çağdaşlamanın öncüleri arasında yer alacaktır."
-Feridun Andaç-
"Akbal yaşarken düşünen, duyan, duyumsayan, yaşayan kişidir. Yazıları da bu yüzden zamanları kapsayan bir günce gibidir."


-İlhan Selçuk-


(Arka Kapak)


http://www.kabalci.com.tr/cagdas-yayinlari/oktay-akbal/sarkilarina-kadar-mahzun-denemeler-oykucukler-46006.htm
*
AŞKA SAYGI

Katı bir dünyada yaşıyoruz. Acımasız, duygusuz bir dünya... Kısacası, aşksız insanlar olup çıktık. Kimse kimseyi sevmiyor, kimse kimseye dost değil, kimse kimseye saygı duymuyor, itişme, kakışma, çekişme. Sabahtan akşama dehşet verici olaylarla, haberlerle iç içe yaşamak, insanı tiksindiren, iğrendiren görüntüler. 2000 yılına altı kala, teknolojinin en üst düzeye ulaştığı bir dönemde açlıklar, sürgünler, savaşlar. Bir yandan hani hani çalışan silah fabrikaları, yoksul halkların sırtından kazanılan milyarlar, trilyonlar. Bu silahlarla gözü dönmüşçesine birbirine kıyan yeryüzünün yoksul insancıkları...

Zaman zaman bir umut ışığı yanıp sönüyor. Uzun zamandır tarihe karışmış gibi görünen aşk çıkıveriyor karşımıza. Aşk nedir? Belli bir tanımını yapmak zor. Bir insanın başka bir insana yakınlık duyması, onunla özleşmesi, öteki insanın da aynı duyguları yaşaması. Bir kaynaşma, bir bütünleşme, bir erime...

Bir de umutsuz aşklar var. Goethe bunun da yorumunu yapmış, "Ben sizi seviyorsam bundan size ne" diyerek... Bireyi ilgilendiren bir duyarlık saymış aşkı. Bir kendi kendine doyum sağlama, kendini yüceltme yolu.

Büyük aşklardan söz edilir. Leyla ile Mecnun, dağları Şirin'in özlemiyle delen Ferhat, Paul ile Virginia, yakın tarihte Prens Edward'la Madam Simpson daha niceleri... Ya bizde? Bizde de böyle aşklar var. Bir örneğini ben gözümün önünde yaşadım. Bir mahkeme salonunda... Hem de Yassıada duruşmalarında... Belleklerinizi biraz kurcalarsanız anımsayacaksınız bu büyük aşk davranışını...

Adnan Menderes bitkin, çökmüş, sapsan duruyordu yargıç karşısında. Bir dava görülüyordu, yasal olmayan bir çocuğun doğumu... Çocuğu alan doktor tanıklık ediyordu. Sonra birden o çocuğu kürtajla aldıran kadın çıktı yargıcın önüne. Bir sanatçıydı, ünlü bir kadındı. Menderes'le bir süre güzel bir aşk yaşamış bir kadın...
Hiçbir şeyi yadsımaya kalkmadı. Yargıcın sorularına dürüstçe, mertçe karşılık verdi. Unutulmaması gereken şu sözleri söyledi: "Onu çok sevdim..." Bu, aşkın adalet karşısında başkaldırışıydı. Savunması değil, meydan okuyuşuydu. "Bebek Davası" denilen o gülünç olayın yerin dibine batırılışıydı. Kısacası, aşk denen bir duygunun kanıtlanışıydı.

Pek çoğumuza göre aşk, Nasrettin Hoca'nın "Bir kez âşık oluyordum üstümüze geldiler" ya da Âşık Veysel'in "insan sevdiğini alamaz, ona aşk derler" sözleriyle tanımladığı "şey" değildir. Sevdiğini elde edememek midir? Cinsel ilişki kurmak mıdır? Değildir. Nedir aşk peki?
Aşk, Menderes'i seven sanatçı kadının yüzlerce izleyici önünde açıkça söylediği sözlerdedir. Aşk, İSKİ duruşmasında "suçlu" sayılan kişiyle genç eşinin mahkeme salonundaki bakışlarındadır. Yassıada duruşmalarından İstanbul'daki İSKİ davasına... Stefan Zweig'in deyimiyle, "yıldızın parladığı" anlara...

Cevat Çapan'ın hazırladığı "Aşk Şiirleri" denemesini okurken bu aşk olaylarını anımsadım. Aragon, "Mutlu aşk yoktur" der. Mutlu ya da mutsuz, iki insan birbirlerine bir süre için de olsa, görünmez bir bağla yakınlaşmışsa, yeter! Gerisi önemsizdir. Menderes'i seven kadının sözleri, İSKİ davasının sanığı ve genç eşi, aşk denen gücün varlığını kanıtlıyorlar bizlere..."

Ben, bir öykümde "Aşksız însanlar"ı anlatmaya kalkmıştım. Aşksız insanların oluşturduğu bir toplumun mutluluk nedir bilemeyeceğini, aşkın yalnızca bir kadınla bir erkeğin yaşadığı bir yüce duygu olmayacağını... Bir toplumun bireylerinin birbirlerini sevmeleridir aşk. Sait Faik'in "Bir insanı sevmekle başlar her şey" dediği gibi...

Aşklar yalnız sevinçlerle değil, acılarla da yüceleşir. Aragon'un yazdığı doğrudur. Acılar, özlemler aşkın tadı tuzudur. Belki de böyle olduğu için eşsizdir, ölümsüzdür:

‘’Acılara batmamış bir aşk söyle bana
Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk, söyle
Bir aşk söyle sararıp soldurmamış ama
İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de
Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına
Mutlu aşk yok ki dünyada
Ama şu aşk ikimizin, öyle de olsa."

30 Kasım 1993
OKTAY AKBAL

ŞARKILARINA KADAR MAHZUN
Denemeler-Öykücükler
Çağdaş Yayınları

İstanbul - 1997
http://www.ozgurpencere.com/icerik/OKTAY_AKBAL_Ahmet_Rodopman/
*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder